Spoiler içeriyor
Not: Spoiler uyarısı koyuyorum ama sadece sonunda çok çok küçük bir spoiler var. Onun için izlemeyenler gönül rahatlığıyla alıntı kısmına kadar okuyabilirsiniz, teşekkürler. Seri film furyamın arasına başka filmleri de sıkıştırmaya karar verdim ve bu işe puanı yüksek filmlerden başladım.Eh…devamıNot: Spoiler uyarısı koyuyorum ama sadece sonunda çok çok küçük bir spoiler var. Onun için izlemeyenler gönül rahatlığıyla alıntı kısmına kadar okuyabilirsiniz, teşekkürler.
Seri film furyamın arasına başka filmleri de sıkıştırmaya karar verdim ve bu işe puanı yüksek filmlerden başladım.Eh haliyle de bu konuda ilk sırayı hâlâ daha IMDB'de 1. sıradaki yerini koruyan Esaretin Bedeli filmi aldı. Her ne kadar popüler kültür, kült film olması vs. sebebi ile herkes beğendiğini söylese de bence herkesin kaldırabileceği bir film değil. Tıpkı Yeşil Yol gibi. Olağanca dram sahneleri üstünüze yüklenirken bir yandan da içinizde filmin sonuna dek, hatta sonundan sonra bile devam eden bitmek tükenmez bir merak duygusu serpiştiriyor, bir yandan da sizi olabildiğince heyecanlandırmaya çalışıyor. Eh bu parmaklıklar ardındaki esarette içinize umut serpiştirmeyi de ihmal etmiyor.
Bir önceki paragrafda kurduğum 'herkes beğendiğini söylese de' diye başlayan cümle yanlış anlaşılmasın diye açıklama getireceğim. Sırf popüler diye bir filmi doğru düzgün izlemeden beğendiğini söyleyenleri bir yana ayırıyorum. Onun dışında kalan kısım için konuşacağım. Herkes bu filmi beğendiğini söyler, hem külttür, hem insana duyguları en derinden yaşatır, hem de seçebileceği en iyi oyuncuları seçer. Bir yandan da etkileyici diyaloglardan oluşursa ortada beğenmeminiz için bir sebep kalmaz. Asla size hitap etmeyen bir film olması gerekir bunun için. Ya da tek bir tür aramanız. Film yükü ağır bir yapım. Bu nedenle de her izleyen kaldıramaz. İzleyeni bir süreliğine dumura uğratır. Sonuçta esaret filmi olması bir yana dram da o denli yoğundur. Sinema dünyasına sırf puanı yüksek diye bu tür filmlerle giriş yapan birinin bu filmin etkisinden bir süre çıkamayacağını, başka filmlerden zevk alamayacağını düşünüyorum. O yüzden ufak bir tavsiye sinema hayatına böylesine ağır filmlerle başlamayın.
Hapishane filmleri beni hep çok etkiler. Hem bu insanlara acırım, hem de cezalarını çektikleri için mutlu olurum, bir yandan da üzülürüm bu insanlar için. Garip duygulara sokarlar beni. Eğer bir kişi suçsuzsa da kaçmasını dört gözle beklerim, neticede yetkililer ya 3 maymunu oynayacak, ya da davayı tekrar açamayacak kadar meşgul (!) olacaklar. Bu nedenle de suçsuz olduğunu bildiğim karakterin kaçması için hep bir umut ışığı olur içimde.
Film hemen ilerledi, bir çırpıda bitti, nasıl geçtiğini anlamadım gibi zırvalıklara girmeyeceğim. Film çok zor ilerledi, zaman geçmek bilmedi, çünkü gerçekten fazlasıyla ağır bir filmdi. Ama bu ağırlık filmin sonuna dek hiç rahatsız etmedi, zaman geçmese de olurdu, film bitmese de... En başında diyaloglar çok anlamlıydı, içinde barındırdığı mesajı güçlü yansıtmıştı. Dramı öylesine yoğun bir şekilde lanse etmişti ki içindeki duygu seline kapılmamak mümkün değildi. Hal böyle olunca da olabildiğince ağır ilerleyen bu film bitmesin istedim. Tıpkı Yeşil Yol gibi Esaretin Bedeli'ne de ağır olmak yakışmıştı. Ve filme dair en beğendiğim replik de şu oldu. Eminim bu filmi izleyen birçok kişinin favorisi budur. Ne diyordu Andy Dufresne: ''Unutma Red umut iyi bir şeydir. Belki de en iyisi ve iyi şeyler asla ölmez.'' Umut bir insanın sahip olacağı en güzel şeydir, ve kimse onu elinden alamaz. Bir esaret filminde de 'umut'u baş köşeye koymak yapılacak en mantıklı hareketti kanımca.
Oyuncu seçimlerinin ve seçilen oyuncuların performanslarının fazlasıyla iyi olmasını bir yana bırakalım, ki öyle olmasaydı sadece senaryo ile film bu denli yükselemezdi. Bu filmi sırtlayan, rolüne çok çok yakışan, yerine alternatif düşünemediğim biri varsa o da kesinlikle "Red" rolüyle Morgan Freeman'dır. Freeman oyunculuğuna hayranlık duyduğum aktörlerin başında gelir ve ABD sinemasının en önemli, en başarılı aktörlerinden olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Hiç yabancı sinema ile alakası olmayan biri bile Morgan Freeman'a aşinadır. Morgan Freeman'ı her zaman dramatik rollere daha çok yakıştırmışımdır, eh bir de bu dramatik role esirlik de eklenince tam da aranan kan olmuş. Bu yüzden Red karakterine alternatif bir isim aklıma gelmedi. Onun dışında Andy'i izlerken hep Tom Hanks'ı düşündüm. Tim Robbins'de çok başarılıydı ama bu rol için Tom Hanks'da biçilmiş kaftan olabilirdi. Hatta neden oynamadı ki diye araştırırken aslında düşünüldüğünü fakat o dönem Tom Hanks'ın Forrest Gump rolünü aldığı için kendisine götürülen teklifi geri çevirdiğini öğrendim. Bu filme Tom Hanks'a koyup Forrest Gump rolüne de Jim Carrey'i ya da Tom Cruise koyabilirlerdi. Her neyse 1994 ABD sinemasında 27 yıl sonra bir kaydırma yapmanın alemi yok. Ama eminim ki Tom Hanks de Andy Dufresne rolüne en az Tim Robbins kadar yakışırdı. Tabii eğer bu filmde Tom Hanks olsaydı, belki de Yeşil Yol filmine Paul Edgecomb rolünde Tom Hanks'ı göremezdik.
SPOİLER**** (Bu kısmı sonradan ekledim, izlemeyenler isterlerse burada okumayı bıraksınlar.)
Andy karakteri gerçekten çok iyi bir karakterdi, basit bir iyi değil bu iyi. "İyilik" kelimesinin hakkını veren bir iyi. İyi bir bankacı, iyi bir adam, iyi bir dost, iyi bir okuyucu ve de fazlasıyla zeki. İşindeki başarısını hep kendi lehine kullandı, ki Andy'nin yerinde olsam kendi adaletimi kendim sağlamak için tam olarak aynılarını yapardım, bu denli zekice düşünür müydüm bilmiyorum ama düşünsem yapardım. Onun dışında iyi bir dosttu. Belki iyi bir koca değildi, ama kesinlikle çok iyi bir dosttu. Bir taraftan açılan açıklık diğer taraftan kapandı. Andy'nin buraya alışamayarak herkese özgürlüğün ışığını yansıtmaya çalışmasını, buradaki adam olmaz denilen mahkumları kitaplarla tanıştırıp bilgiye aç hale getirmesi ve yıllar sonra bile Shawshank hapishanesinde adını duyurması çok güzeldi.
Esaretin Bedeli için en iyi film diyemem, daha iyilerini de gördüm, ama kesinlikle ilk 5'e girer. Böyle olmasındaki en büyük etkide bu denli ağır bir film iken kendini her kesimden insana izletmeyi başarmasıdır.
Alıntılar;
"Bu duvarlar gariptir. Önce nefret edersin, sonra alışırsın. Yeterince zaman geçirince de onlara bağımlı hale gelirsin." Alışılmış çaresizliğin en büyük örneği bu cümlede saklı.
-Sen neden buradasın?
+ Cinayet. Seninkiyle aynı.
- Masum musun?
+ Shawsank Hapishanesindeki tek suçlu benim.
"Brooks was here... So was Red." Ah ihtiyar Brooks keşke özgürlüğü kaldırabilseydin...