"Aşktan, paradan, inançtan, ünden, adaletten öte gerçeği ver bana." - Thoreau Bence bu bayağı iddialı bir cümle... Neden mi? Çünkü kaçımız hakikat peşinde cesaretimizi diri tutabiliriz ki... Kaçımız kaçmadan, saklanmadan gerçeğin izine düşüp, bulup da yüzleşebilecek güce sahibiz ki... Ya…devamı"Aşktan, paradan, inançtan, ünden, adaletten öte gerçeği ver bana."
- Thoreau
Bence bu bayağı iddialı bir cümle...
Neden mi?
Çünkü kaçımız hakikat peşinde cesaretimizi diri tutabiliriz ki... Kaçımız kaçmadan, saklanmadan gerçeğin izine düşüp, bulup da yüzleşebilecek güce sahibiz ki...
Ya da diğer bir açıdan; hadi, para ve ün neyse de aşk, inanç ve adaletin bile sahte olabileceği ve bunların ardındaki saklı gerçeğin talep edilmesi anlamını da taşıyor bir bakıma bu cümle. Sanıyorum ki bu kadar iddialı bulduğum kısım da tam olarak burası...
Sonra gerçeğin kendisinin ne denli gerçek, kime göre, neye göre gerçek olduğunu sorgularken, aklımın dibine de ekmek banıp deliliğin kıyısından suya ayaklarımı sallarken buluyorum kendimi ya... Neyse...
Eminim, birçoğumuzun hayatının bir döneminde, zihninin bir köşesine kök salmıştır bu tası tarağı toplayıp, her şeyi de geride bırakıp, kaçıp gitme hissi... Belki de o dönem tam da şu sıralara tekabül ediyordur, kim bilir...
Benim de ara ara zihnimin köşelerinde filizlenen bir düşünce bu. Kulağa huzur verici geliyor, değil mi? Bir yere varmaktan ziyade; insanı asıl, yolda olma hissinin, yolun bizzat kendisinin cezbedişi...
Evet, bence de bu hissin fazlasıyla göz bürüyen bir büyüsü var, yadsınamaz ama bir o kadar göz korkutan zorluğu da var, bu da yadsınamaz.
Yani demem o ki baştan aşağıya saygıyı hakeden bir cesaretin gerçek hikayesini izliyoruz bu film boyunca. Kamera açısıdır, oyunculuğudur falan filan... Hepsini geçtim. Sanıyorum ki ekran başında, bir elim çenemde yaşadım ben bu filmi.
+"Sadece orada, vahşi hayatın göbeğinde olacağım. Dev dağlar, nehirler, gökyüzü, av... Orada olacağım. Yaban hayatı."
- "Orada ne yapacaksın? Vahşi doğaya gidince ne olacak?"
+"Yaşayacaksın işte. Oradasın, o anda, o yerde ve zamanda."
Yaşamak... Bu başlı başına büyük bir mesele değil mi zaten? Bu dünyadan geçmiş göçüp de gitmişlerin, gidenlerin ve gideceklerin kaçı ciddi mânâda yaşayabilmiş, yaşayabilecektir acaba, kim bilir?
Yaşamak için kaçmak, illa da kendini dağa taşa vurmak lazım demiyorum he... Yanlış anlaşılmasın. Hani Tanpınar'ın da dediği gibi "Hiç kendini denemeyecek misin? Ne olduğunu, kim olduğunu öğrenmeden mi öleceksin?" dediği misal diyorum. Ben yaşamaya başlı başına bir keşif diyorum...
"Bazıları sevgiyi hak etmediklerini sanırlar. Yavaşça ıssız yerlere kaçar, geçmişle aralarındaki boşluğu doldurmaya çalışırlar."
Hepimizin birtakım yaraları vardır illaki geçmişin tozuyla durup durup kanayan... Ve inanıyorum ki tüm yaralarıyla benliğini kucaklayıp "Ben tüm kırgınlıklarımla, hayallerimle, acılarımla, sızılarımla, sevinçlerimle, korkularımla, olduğumu sandığım ve olacağımı keşfedeceğim her şeyimle benim..." diyip de kendini kendi elinden tuturak kaldırmak lafta kaldığı kadar kolay olmasa gerek...
Çözümden kaçmak ile kaçmaktan çözüm elde etmek arasında dağlar kadar fark var, diyorum. Her kaçış bir çözüm getirmez, diyorum.
Ve ben filmde en çok şu cümleye katılıyorum: "Mutluluk, yalnızca paylaşıldığında gerçektir." Ve diyorum ki insan, insan olabilmek için oksijen kadar sevgiye, mutluluğa, acıya ve bunları paylaşmaya da muhtaç...
Ve son olarak; ben belki çok şey diyorum ama siz beni boşverin, yine de bu filmi bir izleyin, diyip susmak istiyorum...🌳 🛤🌳🍃
"Zevk, yolu izi olmayan yollarda;
Çoşku, ıssız kıyılarda;
Kimsenin rahatsız etmediği kalabalıklar,
Derin denizlerde ve müzik var kükreyişinde:
Severim sevmesine insanı ama daha çok severim doğayı..."
- Lord Byron
9/10
⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐☆