havai fişekleri hep çok sevdim ama hiç izleyemedim. küçükken babam izin vermezdi bakmama az once de ben yetisemedim yine izleyemedim. kaderimi kabullendim sansim olsa bile izlemek istemiyorum. bugunun tarihini hic unutmayacagim dorduncu kovulusum bir yerden. ilki dogdugum evdi ona bir…devamıhavai fişekleri hep çok sevdim ama hiç izleyemedim. küçükken babam izin vermezdi bakmama az once de ben yetisemedim yine izleyemedim. kaderimi kabullendim sansim olsa bile izlemek istemiyorum. bugunun tarihini hic unutmayacagim dorduncu kovulusum bir yerden. ilki dogdugum evdi ona bir oda ver lafi o kadar yuregime oturuyor ki filmde cocuguna sevgiyle kurulan bu cumle benim sevgisizligimi bogazima diziyor. bir babanin yuregine sigamayan her yerde artik oluyormus bunu fark ettim. hicbir yere sigamiyor insan kendini yamamaya calissa da insanlar acimasiz sigdirmiyorlar. bir babaniz yoksa hayatta ve arkanizda duracak bir anneniz de kan belasi ya bu birakmiyo insanin pesini. benim ahım onlara yuk olacagina onlarin varligi benim hayatima engel oluyor artik. ne kadar kovulsam da basimi sokacak yuvam olmasa da dogdugum evin yukunden kurtulamiyorum sanki lanet gibi
insanın duyularıyla tanrıyı kavrayabilmesi o kadar imkansız mı? o neden yarım vaatlerin ve görülmeyen mucizelerin ardına saklansın ki? kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanç duyabiliriz? benim gibi inanmak isteyen ama yapamayanlara ne olacak? ya inanmayan, inanamayanlar? içimdeki tanrıyı neden öldüremiyorum?…devamıinsanın duyularıyla tanrıyı kavrayabilmesi o kadar imkansız mı? o neden yarım vaatlerin ve görülmeyen mucizelerin ardına saklansın ki? kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanç duyabiliriz? benim gibi inanmak isteyen ama yapamayanlara ne olacak? ya inanmayan, inanamayanlar? içimdeki tanrıyı neden öldüremiyorum? onu kalbimden atmak istememe rağmen neden alçaltıcı ve acı verici şekilde içimde yaşamaya devam ediyor?
Kitabı okurken bir çocuk olarak üstümüze yüklenen sorumlulukların, düşünmek zorunda bırakıldığımız, yapmak zorunda kaldığımız şeylerin cinsiyetimize göre ne kadar değiştiğini fark ettim. Benzer hatta neredeyse birebir olayları yaşarken hissettiklerimden başka duygular hissedilemez gibi gelmişti ama okudukça görüyorum bambaşka da yorumlanabiliyor,…devamıKitabı okurken bir çocuk olarak üstümüze yüklenen sorumlulukların, düşünmek zorunda bırakıldığımız, yapmak zorunda kaldığımız şeylerin cinsiyetimize göre ne kadar değiştiğini fark ettim. Benzer hatta neredeyse birebir olayları yaşarken hissettiklerimden başka duygular hissedilemez gibi gelmişti ama okudukça görüyorum bambaşka da yorumlanabiliyor, ne mal insanlar varmış. Çerezlik diyebileceğim kadar kısa ama çerezlik olmayacak kadar da hayatımın içindendi tat kaçırdı. Hislerinden dolayı yazarımızı da anlıyorum hani neden böyle hissettiğini ama haksızsın ya. Çizdiğim alıntıları okurken fark ettim annemin beni tanımasını o kadar istememişim ki normalde hoşuma gidecek şeyler bile annem tarafından yapılınca hırçınlaşmama duvar örmeme neden olmuş..bu duvarlar da ben üniversitedeyken anlam kazanıp birbirimizi tanımamızda bir noktada yardımcı oluyor gibi. Kitapla gereksiz yoğunlukta aynı ilerliyor hayatım tat kaçırdı. Yazarı kadın olsaydı okurken nasıl hissederdim merak ediyorum.
buney ya yunus emre ya da hbv minvalinde biseyle karsilascam diye bi heves basladim tm ilk bolumun 47. dakikasindan bildiriyorum tamamen sacmalik bence buney ya hani zaten mevlanayi sevmem ustune bi de dizisi de boyle olunca komikgeldi😔👆🏿
Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. …Lakin tek korkum: Yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.— Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla…devamıYaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar.
…Lakin tek korkum: Yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.— Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir. Duvardan doğru eğilmiş, yazdıklarımı oburca yutmak, yok etmek isteyen gölgeme. İşte onun için denemek istiyorum: Birbirimizi ola ki daha iyi tanırız. Uzun zamandır başkalarıyla bütün bağlarımı koparmışım, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.
78 sayfa olmasına rağmen çok uzun süredir okuyorum nedendir bilmem. Şeriatinin bazı düşünceleri o kadar hoşuma gitti ki düşüncelerimi bu kadar güzel açıkladığı için keyiflendim. Çoğunlukla da hoşuma giden düşüncelerine istinaden bunları düşünen adam nasıl diğer konularda bu kadar ham…devamı78 sayfa olmasına rağmen çok uzun süredir okuyorum nedendir bilmem. Şeriatinin bazı düşünceleri o kadar hoşuma gitti ki düşüncelerimi bu kadar güzel açıkladığı için keyiflendim. Çoğunlukla da hoşuma giden düşüncelerine istinaden bunları düşünen adam nasıl diğer konularda bu kadar ham bir şey düşünmüş olabilir dedim..ha burda hamdan kastım acemi bir düşünme şekli ya da yoğunlaşılmamış bir düşünme değil de daha çok yanlış yorumlamak gibi. Bana göre yanlış yorumlamak tabii. Sanki bir büyüğümle oturmuş konuşuyorum yeri geliyor beni benden daha iyi anlayıp bana anlatıyor yeri geliyor sinirleniyorum nasıl bu açıdan bakıp bu kadar sert, üstten ve anlamadan konuşabilirsin..şeriati okumaya devam etmeye karar verdim zamanla daha iyi anlayacağımı düşünüyorum(kadın özgürlüğü başlığı altındaki 4 satırı anlayamadığımı ve duygularımı katıp yanlış yorumladığımı düşünmek istiyorum şu an ki muhtemelen öyle de zaten ilerde tekrar dönüp de bakacağım bu gibi bazı başlıkları var..)
Din eşekleştirir. Eski toplumlardaki en büyük ve en güçlü eşekleştirici “din”dir. “Hırsızlık yaptığın, cinayet işlediğin, halkın geleceğini başkalarına sattığın doğru. Ama bunun telafi yolu geri vermek değil ki. Zaten geri verilmez de. Bunun daha basit bir yolu var. Nedir? Şu…devamıDin eşekleştirir. Eski toplumlardaki en büyük ve en güçlü eşekleştirici “din”dir.
“Hırsızlık yaptığın, cinayet işlediğin, halkın geleceğini başkalarına sattığın doğru. Ama bunun telafi yolu geri vermek değil ki. Zaten geri verilmez de. Bunun daha basit bir yolu var. Nedir? Şu duayı kıbleye dönerek altı kez oku; işin artık tamamdır. Şu yediğin paradan biraz da bize ver. Artık iş bitmiş, günahların bağışlanmıştır. Yani şefaat, bağışlanma ve af! Böyle bir dinin Tanrı’sı bütün kötülüklere ve çirkinliklere göz yumar; günahların, çöldeki kum, göklerdeki yıldız ve denizlerdeki köpük kadar çok dahi olsa bir üflemede yok eder!”
O zaman sen ”Öyleyse ben niçin sosyal sorumluluk endişesi taşıyorum?” Diye sorarsın. Niçin? Eğer halkın sosyal hayatı karşısındaki sorumluluğum benim onlar uğrunda ölmemi , canımı feda etmemi ve hayatımı vermemi gerektiriyorsa bunun daha kolay bir yolu var. Bunun yolu, sıkıntısız, baş ağrısız, harcamasız, zahmetsiz, bilinçsiz, düşüncesiz ve tamamen sorumsuz bir şekilde cennetin anahtarlarını insanın eline veren “dua kitabı”ndan geçer. Bir koyun adaman, bir seyide veya mollaya bir şey vermen, birini sevindirmen veya bir gönül alman her şeyi telafi eder; bütün sosyal sorumlulukların yerine getirilmiş olur. İşte bu, eşekleştirici dindir.
Dolayısıyla bu eşekleştirici dinin, hem “mazlum ben”i intikamımı ölüm sonrasına bırakmaya zorladığını hem de “zalim ben”e yaptığım zulümlerin telafisi ve affı için mazlumu razı etmem gerekmediği, aksine Tanrı ve din temsilcilerini hoşnut etmem gerektiği umudunu verdiğini görüyoruz. Ona veya onlara, bütün mazlumlara Allah tarafından cennete giriş onayı veriliyor. Bu bakımdan sapık din, her iki sınıfı yani hem mazlumu hem de zalimi eşekleştirmeye çağırıyor; tüm somut meseleleri soyutlaştırıyor; tek tek herkesin omzunda ağırlık yapan bütün sosyal sorumlulukları, yalnızca bu resmi mütevellilerin ve profesyonel aracıların bildiği bir miktar özel hilelerle kolayca ortadan kaldırıyor. İşte bu, dini eşekleştirmedir.
fareler ve insanların tiyatrosuna gittim bugün..kitabı da okumamıştım daha önce sonunu da bilmiyodum o kadar etkilendim ki ankaraya nasıl gittim yurda nasıl geldim hiç bilmiyorum..amatör tiyatro oyunlarına gitmeyi çok seviyorum insanların başka karakterlere gözümün önünde girmelerini her izlediğim oyunda aynı…devamıfareler ve insanların tiyatrosuna gittim bugün..kitabı da okumamıştım daha önce sonunu da bilmiyodum o kadar etkilendim ki ankaraya nasıl gittim yurda nasıl geldim hiç bilmiyorum..amatör tiyatro oyunlarına gitmeyi çok seviyorum insanların başka karakterlere gözümün önünde girmelerini her izlediğim oyunda aynı yüzün bambaşka karakterde olmasını çok seviyorum sanki her seferinde farklı insanlarla tanışıyormuşum gibi geliyor neyse yani ömrüm yettiğince sahnelenen tüm tiyatrolara gitmek istiyorum😔🙋🏿
Din, felsefenin, bilimin ve sanayinin ötesinde bir şeydir. Din "bilinçli olmak"tır. Devredilen geleneksel tekrarlar toplamından ibaret olan dinden farklıdır. Bu geleneksel dinin, iki bin yıl öncesine mi yoksa Nâsıruddin fiah zamanına mı ait olduğu belli değildir. Sadece eski olduğu için…devamıDin, felsefenin, bilimin ve sanayinin ötesinde bir şeydir. Din "bilinçli olmak"tır. Devredilen geleneksel tekrarlar toplamından ibaret olan dinden farklıdır. Bu geleneksel dinin, iki bin yıl öncesine mi yoksa Nâsıruddin fiah zamanına mı ait olduğu belli değildir. Sadece eski olduğu için kutsaldır. O kadar.