"Her çocuk özeldir" disleksi hastası olan bir çocuğun hikayesini bizlerle paylaşıyor.Ailesi ve okul çevresi tarafından tembel diye adlandırılan bu çocuğun eğitimin yetersiz kaldığı durumlarla savasini izliyoruz.Disleksi rahatsızlıgi kişinin okuma ve yazma ile ilgili yaşadığı olumsuz durumlardir.Beyin kelime ve sembolleri hangi…devamı"Her çocuk özeldir" disleksi hastası olan bir çocuğun hikayesini bizlerle paylaşıyor.Ailesi ve okul çevresi tarafından tembel diye adlandırılan bu çocuğun eğitimin yetersiz kaldığı durumlarla savasini izliyoruz.Disleksi rahatsızlıgi kişinin okuma ve yazma ile ilgili yaşadığı olumsuz durumlardir.Beyin kelime ve sembolleri hangi seslerden meydana geldiğini ayırt edemediği için kişide bazı problemler ortaya çıkar.Film de tam olarak bunun bilinclendirmesini yapıyor.Ogrenme bozukluğu olan bircok dahilerden de konu açan film Albert Einstein,Newton gibi önemli bilim adamlarinda bu rahatsızlığın olduğunu da söylemeyi ihmal etmiyor.Bilinclendiren bir Amir khan filmi daha.
Christopher Nolan'in 2000 yılında bizlere hediye ettiğini düşündüğüm filmi Memento birçok kullanıcı tarafından analiz edildiği için ben sadece uzun uzun anlatmak yerine sizlerle bilinmeyenleri hakkında konusacagim.Yapim yılına göre populerliginin günümüzde de bulduğu konumu korumasıyla en çok izlenen ve beğenilen yapımların…devamıChristopher Nolan'in 2000 yılında bizlere hediye ettiğini düşündüğüm filmi Memento birçok kullanıcı tarafından analiz edildiği için ben sadece uzun uzun anlatmak yerine sizlerle bilinmeyenleri hakkında konusacagim.Yapim yılına göre populerliginin günümüzde de bulduğu konumu korumasıyla en çok izlenen ve beğenilen yapımların arasında yer alıyor.Guy Pearce,Carrie-Anne Moss,Joe Pantoliano gibi başarılı oyuncularla aklımıza kazınan film bizlere Amerikan rüyası gibi görünen Leonard Shelby'nin aslında tamamen intikam planı doğrultusunda hareket eden nefret sembolunden başka bir şey olmadığını gosterir.Bilinmeyenlere gelirsek eğer Guy Pearce'nin göz dolduran oyunculuğundan önce Nolan 'in aklında başka ünlü isimler varmış.Aksiyon filmlerinden tanıdığımız Aaron Eckhart,3 altın küre ödüllü ve özel hayatiyla pek çok olaya karışan Two and a Half Men dizisiyle tanıdığımız Charlie Sheen,daha çok gerilim filmlerinde oynayan Thomas Jane ve Brad Pitt.Yani Guy da bı Brad havası vermiyor değil izlediğimde sürekli aklımdan geçirmistim.Oyuncu kadrosunda emin olunmayan iki isim daha var bu arada.Natalie'yi canlandıracak isimlerden birinin Angelina Jolie olacağı düşünülmüş bunu öğrenince acaba nasil olurdu diye yine bir ikileme düşmüştüm.Bir diğer bilinmeyen ve beni inanılmaz şaşırtan siyah beyaz sahnelerin tamamen doğaçlama diyologlarin geçmesi çünkü benim için Memento yu Memento yapan siyah beyaz sahneleriydi.Sammy karakteri mi canlandıran Stephen Tobolowsky'nin geçmişinde geçirmiş olduğu hastalıklarından dolayı benzer deneyimleri bulundugundan yönetmenle iletişime geçmiş ve senaryoda siyah beyaz sahnelerin hiçbirinde replik yokken oyuncular doğaçlama ile olmayan birçok sahneyi var etmiştir.Peki Nolan'in filmde küçük bir rolü olduğunu sizlere söylesem ne derdiniz?Lakin kendisi diyemeyiz tam Nolan'in sadece bir cümleyi Teddy'nin ağzından istediği gibi çıkmadığı için kendi sesini aktörunkine benzeterek "You dont have a clue,you freak!"repligiyle kısa süreliğine Nolan'in sesini duymamiza vesile olan o sahneyi de başarılı şekilde bizlere geçirdiği ekstra hayranlık duyuyor insan.Cogu izleyicisi bilir ki Nolan'in zamanla ilgili bir sorunu varmıs gibi birçok filmde bunu görürüz Memento'da da zamansalligini kaybeden basrolun aslında tamamen gerçek olgulara dayanarak"İleriye dönük amnsezi"olarak bilinen hastalığın detaylı halini işliyor.Yani hastalık kurgusal değil ve işleyiş olarak şok geçiren hafıza anılara ket vurdugundan dolayı tam bilinemeyen bir hafıza kaybı gerçekleşiyor.Norobilimcilerden tam puan aldığını da böylece belirtmiş olduk.Memento'un esin kaynagina gelirsek eğer Christopher'in 1983 yılında basılmış olan Waterland kitabıyla Memento'ya büyük bir ilham kaynağı olmuştur.Filmde o kadar çok bilinmeyen o kadar çok gelecek sinyalleri, kaçırılmaması gereken nokta var ki şimdilik sadece birkaçından bahsederek yazıyı bitiyorum iyi seyirler.
Eğitim sistemini yine başarılı bir şekilde sorgulayan bir yapım. "Neden birinin başarısızlığı herkese ilan ediliyor ki?Eğer demir eksikliğiniz varsa doktor size bunun için ilaç mi yazar yoksa bunu televizyona mi verir? "Dogdugumuzdan beri bize hayatın bir yarış olduğu soylendi.Hizli kosmazsan…devamıEğitim sistemini yine başarılı bir şekilde sorgulayan bir yapım.
"Neden birinin başarısızlığı herkese ilan ediliyor ki?Eğer demir eksikliğiniz varsa doktor size bunun için ilaç mi yazar yoksa bunu televizyona mi verir?
"Dogdugumuzdan beri bize hayatın bir yarış olduğu soylendi.Hizli kosmazsan ezilirsin.Hatta dünyaya gelirken bile 300 milyon sperm arasında bir yarış vardı."
Yakın gelecegin sandigimizdan daha yakın olduğunu bizlere tekrar hatırlatan benim tabirim taş gibi kaliteli bir yapım olan "Yedinci Hayat" dünyadaki yıllardır devam eden nüfus artışının doğanın korunamamasi,yaşam için gerekli malzemelerin yeterli olmayip hızla tukenisi gibi sorunları kulvarında toplayarak harmanlayip kurgu…devamıYakın gelecegin sandigimizdan daha yakın olduğunu bizlere tekrar hatırlatan benim tabirim taş gibi kaliteli bir yapım olan "Yedinci Hayat" dünyadaki yıllardır devam eden nüfus artışının doğanın korunamamasi,yaşam için gerekli malzemelerin yeterli olmayip hızla tukenisi gibi sorunları kulvarında toplayarak harmanlayip kurgu gibi görünen ama çok yakında bizi bekleyen bir geleceğin gerçeğini perdeye aktarıyor.Dikkate almadigimiz hava kirliliği ile ozon tabakasının zarar görmesiyle, eriyen buzullarin yarattığı büyük tehlikelerle kısacası önlem almadan sorumsuzca davranmamizin bedelini nasıl ödüyoruz onu anlatıyor bizlere.Tommy Wirkola'nin yönetmenligini yaptığı film bizleri aynı zamanda konusuyla büyük bir ikileme düşürüyor.Sadece bir çocuk yapma şansınız olsaydı ve ikinci çocuğunuz devlet tarafından alınsaydı onu sadece uyutacaklarini soyleselerdi ne yapardınız?Dünyanın durumunu bildiğiniz halde başka hayatları da tehlikeye atar miydiniz?Güçlü performansiyla büyüleyen Noomi ve Willem Dafoe ile iki saatin nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız.İyi seyirler.
Spoiler içeriyor
Wally Pfister'in keşke bilim kurgu tarzı filmler çekmeye devam etse dediğim begenimi kazanan filmi "Evrim" konu olarak aslında çok özel de bir konuyu ele almıyor aslında önemli olan tamamen başarılı şekilde aktarışıdır.Her ne kadar Türkçe çevirisi evrim de olsa aslında…devamıWally Pfister'in keşke bilim kurgu tarzı filmler çekmeye devam etse dediğim begenimi kazanan filmi "Evrim" konu olarak aslında çok özel de bir konuyu ele almıyor aslında önemli olan tamamen başarılı şekilde aktarışıdır.Her ne kadar Türkçe çevirisi evrim de olsa aslında transcendes kelime anlamı üstünlüktur.Nanoteknoloji dalında yer alan yapay zekanin gelecekte ne kadar ileri gidebileceği ve bir iradeye sahip olabilir mi gibi sorulara cevap vermek isteyen yapım araya bı de tatlı aşk hikayesini sığdırmış benim için olsa olur muydu dicem onun yerine daha farklı bir ilişki de ele alınabilirdi yavan kalmış gibi geldi ilişki olayı.Eger yapay zekadan devam edecek olursak aslında bizleri "Bu olamaz imkansız"dedirtecek sahneleriyle karşılamıyor her şey yakın gelecekte mümkün.Yapay zekayi sınır tanımaz hale gelebilecek düzeyde yapmak ya da kuantum bilgisayarlarin geçmişten günümüze varolmus tüm insanların toplam zekasindan daha zeki hale gelebilir mi bizi kontrol edebilir mi bu durumlar daha önce izleyenler bilir Will Smith'in oynadığı "Ben, Robot"filminde de buna benzer bır gelecegin bizleri beklediğini yönetmen çıtlatmisti.Sadece Robot değil birçok bilim kurguda fantastik filmlerde ("Terminatör") makinelerin bizleri yönetebilecegi durumlar ele alınmıştı.Bu mümkün ama beni düşündüren asıl konu bizim gibi duygulara sahip olabilirler mi?Sevmek guzelken nefret gibi bir duyguyu öğrendiklerinde ya da hissettiklerinde bizden daha üstün olduklarını sorgulamak gibi varoluşsal sancılar bıle yasadiklarinda neler olacak? Duygular bir makine için mümkün olabilir mi? Sinirbilimi çözmek bu kadar basit mi? Robotigin derinlerine inerken bilince sahip bir teknoloji yaratmak mümkün mü?Filmde de buna değinilmiş ve insanın içine şüphe de düşürmüyor değil açıkçası.Gerci biz ekonomi konuşmaktan ileri gidemedigimiz için bu biraz da bizi ilgilendiren bir konu sayılmaz neyse konuya dönecek olursam modern bilimin ışığının bizi de aydınlatması temennisiyle devam ediyorum düşüncelerime. İnsanin biyolojik evrimini teknolojik bir boyutla yeni bir boyut kazandırmak yani filmin de adından anlaşıldığı üzere yeni bir evrim yaratmak.Yine de şu film isimlerini keşke anlam çıkarmaya çalışarak değil de olduğu gibi yazsak.Bugun olduğu gibi konu olarak iki grubun çatışmasını konu almaya devam eder film.Teknolojinin tehlikeli oldugu karşıt düşüncede olan bir grup ve tam tersi destekleyenler.Basrollerden Dr.Carter'in aklına ilginç bir fikir gelmesiyle asıl olaylar baslar.Aslinda filmdeki teknoloji bilimsel temellere dayanan teknoloji olduğu için kuantum bilgisayarlarin kısa süre içinde insan beynini işlem kapasitesini katlayacak bilgisayarlar haline gelmesi olasiligi yüksek.Bundan yüzyıllar önce de insanlar bu düşüncelere hayal,imkansız gibi bakış açısıyla yaklasti. Aya yolculuk fantastik filmlerin sadece konusu olarak kalmiş ileriye gidilememiş ama bundan yüzyıllar sonra hatta yıllar sonra hepsi gerçege dönusturulerek imkansızlar basarilmisti.Kim bilir belki birgün mutfak robotunuzla oturup dertlesecek ya da istemediğiniz zaman işe gitmesi için kişisel robotunuzu gondereceksiniz ya da onlar sizin yerinizi alacak.Dedigim gibi bu tarz düşünceler hayal değil gelecekteki olası bir secenek.Eger dünyayi daha iyi bir hale getireceklerse varsın olsunlar diyerek de uzatmadan izlemenizi tavsiye ederim iyi seyirler şimdiden.
Hala eski izlediğim filmler listemden devam ediyorum bu da beni etkileyen bir diğer dram filmiydi ağlatan cinsten.Bir zamanlar ikinci dünya savaşı'nı konu alan filmleri araştırırken eklemiştim listeme ve aklımda kaldığı kadarıyla bir analiz yapacağım.Degerli italyan yönetmen Roberto Benigni'n elinden çıkmış…devamıHala eski izlediğim filmler listemden devam ediyorum bu da beni etkileyen bir diğer dram filmiydi ağlatan cinsten.Bir zamanlar ikinci dünya savaşı'nı konu alan filmleri araştırırken eklemiştim listeme ve aklımda kaldığı kadarıyla bir analiz yapacağım.Degerli italyan yönetmen Roberto Benigni'n elinden çıkmış değerli bir yapımdır "La Vita E Bella."Komedi ile dramın harmanlanarak karşımıza çıkartıldığı bu film başlangıçta da denildiği gibi basit bir hikaye ile başlar her ne kadar basit olmasa da.Bizi güldüren sahnelerin yerini savaş,fedakarlıklar,dağılan aileler,dökülen gözyaşları ve birçok insanlık dışı durumlara bırakırken repliklerle aynı zamanda bu durumla büyük bir tezatlik oluşturarak mükemmel bir iş çıkarmıştır yönetmen.Konu alarak ilk görüşte aşık olduğu kadınla evlenip mutlu yuva kuran bir babanın ailesine olan düşkünlüğüyle seyircinin kalbini fetheden bir peri masalına dönüşür.Onlar için hayat güzeldir kapıda bekleyen savaşı bilmedikleri sürece.İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle Alman güçlerinin İtalya'ya girmesiyle başlar asıl film.Bizleri oyun üzerine kurulu bir hayat mücadelesi bekler.Film iki kısımdan oluşur aslında romantik ve dram komedi.Hayal kadar gerçek olamayacak kadar güzel bir yaşam ve başkalarının ideolojilerine uyularak kararlar veren bir kesim tarafından alınan gerçek hayatlar.Hem yönetmenliğini hem de başrolünü oynayarak bizi ağlatan çoğu zaman sorgulatan Roberto harika bir yapıma imza attığı için teşekkür ederim.Fazla konuşmadan izlemediyseniz bu yazıyı bir işaret olarak görüp ertelemeyi bırakip izlemeniz önerisinde bulunabilirim.İyi seyirler.
1988 yapımı Tom Cruise ve Dustin Hoffman'in başrollerini oynadığı herkesin izlemesi gereken yapımlardan biri "Rain Man". Türkçe çevirisi ile yağmur adam iki farklı kardeşin yol hikayesini bizlerle paylaşıyor.Bencil ve maddiyata dayalı bir hayat yaşayan Charlie babasının ölümüyle ona kalan büyük…devamı1988 yapımı Tom Cruise ve Dustin Hoffman'in başrollerini oynadığı herkesin izlemesi gereken yapımlardan biri "Rain Man". Türkçe çevirisi ile yağmur adam iki farklı kardeşin yol hikayesini bizlerle paylaşıyor.Bencil ve maddiyata dayalı bir hayat yaşayan Charlie babasının ölümüyle ona kalan büyük mirasın peşine düşer ve hiç beklemediği bir durumla karşı karşıyadir. Yıllardir görüşmediği babasınin dış dünyayı henüz keşfetmemis,kendi düzeni olan ve duygularını içten yaşayan otistik abisine mirasın tamamının bırakıldığını öğrenir ve böylece serüvenimiz başlar.Charlie öyle bencil öyle burnu havada biridir ki bu durumu asla kendine yediremez ona bırakılan Buick Roadmaster marka ile abisini kaçırır.Abisinin özel durumu hakkında en ufak bir fikri yoktur ve onu başka bir odada kalmaya rutinini bozmaya zorlar.Oysa ki Raymond savant bir bireydir ve kendisi kuralları olan sosyal dünyaya adapte olmakta zorluk çeken bir dahidir.Gercek bir hikayeden esinlenerek çekilen bu film aslında bizlere Kim Peek'i anlatıyor.Anlayacaginiz "En iyi Erkek Oyuncu"Oscarıni alan Dustin Kim Peek'e bu durumu borçlu diyebiliriz.İki kardeşin dunyasini anlatırken otizmin farkındalığıni da oluşturarak bizlere güzel mesajlar da veriyor.Peki savant nedir?Filmdeki savant bir birey ne kadar doğru aktarılmıştır bunu özel eğitim alan biri olarak yorumlayayim.Oncelikle en büyük hayallerimden biri otizmde savant türündeki bir bireyle karsilasmaktir ama kendilerini gözlemleme şansını bulamadım ne yazık ki çünkü yüzdelik kısmın çok az bir bölümünü oluştururlar.Normal kabul ettiğimiz zeka seviyesinin altında olan ama belirli alanlarda üstün bir yetenek gösteren kişilere savant yani "Üstün Zeka Sendromu" diyoruz.Bu kişiler birçok farklı alanda olağanüstü yetenekler gösterir ki bunlar müzik alanında,kağıt kaleme ihtiyaç duymadan çok haneli sayıları kafadan hesaplamada,kuş uçuşuyla büyük bir alanı ezberleyip çizmeye,hangi tarihin hangi güne denk geldiğine kadar birçok alanda çeşitlilik gösteren yeteneklere sahiptirler.Dogum öncesi,doğum anı ve sonrası olarak üçe ayrılan dönemler mevcut.Bu tanım 2004'e kadar tam olarak bilinmiyor sağlıklı kişilerde de sonradan çıkabilen bir sendrom olarak kendini gösteren bir konuma sahipti.Filmdeki basrolumuz savant özelliklerini çok başarılı şekilde aktarmış.Göz teması kurmakta sorun yaşayan ve sürekli gözlerini kaçırması,yaşıtlarıyla tam olarak bir ilişki kuramamasi ve onlara karşı empati kuramamasi,konuşma konusunda zorlanma ve sessiz kalma,sürekli aynı şeyleri yapma konusunda hassasiyet göstermeleri,aynı cümleleri tekrar edip durmaları,karşı tarafın mizahi yönünü anlamaması...Başrol tam olarak otizm bir bireyin tüm özelliklerini güzel şekilde perdeye aktarmış.Benim gibi düşünmüşler ki 4 Oscar'i güle oynaya almışlar.Aslinda durumlar şöyle gelişiyor.Senaryo yazarı o zamanlar Kim Peek'in hikayesinden etkileniyor ve gittiği bir kongrede kendisi ile tanışma fırsatını yakalıyor.Daha sonra ise bizlere bu hikayeyi paylaşıyor.Dustin o kadar çok bagliymis ki işine Peek ile defalarca görüşüp onu gözlemleme fırsatını yakalamış yani aldığı Oscarı haketmis abimiz.Klasik olarak kabul ettiğimiz bu film içimizde otizmli down sendromlu gibi özel durumu olan insanların aramızda yaşadığı ve onları bir birey olarak kabul etmemizi sağlayan içimizi sıcacık yapacak bir yapım.Derek Paravicini,Jonathan Lerman,Tony Clemons gibi otizmli ama alanında harikalar çıkaran sanatçıların olduğnu bizlere hatırlatan bir film.Unutmayin ki hepimiz birer engelli adayiyiz ve bizler otizmin farkındayız onların yanındayız.İyi seyirler.
Belki birilerine bu dediğim tuhaf gelebilir ama ben Amir khan'ın Hindistan'in Charlie chaplin'i görüyorum.Sistemi bu kadar güzel eleştirmesi takdire şayan.Bollywood'un tanınmasında büyük rol oynayan bir isim bence.Konu olarak uzaylı ama insan görünümünde Rajasthan'daki bir araştırma görevi için dünyaya iner.Kumandasi hırsız…devamıBelki birilerine bu dediğim tuhaf gelebilir ama ben Amir khan'ın Hindistan'in Charlie chaplin'i görüyorum.Sistemi bu kadar güzel eleştirmesi takdire şayan.Bollywood'un tanınmasında büyük rol oynayan bir isim bence.Konu olarak uzaylı ama insan görünümünde Rajasthan'daki bir araştırma görevi için dünyaya iner.Kumandasi hırsız tarafından calininca onu bekleyen çok başka bir macera vardır.Dunyayi ve işleyen sistemi yakından görme şansını elde eden uzaylı halktan ne görüyorsa onu yapıyor ve böylece durumlara da güzel ayak uyduruyodur.Yalan,dinler, iletişim hakkında bilgisi yoktur ve bu onun kafasını karıştırır.Sonunda bir adamın ona "Sana ancak Tanrı yardım edebilir" sözüyle hikaye başlar çünkü bir değil birçok tanrı vardır ve uzaylinin kafası çok karışmıştır.Dinler,ideolojiler,mezheplere sert eleştirilerde bulunan film aslında biz insanoğlunun dinler olmadan çok rahat anlasabildigimiz ve tüm karmaşayı dinlerin çıkardığını söylüyor.İnsanlar arasındaki farklılıkları Tanri'nin değil insanların yaptığıni da ayrıca vurguluyor.Toplumdaki farklılığa saygı duyuyor onu sanki onemsiyormus gibi yapan din adamlarinin ikiyüzlülügunu,saygı empatik gibi güzel duygulari kullanarak aslında onları bizlere pazarlayan tapınak gibi dini evleri eleştiriyor.Uzun uzun konuşulması gereken bir film o yüzden spoiler vermeden izlemeniz gerektiğini vurgulayarak cümleyi sonlandırma gereği hissettim.Tesekkurler.