-. insan bilinmeyenden korkmaz; bilinmeyene bakarken kendini görmekten korkar. - görev mesafe ister, hayatta kalmak ise bağ. - sessizlik, konuşulmayan şeyleri büyütür. - kontrol ettiğini sandığın her şey, sırtını döndüğünde derinleşir. The gorge
- tehdit görünmez olduğunda, hayal gücü en tehlikeli silahtır. - uçurum aşağıda değildir; iki insan arasındadır. - bazı boşluklar aşılmaz; sadece bakılır ve orada olduğun kabul edilir. The gorge //
Spoiler içeriyor
the gorge (2025) `scott derrickson`'ın `korku–gerilim damarını bu kez bilimkurgu` `ve ilişki metaforuyla birleştirdiği`, ilk bakışta “`iki sniper + gizem `"gibi duran ama altını kazıdıkça yalnızlık, kontrol ve insanın bilinmeyene bakma cesareti üzerine kurulu bir film. başrolde `miles teller` ve…devamıthe gorge (2025)
`scott derrickson`'ın `korku–gerilim damarını bu kez bilimkurgu` `ve ilişki metaforuyla birleştirdiği`, ilk bakışta “`iki sniper + gizem `"gibi duran ama altını kazıdıkça yalnızlık, kontrol ve insanın bilinmeyene bakma cesareti üzerine kurulu bir film.
başrolde `miles teller` ve `anya taylor-joy` var. ikisi de birbirine yaklaşırken fazla dramatik oynamıyor, tam tersine susarak kuruyorlar bağı. yan tarafta sigourney weaver gibi bir ağırlık olunca, hikâye ister istemez “`bu iş sandığımızdan büyük`” hissini erkenden veriyor.
hikâye basit başlıyor:
dünyadan izole edilmiş devasa bir uçurum.
iki karşı kule.
iki görevli.
tek talimat: aşağıdan gelen şeyi durdurmak.
ne olduğu söylenmiyor.
zaten film de bunu aceleye getirmiyor.
ilk yarı neredeyse meditasyon gibi ilerliyor.
bekleyiş, nöbet, rutinin insanı kemirmesi.
karakterler birbirleriyle yazıyla, işaretle, müzikle temas etmeye başlıyor.
mesafe duruyor ama yalnızlık azalıyor.
ve bu noktada film şunu fısıldıyor:
asıl uçurum aşağıda değil, iki insanın arasında.
ikinci yarıda iş kararıyor.
gizem açılıyor ama rahatlatmıyor.
aşağıdaki şey “`canavar`” diye etiketlenip geçilecek bir şey değil;
daha çok bastırılmış korkuların, unutulmuş günahların ve kontrol takıntısının vücut bulmuş hâli.
film aksiyona geçtiğinde bile derdi aksiyon değil.
hayatta kalma sahneleri var ama alt metinde sürekli şu dönüyor:
`bilinmeyeni kontrol etmeye çalıştıkça onu büyütürsün.`
`the gorge`, izolasyonu romantize etmiyor.
yalnızlığı yücelten bir film hiç değil.
aksine, yalnızlığın insanı nasıl gerçeklikten kopardığını anlatıyor.
temel derdi şu iki soru:
– tehdit gerçekten dışarıdan mı geliyor?
– yoksa insan, içine baktığında gördüğü şeyden mi korkuyor?
filmin en vurucu tarafı şu:
korku bağırmıyor, saldırmıyor, `jump scare` kovalamıyor.
bekliyor.
sen bakana kadar derinleşiyor.
sonuç olarak:
bu film ne tam bir canavar filmi,
ne düz bir aşk hikâyesi,
ne de saf bilimkurgu.
the gorge,
insanın bilinmeyene bakarken
en çok kendini gördüğünü hatırlatan filmlerden biri.
“`bu film kafama bir şey bıraktı`” diyeceğin tarzda.
road house / bar fedaisi “bunun neden çekildiğini” sorgulayanlar filmi yanlış izliyor. film zaten neden çekildiğini umursamıyor. olay şu: bir bar var, barın etrafında sürekli dayak yemek isteyen insanlar var, jake gyllenhaal da hepsini sırayla kırıyor. hikâye ilerlemiyor, olaylar gelişmiyor,…devamıroad house / bar fedaisi
“bunun neden çekildiğini” sorgulayanlar filmi yanlış izliyor.
film zaten neden çekildiğini umursamıyor.
olay şu:
bir bar var,
barın etrafında sürekli dayak yemek isteyen insanlar var,
jake gyllenhaal da hepsini sırayla kırıyor.
hikâye ilerlemiyor,
olaylar gelişmiyor,
karakterler dönüşmüyor.
sadece kavga oluyor.
ve ilginçtir, bu bir süre sonra sorun olmaktan çıkıyor.
doug liman belli ki senaryoyu yazarken şunu demiş:
“abi bu insanlar buraya düşünmeye değil, yumruk izlemeye gelmiş.”
conor mcgregor olayı ise apayrı bir boyut.
filmden çıkart, çizgi filme koy, sırıtmaz.
insan değil, yan görev boss’u gibi takılıyor.
mantık ararsan kaybolursun,
kabullenirsen eğlenirsin.
jake gyllenhaal’ın olayı şurada:
adam role değil, filmin tonuna hizmet ediyor.
fazla oynamıyor,
az konuşuyor,
yeterince sert bakıyor.
olması gerektiği kadar umursuyor.
sonuç olarak:
sanatsal değil,
derin değil,
önemli hiç değil.
ama akşam kafayı boşaltmalık,
“bunu ben evde arka planda açsam da akar”
dedirten bir film.
bazen sinema dediğin şey
karakter gelişimi değil,
karakterin birini duvara yapıştırmasıdır.
road house da bunu yapıyor.
Spoiler içeriyor
“`war, inc.`”i film yorumu değil, dünya düzeni okuması olarak yazıyorum. **`war, inc.` (2008) — savaşın özelleştirilmesi üzerine kara bir masal** bu film yüzeyden izlenirse dağınık, ton tutarsız, hatta “`beceriksiz`” gibi görünür. ama biraz kazırsan şunu fark ediyorsun: `war, inc.` bir…devamı“`war, inc.`”i film yorumu değil, dünya düzeni okuması olarak yazıyorum.
**`war, inc.` (2008)
— savaşın özelleştirilmesi üzerine kara bir masal**
bu film yüzeyden izlenirse dağınık, ton tutarsız, hatta “`beceriksiz`” gibi görünür.
ama biraz kazırsan şunu fark ediyorsun:
`war, inc.` bir hikâye anlatmıyor, bir sistem tarif ediyor.
konu (görünen hikâye)
`cusack`'in canlandırdığı `hauser`,
bir özel askeri–kurumsal şirketin “`kriz yöneticisi`”.
`görevi`:
istikrarsız bir ülkede
— isyanı bastırmak,
— yerel halkı sakinleştirmek,
— medyayı ayarlamak,
— şirketin işlerini güvence altına almak.
ama bunu asker gibi değil,
pazarlamacı gibi yapıyor.
operasyon ile düğün,
bombalama ile basın toplantısı
aynı ajandanın maddeleri.
film baştan sona şunu söylüyor:
`modern savaş artık politik değil,` `lojistik bir faaliyettir.`
kurgu (neden bu kadar parçalı?)
filmin dağınık kurgusu kasıtlı.
çünkü anlatılan dünya kendisi de parçalı:
- askeri operasyonlar
- medya yönetimi
- şirket toplantıları
- tüketim kültürü
- eğlence sektörü
her şey aynı anda akıyor.
hiçbir şeye tam odaklanamıyorsun.
tıpkı modern dünyada olduğu gibi.
seyirciye bilerek “`kontrol kaybı`” yaşatılıyor.
`ana tema 1: savaşın özelleştirilmesi`
`filmde devlet neredeyse yok.`
`bayrak yok.`
`ideoloji yok.`
yerine ne var?
- şirket logoları
- ihale sözleşmeleri
- medya dili
-pr stratejileri
`savaş artık:`
`devletlerin değil, şirketlerin gelir modelidir.`
`asker = çalışan`
`savaş = proje`
`ülke = pazar`
`ana tema 2: insanın metalaşması`
`hauser` için ölen insanlar sayı değil bile,
zaten raporlara girmiyorlar.
bir düğün bombalanıyor,
ama aynı düğün aynı zamanda
bir pazarlama etkinliği.
`insan hayatı =`
“`operasyonel risk`”.
bu noktada film çok net:
ahlak sistem dışında kalır.
`ana tema 3: medya, algı, simülasyon`
filmde savaş sürekli “`hikâyeleştiriliyor`”.
a / kamera açıları
b/ basın açıklamaları
c/ sahte kahramanlık anlatıları
`gerçek kan yok,`
`gerçek çığlık yok.`
`baudrillard`'`ın dediği gibi:`
`savaş, artık simülasyon üzerinden yaşanıyor.`
`gerçek olan acı değil,`gösterilebilir olan.
`alt metin: neo-liberal dünya düzeni`
`war, inc.`'in gerçek düşmanı terörist değil.
gerçek düşman: `kontrolden çıkan ekonomi.`
film diyor ki:
- devlet geri çekildi
- etik çöktü
- yerine “`verimlilik`” geldi
`idealizm = zarar`
`insanlık = maliyet`
ve bu düzenin içinde
kötü adamlar yok:
sadece işini yapan insanlar var.
`cusack`'in karakteri neyi temsil ediyor?
`hauser` bir canavar değil.
psikopat hiç değil.
hatta yer yer sempatik.
`çünkü film şunu söylüyor:`
`sorun bireylerde değil, sistemde.`
`hauser` suçlu değil,
`fonksiyonel`.
neden bu kadar rahatsız edici?
`çünkü film fantezi değil.`
`abartı da değil.`
bugün:
özel askeri şirketler ( paralı askerler)
savaş ihaleleri ( oyuncak satışı)
yeniden inşa projeleri ( savaş sonrası)
medya manipülasyonu ( bilgi herkesin hakkı)
tam olarak bu şekilde işliyor.
`film 2008'de erken bulundu.`
`bugün ise neredeyse belgesel gibi.`
`sonuç`
`war, inc.` iyi anlatılmış bir film değil.
ama çok doğru bir film.
kamera bazen dağılıyor,
ton bazen kaçıyor.
ama anlattığı şey net:
`savaş artık kanla değil, sözleşmeyle çıkarılır.`
`dünya düzeni üzerine yapılmış`
`en rahatsız edici filmlerden biri.`
ve bu gün tamamen anlatıldığı gibi yaşanıyor ….
filmin konusu :
iç savaş nedir ? nasıl çıkarılır ? manipüle adam kullanma şantaj bu filmde yok yok
mükemmel bir baş yapıt mutlaka izleyin
“war, inc.” 2008 yapımı, joshua seftel'in yönetmenliğini üstlendiği ve john cusack'ın başrolünde oynadığı karanlık mizah dolu bir politik hiciv filmidir. film, modern savaşların aslında ne kadar ticari bir işletmeye dönüştüğünü ve bu çatışmaların kâr amacı güden özel şirketler tarafından nasıl yönlendirildiğini çarpıcı bir dille ortaya koyuyor.
kurgusal bir orta doğu ülkesinde geçen hikayede, savaş çıkaran devasa bir şirketin (war, inc.), yerel diktatörlükle işbirliği yaparak savaşları “satılabilir bir ürün” haline getirdiğini görüyoruz. john cusack, filmde bu kirli oyunun bir parçası olan, kararlı ve ironik bir karakteri canlandırıyor. onun gözünden izlediğimiz film, aslında savaşın perde arkasında yatan güç oyunlarını, paranın ve çıkarların nasıl ön plana çıkarıldığını alaycı bir üslupla anlatıyor.
filmde, absürt diyaloglar ve çarpıcı görseller eşliğinde, politik entrikaların ve medyanın nasıl manipüle edildiğinin izini sürüyoruz. savaşın yıkıcılığına rağmen, aslında tüm bu kargaşanın ardında, insanların hayatlarını hiçe sayan, kâr odaklı büyük şirketlerin, devlet politikalarıyla nasıl iç içe geçtiğini samimi ve açık bir dille gözler önüne seriyor.
“war, inc.” sadece eğlenceli bir aksiyon filmi olmanın ötesinde, modern dünyanın savaşla olan ilişkisini sorgulatan, düşündüren ve bazen de yüzümüze gülümsemeler konduran bir yapım. film, izleyiciyi hem güldürürken hem de derin düşüncelere daldıran o nadir eserlerden biri olarak hafızalara kazınıyor.
“`war, inc.`”i film yorumu değil, dünya düzeni okuması olarak yazıyorum. **`war, inc.` (2008) — savaşın özelleştirilmesi üzerine kara bir masal** bu film yüzeyden izlenirse dağınık, ton tutarsız, hatta “`beceriksiz`” gibi görünür. ama biraz kazırsan şunu fark ediyorsun: `war, inc.` bir…devamı“`war, inc.`”i film yorumu değil, dünya düzeni okuması olarak yazıyorum.
**`war, inc.` (2008)
— savaşın özelleştirilmesi üzerine kara bir masal**
bu film yüzeyden izlenirse dağınık, ton tutarsız, hatta “`beceriksiz`” gibi görünür.
ama biraz kazırsan şunu fark ediyorsun:
`war, inc.` bir hikâye anlatmıyor, bir sistem tarif ediyor.
konu (görünen hikâye)
`cusack`'in canlandırdığı `hauser`,
bir özel askeri–kurumsal şirketin “`kriz yöneticisi`”.
`görevi`:
istikrarsız bir ülkede
— isyanı bastırmak,
— yerel halkı sakinleştirmek,
— medyayı ayarlamak,
— şirketin işlerini güvence altına almak.
ama bunu asker gibi değil,
pazarlamacı gibi yapıyor.
operasyon ile düğün,
bombalama ile basın toplantısı
aynı ajandanın maddeleri.
film baştan sona şunu söylüyor:
`modern savaş artık politik değil,` `lojistik bir faaliyettir.`
kurgu (neden bu kadar parçalı?)
filmin dağınık kurgusu kasıtlı.
çünkü anlatılan dünya kendisi de parçalı:
- askeri operasyonlar
- medya yönetimi
- şirket toplantıları
- tüketim kültürü
- eğlence sektörü
her şey aynı anda akıyor.
hiçbir şeye tam odaklanamıyorsun.
tıpkı modern dünyada olduğu gibi.
seyirciye bilerek “`kontrol kaybı`” yaşatılıyor.
`ana tema 1: savaşın özelleştirilmesi`
`filmde devlet neredeyse yok.`
`bayrak yok.`
`ideoloji yok.`
yerine ne var?
- şirket logoları
- ihale sözleşmeleri
- medya dili
-pr stratejileri
`savaş artık:`
`devletlerin değil, şirketlerin gelir modelidir.`
`asker = çalışan`
`savaş = proje`
`ülke = pazar`
`ana tema 2: insanın metalaşması`
`hauser` için ölen insanlar sayı değil bile,
zaten raporlara girmiyorlar.
bir düğün bombalanıyor,
ama aynı düğün aynı zamanda
bir pazarlama etkinliği.
`insan hayatı =`
“`operasyonel risk`”.
bu noktada film çok net:
ahlak sistem dışında kalır.
`ana tema 3: medya, algı, simülasyon`
filmde savaş sürekli “`hikâyeleştiriliyor`”.
a / kamera açıları
b/ basın açıklamaları
c/ sahte kahramanlık anlatıları
`gerçek kan yok,`
`gerçek çığlık yok.`
`baudrillard`'`ın dediği gibi:`
`savaş, artık simülasyon üzerinden yaşanıyor.`
`gerçek olan acı değil,`gösterilebilir olan.
`alt metin: neo-liberal dünya düzeni`
`war, inc.`'in gerçek düşmanı terörist değil.
gerçek düşman: `kontrolden çıkan ekonomi.`
film diyor ki:
- devlet geri çekildi
- etik çöktü
- yerine “`verimlilik`” geldi
`idealizm = zarar`
`insanlık = maliyet`
ve bu düzenin içinde
kötü adamlar yok:
sadece işini yapan insanlar var.
`cusack`'in karakteri neyi temsil ediyor?
`hauser` bir canavar değil.
psikopat hiç değil.
hatta yer yer sempatik.
`çünkü film şunu söylüyor:`
`sorun bireylerde değil, sistemde.`
`hauser` suçlu değil,
`fonksiyonel`.
neden bu kadar rahatsız edici?
`çünkü film fantezi değil.`
`abartı da değil.`
bugün:
özel askeri şirketler ( paralı askerler)
savaş ihaleleri ( oyuncak satışı)
yeniden inşa projeleri ( savaş sonrası)
medya manipülasyonu ( bilgi herkesin hakkı)
tam olarak bu şekilde işliyor.
`film 2008'de erken bulundu.`
`bugün ise neredeyse belgesel gibi.`
`sonuç`
`war, inc.` iyi anlatılmış bir film değil.
ama çok doğru bir film.
kamera bazen dağılıyor,
ton bazen kaçıyor.
ama anlattığı şey net:
`savaş artık kanla değil, sözleşmeyle çıkarılır.`
`dünya düzeni üzerine yapılmış`
`en rahatsız edici filmlerden biri.`
ve bu gün tamamen anlatıldığı gibi yaşanıyor ….
filmin konusu :
iç savaş nedir ? nasıl çıkarılır ? manipüle adam kullanma şantaj bu filmde yok yok
mükemmel bir baş yapıt mutlaka izleyin
“war, inc.” 2008 yapımı, joshua seftel'in yönetmenliğini üstlendiği ve john cusack'ın başrolünde oynadığı karanlık mizah dolu bir politik hiciv filmidir. film, modern savaşların aslında ne kadar ticari bir işletmeye dönüştüğünü ve bu çatışmaların kâr amacı güden özel şirketler tarafından nasıl yönlendirildiğini çarpıcı bir dille ortaya koyuyor.
kurgusal bir orta doğu ülkesinde geçen hikayede, savaş çıkaran devasa bir şirketin (war, inc.), yerel diktatörlükle işbirliği yaparak savaşları “satılabilir bir ürün” haline getirdiğini görüyoruz. john cusack, filmde bu kirli oyunun bir parçası olan, kararlı ve ironik bir karakteri canlandırıyor. onun gözünden izlediğimiz film, aslında savaşın perde arkasında yatan güç oyunlarını, paranın ve çıkarların nasıl ön plana çıkarıldığını alaycı bir üslupla anlatıyor.
filmde, absürt diyaloglar ve çarpıcı görseller eşliğinde, politik entrikaların ve medyanın nasıl manipüle edildiğinin izini sürüyoruz. savaşın yıkıcılığına rağmen, aslında tüm bu kargaşanın ardında, insanların hayatlarını hiçe sayan, kâr odaklı büyük şirketlerin, devlet politikalarıyla nasıl iç içe geçtiğini samimi ve açık bir dille gözler önüne seriyor.
“war, inc.” sadece eğlenceli bir aksiyon filmi olmanın ötesinde, modern dünyanın savaşla olan ilişkisini sorgulatan, düşündüren ve bazen de yüzümüze gülümsemeler konduran bir yapım. film, izleyiciyi hem güldürürken hem de derin düşüncelere daldıran o nadir eserlerden biri olarak hafızalara kazınıyor.
`road house` (2024 / `jake gyllenhaal`) eski bir `ufc` dövüşçüsü. cebi boş, yüzü yorgun, vicdanı hâlâ çalışıyor. bir florida barında “kapı görevlisi” olur. ama burası bildiğin bar değil: sürekli kavga, sürekli bela, sürekli tehdit. ilk 15 dakikada anlaşılıyor: bu film…devamı`road house` (2024 / `jake gyllenhaal`)
eski bir `ufc` dövüşçüsü.
cebi boş, yüzü yorgun, vicdanı hâlâ çalışıyor.
bir florida barında “kapı görevlisi” olur.
ama burası bildiğin bar değil:
sürekli kavga, sürekli bela, sürekli tehdit.
ilk 15 dakikada anlaşılıyor:
bu film hikâye anlatmaya değil, hissettirmeye oynuyor.
senaryoda derinlik ararsan üzülürsün,
ama yumrukları hissetmek istiyorsan doğru yerdesin.
neyi iyi yapıyor?
- dövüşler kirli, yakın, terli
- hollywood koreografisi değil
-“ gerçekten can acıyor” hissi var
- jake gyllenhaal'ın fiziği
karikatür değil, tehditkâr
konuşmadan da karakter anlatabiliyor
- bar atmosferi
- neon ışık, bira kokusu, pis zemin
- 80'ler b-movie ruhu modern filtreyle
eski road house'un romantizmini
bilerek değil, umursamayarak bırakmış.
neyi umursamıyor?
mantık / gerçekçilik/ karakter derinliği
nasıl bit yer ?
kim niye geliyor,
niye bu kadar manyak,
niye kimse polisi aramıyor…
sorarsan film dağılıyor.
sormazsan keyifli.
doug liman burada ne yapmış?
kendini ciddi hissettiren
ama ciddiye alınmayı beklemeyen bir film çekmiş.
`edge of tomorrow` gibi zeki değil.
`bourne` kadar etkili hiç değil.
ama özgür.
“bu film iyi mi?”
– tartışılır
“akıyor mu?”
– evet
“unutulur mu?”
– zor
kısaca
road house,
prestijli sinema değil.
ama aşağı yukarı şunu vaat ediyor:
- bol kavga
- az diyalog
- sıfır utanç
- alfa erkek filmi net…
ve verdiğini de tutuyor.
bazen insan,
derdi tasası olmayan
yumruklu film izlemek ister.
bu film tam oraya düşüyor.bildin mi ?
Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi (Wristcutters: A Love Story, 2006) “Hayat kötüyse, sonrası da pek parlak sayılmaz.” Bu film, intiharı romantize etmez. Daha kötüsünü yapar: İntihardan sonrası için de umut vaat etmez. Ve tam da bu yüzden samimidir. Konu (Spoilersız…devamıBilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi (Wristcutters: A Love Story, 2006)
“Hayat kötüyse, sonrası da pek parlak sayılmaz.”
Bu film, intiharı romantize etmez.
Daha kötüsünü yapar:
İntihardan sonrası için de umut vaat etmez.
Ve tam da bu yüzden samimidir.
Konu (Spoilersız ama hissi bol)
Bileğini keserek intihar edenler, öldükten sonra “özel” bir yere gitmez.
Cennet yok. Cehennem yok.
Sadece hayatın daha soluk, daha sessiz, daha anlamsız bir versiyonu vardır.
Aynı sıkıcılık.
Aynı boşluk.
Sadece gökyüzü biraz daha gri.
Film burada şunu fısıldar:
“Kaçtığını sandığın yer, aslında aynısı.”
Ana Karakter: Eugene
Eugene klasik bir “acı çeken adam” değildir.
// Büyük laflar etmez
-// Hayatla kavga etmez
// Zaten vazgeçmiştir
Onu diğerlerinden ayıran şey şu:
Acısını dramatize etmez.
Ve film de etmez.
Bu yüzden Eugene’in aşkı da öyle destansı değildir.
Sessizdir.
Eksiktir.
Ama gerçektir.
Aşk Meselesi (Asıl Film Burada Başlıyor)
Bu bir “aşk filmi” gibi sunulur ama aslında şudur:
“Hayat berbat olabilir ama biri varsa, katlanılabilir.”
Aşk burada:
- Kurtarıcı değil
- İyileştirici değil
- Sadece yalnızlığı biraz azaltan bir şey
Ve film bu kadarını bile mucize sayar.
Dünya Tasarımı: En Güzel Umutsuzluk
Kurulan evren:
- Post-apokaliptik değil
- Fantastik değil
- Sci-fi hiç değil
Sadece ruhsal çöküşün mekanik hali
Marketler çalışır.
Otobüsler gider.
İnsanlar konuşur.
Ama kimsenin gerçekten bir yere gittiği yoktur.
Alt Metin (Filmin Asıl Derdİ)
Bilek Kesenler şunu söyler:
“Sorun hayat değil, anlam.”
İntihar edenler de bunu bulamadığı için buradadır.
Ama ironik olan şu:
Ölüm de bir anlam sunmaz.
Bu yüzden film ne umut pompalıyor ne de karamsarlık satıyor.
Sadece dürüst.
Ton: Hüzünlü ama Sevimli
Bu film:
Ağlatmaz
Güldürmez
Ama içini hafifçe sıkar
İzledikten sonra şunu düşünürsün:
“Yaşamak güzel değil belki…
ama ölmek de çözüm değilmiş.”
Müzik
Gogol Bordello detayını atlamak ayıp olur.
Müzikler filmin ruhunu özetler:
Gürültülü ama yorgun
Neşeli ama kırık
Tıpkı karakterler gibi.
Final Hakkında (Spoiler Yok)
Film sana şunu bağırmaz:
“Hayat güzeldir.”
Sadece şunu der:
“Belki tamamen kötü de değildir.”
Ve bu cümle, bazen insanı ayakta tutmaya yeter.
Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi,
hayattan kaçmanın bile çözüm olmadığını fısıldayan,
melankoliyi süslemeden anlatan,
garip ama dürüst bir 2000’ler filmidir.