Stefan Zweig'in Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ölümünden sonra, 1943 yılında yayımlanan Satranç öyküsü yazarın en ses getiren kitabıdır. Kısa olmasına karşın okuması oldukça ağır bir kitaptı. Aslında her ne kadar kitap öykü olarak anılsa da roman türünde yazıldığını söylemek pek yanlış…devamıStefan Zweig'in Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ölümünden sonra, 1943 yılında yayımlanan Satranç öyküsü yazarın en ses getiren kitabıdır. Kısa olmasına karşın okuması oldukça ağır bir kitaptı. Aslında her ne kadar kitap öykü olarak anılsa da roman türünde yazıldığını söylemek pek yanlış olmaz. Okurken gerçekten çok fazla zorlandım bu kadar ağır bir kitap beklemiyordum, kısa olması bana kitabın kolay olabileceğini düşündürdü. Lakin kitap oldukça ağır bir kitap. Fakat ağır olmasının yanı sıra okuması da bir o kadar zevkli. Yazar o kadar derinlemesine demiş ki okurken kendimi kitaba fazlaca kaptırdım. Eminim ki bu tüm Satranç okuyucularına olmuştur. Stefan Zweig, ne kadar başarılı bir yazar olduğunu bu kitabında seçtiği özenli kelimelerle okuyuculara göstermiştir. Ayrıca karakter yaratıklarının da oldukça başarılı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kitap kişinin ağzından anlatılıyor ve onun çevresindeki insanları yani kitabın karakterlerini anlatıcının anlattığı kadarıyla biliyoruz. Fakat bu konuda o kadar seçici davranılmış ki diğer karakterler öyküye çok dahil olmasalar da haklarında yeterince fikir sahibi olabiliyoruz. Mesela Czentovic karakteri hayatta sadece tek bir başarısı olan ve bununla böbürlenen, oldukça kibirli bir adam, robot benzetmesi de yanlış olmaz Czentovic için. Ne kadar cahil olduğunu anlamak için kullandığı sözlere ve anlatıcının onun için yaptığı tabirlere bakmamız yeterli olacaktır. Kitabın anlatıcısı Doktor B, olmasa da asıl karakter o olarak çıkıyor karşımıza. Çünkü olay onun şizofreni belirtileri göstermesi , kibirli Czentovic'e karşı hırs yapması etrafında dönüyor. Kitapta iki ana karakter sayılacak kişiyi iyi tanımamıza rağmen anlatıcı hakkında pek bir fikir sahibi olmuyoruz. Çünkü diğer kişilerden derinlemesine bahsederken kendisini gizlemeyi seçiyor. Ben kitapta anlatıcı karakteri yazarın kendisi olduğunu düşünüyorum. Zira Nazi baskısı yüzünden intihar eden yazarın, öyküsünde Nazi'lere değinmesi de kitaba kendisinden bir şeyler kattığını kanıtlar nitelikte. Aslında belki de yaşanmış bir hikayenin biraz da abartılmış halidir. Kitabı okumadan önce ya da okuduktan sonra derinlemesine araştırmadım. Eğer okuma alışkanlığını yeni kazanan bir bireyseniz ya da yaşı biraz daha küçük kardeşlerinize (12-13) bu alışkanlığı kazandırmak istiyorsanız, inceliğine aldanıp ilk olarak başlamanız için önerebileceğim bir kitap değil. Fakat bu alışkanlığı kazandıysanız ve hikayesi derin bir kitap arıyorsanız vakit kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim.
Son olarak kitabın sonuna değinmek istiyorum. Tuhaf bir şekilde son tüylerimi diken diken etti, bir filmi var mı bilmiyorum ama o sahneyi izlemiş olsaydım eminim ki gerilirdim. Doktor B'nin bir anda öfke patlaması yaşaması, ardından sakinleşmesi ve özür dilemesi her şey muazzam ve ürkütücüydü. Bu kadar derin bir kitaba böyle çarpıcı bir son yakışırdı.