Still Life / Durgun Hayat - 2013 Uberto Pasolini, Roma doğumlu, profesyonel hayatının çoğunu Londra’da geçirmiş bir yatırım bankacısı. Sinema dünyasına muhteşem komedi Full Monty'nin yapımcısı olarak adım atmış. Ilk yönetmenliği Durgun Hayat ise, öldüğünüzde cenazenizi kaldıracak, arkanızdan dua edecek…devamıStill Life / Durgun Hayat - 2013
Uberto Pasolini, Roma doğumlu, profesyonel hayatının çoğunu Londra’da geçirmiş bir yatırım bankacısı. Sinema dünyasına muhteşem komedi Full Monty'nin yapımcısı olarak adım atmış. Ilk yönetmenliği Durgun Hayat ise, öldüğünüzde cenazenizi kaldıracak, arkanızdan dua edecek kimseniz yoksa ne oluyor konusunu inceliyor. Başrolde olanca durgunluğuyla Mr. May (Eddie Marsan) pek bir şey yapmadan harikalar yaratıyor. Bu kadar yalnız, silik, ezik bir rol ile nasıl harikalar yaratılır izleyelim… Mr. May, Londra Belediyesi’nde yalnız, kimsesiz yaşarken ölenlerin cenaze işlemlerinden sorumlu bir görevlidir. Evinde yalnız yaşarken ölen, cenazesi sahiplenilmeyen kişilerin en azından bir tanıdığını bulmak, cenaze törenlerini düzenlemek için büyük bir titizlikle çalışır. Ölenlerin evine gider, eşyalarını inceleyerek kim olduklarını, inançlarını, hayatlarını anlamaya çalışır. Eğer mevtanın hiçbir yakınına ulaşamazsa, o kişi için inancına uygun bir tören düzenleyerek tek başına cenazeye katılır ve görevini çok severek, özen göstererek yerine getirir (Yunan asıllı bir vatandaşın cenazesinde “Misirlou” çalması beni mest etti…)
Īşini bu kadar özen göstererek yapmasının en önemli sebebi, kendisinin de yalnız, kimsesiz, ailesiz, arkadaşsız olmasıdır kanımca. Kahramanımızın günlük rutini, öğünleri, işe gidiş gelişleri bizi ölen kişilerin yalnızlığından daha çok üzer film boyunca. Kimsesiz ölenlere karşı son görevini layıkıyla yerine getirmek için her şeyi yapar, ama belediye bütçesinin de bir sınırı vardır; kimsesiz ölen bir zavallı için bu kadar zahmete değer mi? Devir tasarruf devri, harcamaların kısılması lazım falan filan… Artık bundan sonrası spoylere girebilir, burada keseyim ve sizi filmimizle, Mr. May’in ve müşterilerinin yalnızlığıyla baş başa bırakayım. Oldukça sakin tempolu, minimalist, zaman zaman gülümseten filmimizi izlerken yalnızlık ile özdeşleştirilen simgeler (ton balığı konservesi, yeşil elma, koltuğun kopan bacağı yerine konan eski kitaplar, vb…) çok isabetli seçilmiş. Hele bir de kahramanımızın karşı camda yansıyan görüntüsü o kadar çok şey anlatıyor ki…
İnsan filmi seyrederken, modern hayatın garip ikilemlerini de düşünmeden edemiyor. Tam bir refah toplumu olan İngiltere’de belediyenin kimsesizlerin cenazesi için bu kadar çabaya girmesi, özen göstermesini takdirle karşılıyorsunuz. Ama, bu hayatın getirdiği yaşam tarzında da kimsesiz ölen, cenazesinde bir tek kişi olmayan bireylerin hüznü yüreğinize oturuyor. Buyrun buradan yakın… Bu arada, adaşı gibi uzun ve verimli bir sinema kariyeri olmasını can-ı gönülden arzuladığım Pasolini filmin sonunu çok iyi bağlamış. Sıcak çikolata ve ton balığı konservesi eşliğinde seyretmenizi şiddetle tavsiye ederim.. 😇