Spoiler içeriyor
byung- chul han bu metninde aşkın günümüzdeki halini irdeliyor ve yine kendi önermelerini ortaya koyuyor. aşk öldü mü? aşkın sonu mu geldi? evet, çünkü olanaklar sınırsız ve başka'nın bolluğu içinde yaşıyoruz. haliyle bir kişiyi seçip ona kapılamıyoruz, acı çekemiyoruz ve…devamıbyung- chul han bu metninde aşkın günümüzdeki halini irdeliyor ve yine kendi önermelerini ortaya koyuyor.
aşk öldü mü? aşkın sonu mu geldi?
evet, çünkü olanaklar sınırsız ve başka'nın bolluğu içinde yaşıyoruz. haliyle bir kişiyi seçip ona kapılamıyoruz, acı çekemiyoruz ve aşkın o bizi sarsan, değiştiren ve kendimizi yeniden bulduran negatif yönü kalmadı. alternatif bolluğu bizi konfora, sekse, hazza, kısaca ilişkileri de birer meta olarak tüketmeye indirgedi.
byung-chul han ise bu düşünceye itiraz ediyor. sebep sonuç ilişkisi yanlış diyor. olan şey başka'nın sonsuzluğu değil hep aynılık cehennemi. yani ortada aşkı mümkün kılan iki farklı özne deneyimi yok ki zaten aşk olsun. eros ıstırap çekiyor çünkü olan şey birin birle çiftleşmesinden ibaret. zaten bu yüzden bir insan başka bir insanla kolayca takas edilebiliyor. bu mübadelede ya da muadil meselesine de başkası değil olsa olsa negatif anlam içermeyen farklı kavramı söz konusu. yani çeşitlilik, tüketim nesnesi ve tamamen pozitif bir seçenek imkanı. salt alternatif olmak. birinin verebildiğini başkasının da kolayca verebileceği bir dünya. narsisizmi ve depresyonu da tetikleyen besleyen bir dünya.
oysa başka; sahip olunamaz, el konulamaz, bilinemez olandır. başarısız bir girişim olması kaçınılmazdır. bir tür ölüm deneyimi yaşatır bu yüzden aşk. incitir doğası gereği. seks ne kadar başarmak ise aşk da o kadar başaramamaktır. kişinin hakikatle karşılaştığı yerdir. eksikliğini fark ettiği ve kendini başkasına teslim ederek kaybettiği ama sonra yeniden bulduğu yerdir. başka'nın armağanı tam da budur. bizi kendimizle buluşturması. becerememeyi becererek insan olma deneyimine yaklaşmayı. öteki türlü narkissos gibi kendi kendimize kapanarak boğuluruz çünkü.
yazar eros'un salt aşk olmadığının aynı zamanda erotik gücünün, yaratıcılığının da nasıl iğdiş edildiğini, evcilleştildiğini, pornografiye dönüştürüldüğünü, cinsel ve duygusal tatmin nesnesine indirgendiğini temellendirir metninde.
eros; arzu, gözüpeklik ve akıl demektir, üçünün bir arada olabilmesidir. oysa " neoliberalizm, bilhassa eros'u cinsellik ve pornografiyle ikame ederek toplumun genel olarak siyaset dışı kalmasını sağlar." artık hepimiz tıpkı para gibi aynılaştırılmış, kendi başarı ve başarısızlığından sorumlu, kendi kendini sömüren birer performans öznesi olarak yorgunluk toplumunu oluştururuz. fakat buna toplum bile denemez, çünkü biz ve ortak eylem artık imkansızlaşmıştır böylesi bir cehennemde.
haliyle eros; aşk, siyasal eylem ve ayaklanmalar, kölelikten azadelik, tüm yaratıcılık, özgürlük, adalet ve güzellik istemi aslında hep birbirine bağlı. birbirini besliyor ve geliştiriyor. salt cinsellik ve haz bayağılaştırırken, eros kutsallığı ile insanlaştırıyor, biricikleştiriyor ve toplumsallaştırıyor.
son olarak özet bir alıntı bırakayım, tüm kitapları birbirinden değerli filozoftan:
" günümüzde aşk bir haz formülüne dönüştürülerek pozitifleştiriliyor. her şeyden önce hoş duygular uyandırması bekleniyor. o artık bir olay örgüsü, bir anlatı, bir dram değil herhangi bir sonuca yol açmayan bir coşku ve uyarım sadece. yaralanmanın, aniden gelişin veya düşüşün negatifliğinden bağımsız. aşka düşmek fazlasıyla negatif sayılıyor. oysa aşk tam da bu negatiflikten oluşur. 'aşk bir imkan değildir, bizim inisiyatifimize bağlı değildir, bir temeli yoktur, bize aniden gelir ve bizi incitir.' her şeyin mümkün olduğu, her şeyin inisiyatif ve projeden ibaret olduğu, becerebilme'nin egemenliğindeki başarı toplumunda ise incinme ve tutku olarak aşka geçit yoktur." s.21