"... bir mahkumun bu kararın öncesinde ve sonrasında bir hayat sürdüğünü kuşkusuz düşünmüyorlar" Bir insanın canını alabilmek sizce bu kadar kolay mı? Her şey hakimin ağzından çıkacak "idam" kelimesine mi bağlı? Bu çok saçma. Bu aşırı saçma bir şey. Bu…devamı"... bir mahkumun bu kararın öncesinde ve sonrasında bir hayat sürdüğünü kuşkusuz düşünmüyorlar"
Bir insanın canını alabilmek sizce bu kadar kolay mı? Her şey hakimin ağzından çıkacak "idam" kelimesine mi bağlı? Bu çok saçma. Bu aşırı saçma bir şey. Bu adalet falan değil.
İdam tamamen insanlık dışı bir şeydir. İçinde bir nebze vicdani duygusu olan bir insan "bence idam gerekli" diyemez, dememeli. Ama halen olsun günümüzde "keşke idam geri gelse" diyenler var. Siz ciddi misiniz? Sizce idam bu kadar kolay bir şey mi? Bahaneniz ne olursa olsun, bir insan ne suç işlerse işlesin onu öldüremezsiniz. Bir insan başka bir insanın canına kıyamaz. Buna hiçbir zaman hakkı yoktur bence. Kendilerini "çağdaş" gören insanlar şimdilerde idamın geri gelmesini isteyenler. İster terörist olsun, ister tacizci kimseyi öldüremezsiniz. Benim suç konusundaki düşüncem şöyle. Bir suç işlendiyse buna ceza verilmeli. Elbette. Yoksa cezası olmayan bir suçu herkes tekrarlayabilir. Bu hapis cezası olabilir. Ama insancıl şartlarda. Şimdi biz bu suçluyu hapishaneye atıp orda kendi kendine düzelmesini bekleyemeyiz. Bizim bu suçluyu topluma tekrar kazandırmamız gerek ama nasıl? Kitaptan bi alıntı yapmak istiyorum."Suça bir hastalık gözüyle bakılacak ve bu hastalığın sizin hakimleriniz yerine doktorları, sizin kürek mahkumiyetileriniz yerine hastaneleri olacak." Evet suçluyu bir hasta gibi iyileştirmemiz gerek. Bunu nasıl yapabileceklerini ben de biraz düşündüm. Bir kaç fikrim var. Öncelikle suç işleyen çoğu insan eğitimsiz. Yani sokakta yaşayan, ailesi olmayan, sevgi görmemiş kişiler. Belki de doğruyu yanlışı ayırt edemeycek derecedeler. Bunun için hapishane bir okul gibi olmalı. Orada eğitim verilmeli, sevgi verilmeli, onlara gelecekleri için ümit verilmeli. Tabi bu "iyileştirmeyi" nasıl yapacaklarını işin ehli olanlar bilir. Bu konu onların işi.
İdam dışında bir de "kürek cezası" var. Belki Forsa kitabını okumuşsunuzdur. Ben 5. sınıftayken okumuştum ve çok etkilenmiştim. Yani bir insan bu kadar yıl boyunca vatanından uzakta nasıl bu işi yapabilir diye düşündüm. Bir insan nasıl böyle köle olabilir diye düşündüm. Özgürlüğüme çok düşkün biriyim. Ve insan kelimesi bana özgürlüğü çağrıştırır. Kitapta karakterimiz ve avukatı arasında şöyle bir diyalog geçiyordu." - Evet, henüz ne karar verdiklerini bilmiyorum, ama hiç kuşkusuz cinayette kasıt reddedilmiştir, bu yüzden ömür boyu kürek cezası vereceklerdir.
- Siz ne diyorsunuz bayım? Ölmek yüz kere daha iyidir! diye öfkeyle cevap verdim." Ölmeyi esirliğe tercih ediyor. Sanırım ben de böyle bir şey derdim. Kürek mahkumlarının hapishane avlusundaki o halleri öyle bir canlandı ki gözümde. Hepsinin perişan ve öfkeli halleri. Kendilerine, jandarmalara en çok da adalete olan öfkeleri. Bu yasaları koyan insanlar kendilerine nasıl medeni diyorlar asla anlamıyorum. Ve bu yasalar nasıl yüz yıllarca sürüyor anlayamıyorum.
Victor Hugo mükemmel bir şey başarmış. Hele ki o yıllarda böyle bir kitap yazmak büyük bir cesaret ister. Zaten ilk basımlarında adı yazmıyormuş. Ama bir şeyleri değiştirebilmiş mi? Evet. Çabalamış mı? Evet. Önsöz de şöyle diyordu."Nihayet, hatırladığı kadarıyla Ulbach’ın infazının ertesi günü bu kitabı yazmaya başladı. O zamandan beri içi rahatladı. Hukuki infaz olarak anılan bu kamu cinayetlerinden biri işlendiğinde, bilinci ona artık bu suça ortak olmadığını söyledi ve artık Grève’den toplumun bütün üyelerinin yüzüne sıçrayan kan damlasının alnına değmediğini hissetti.
Yine de bu yeterli değildi. Ellerini yıkamak iyi, kanın akmasını engellemek muhteşemdir ." İnsanların küçük de olsa bir şeyler yapması gerekiyordu. Victor Hugo büyük bir şey yaptı. Bu kitabı yazdı. Artık ellerine akan o kan kesilmişti. Ama bu kanın akmasını isteyenler var belki yüz yıl sonra hala olacaklar. Bize düşen bunlarla savaşmak. O kanı asla akıtmamak. Umarım başarabiliriz.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Kitaptan hiçbir beklentim yoktu. Yani tamamen öylesine okuduğum bir kitaptı. Ve kitabı çok beğendim. Kitabın önsözü ayrı bir şaheser. Zaten uzun bir önsöz var. Sakın atlamayı düşünmeyin çok güzel. Bir de küçük bi tiyatro metni var. O da kitapta en çok sevdiğim yerlerden birisiydi.
Son olarak kitapta bir şarkı yeri vardı. Sözleri çok güzeldi. Merak edip şarkıyı açtım ve çok beğendim. Çok güzeldi. Kitabı okurken dinlemeye devam ettim. İnsana huzur veren mükemmel bir şey. Belki dinlemek isterseniz diye adını buraya yazıyorum."Vieille chanson du jeune temps"
Kitabı sürekli altını çizerek okudum. Neredeyse her yerin altı çizili. O yüzden bir kaç alıntıyı paylaşmak istiyorum.
📍"Korkunç. Eskiden herkes sakindi, hiçbir şey düşünürmüyordu. Fransa'da hafta en fazla iki kelle uçuruluyordu. Kimsenin sesi çıkmaz, bu infazlar skandala dönüştürülmezdi. Kimse bunları düşünmezdi. Ama işte başınızı çok ağrıtacak bir kitap!"
📍"...ve bütün bunların insanlığın daha önce duymadığı yumuşak ve uysal bir ses tonuyla söylenmesi!.. İçim sızladı buz kestim, yıkıldım. Böylesine korkunç sözlerin o kırmızı ve temiz dudaklardan dökülmesi ürkütücüydü. Âdeta gülün üzerinde salyangozun sümük izi kalmıştı."
📍"Kürek mahkumiyeti yerine giyotin sehpasını, cehennem yerine hiçliği, boyunduruk yerine boynumu giyotinin bıçağına teslim etmeyi yeğlerim!"
📍"Hey! Peki ya altı haftalık bu can çekişmeye, gün boyunca süren bu iniltiye ne demeli? Çok yavaş ve çok hızlı geçen o telafisi imkansız son gün endişelerine ne demeli? Giyotin sehpasına çıkan O ıstırap merdivene ne demeli? Onlara göre bunlar acı çekmek anlamına gelmiyor."