İşe Yarar Bir Şey Yolculuk yapan ve kendini avukat olarak tanıtan Leyla, uzun tren yolculuğunda yaşadıklarını ve yaşayacaklarını bir not defterine yazmaya başlıyor. Kendisi aslında şair ve çok anlamlı sözleri ile gerçekçilik payı kazanıyor yazdıkları. Hemşire olan ve kendisini oyuncu…devamıİşe Yarar Bir Şey
Yolculuk yapan ve kendini avukat olarak tanıtan Leyla, uzun tren yolculuğunda yaşadıklarını ve yaşayacaklarını bir not defterine yazmaya başlıyor. Kendisi aslında şair ve çok anlamlı sözleri ile gerçekçilik payı kazanıyor yazdıkları. Hemşire olan ve kendisini oyuncu olmakla tanıtan Canan ise tamamen bu uzun tren yolculuğunu bir iş görüşmesi için çekiyor. Babası emanet ediyor Leyla’ya ve asıl macera şimdi başlıyor. Issız trenin yolculuları gibi başladıkları duraktan son gelen durağa kadar akan süre biraz insanı sıksa da kişilerin analizlerini güzel yapmamıza yardımcı oluyor. Yer yer akşam/sabah sahnelerin de bulunan tek düz perde kullanımlarında kişilerin ne dertleri olduğunu çok iyi anlıyoruz.
İki kadın karakterimiz kendilerinden emin gibi dursa da şiirlerin akışa geçtiği ve İzmir’in güzel akşam gecelerinde ki sıcak havasını hissedilmesi çok hoştu. Yer yer şiirlerine hayran kalsam da sadece bir tanesi benim en çok ilgimi çeken nokta oldu. Bunu söylemeden aklımdakileri yazmaya başlayım. Leyla’nın derin ve kaçışsal karakterine yön veren şiirleri sanki onu daha özgür kılıyor gibi hissettim. Kendinden uzakta olmaktansa şiirlerini yaşatmak için her yolu denemesi ve detayla aklan konuşmasında ki o pürüzlü her noktayı şiire dönüştürerek anlam kazandırmasına bayıldım.
Bunu yaparken oyuncumuz Başak Köklükaya’nın oyunculuğuna da bayıldım. Kendisi çok iyi oyuncumuz olsa da az yapımlarda kendisini gördüğümüzden ilk defa böyle uzun metrajlı filmde izlemekte ilgimi çekti. Zaten Canan’a yön veren Öykü Karayel’de biraz saf hemşire rolü ile ve cahilliği önümüze çıkarken kendinden uzakta olan sevgilisi ile yaşadığı uzak ilişki problemini ve oyuncu olmak için yaptığı birikimini anlatırken bir anda karakterimize olan hoşgörümüzü ortaya çıkartması ve en büyük filmin konusunun ana temelini oluşturan, büyük atılımını yapmasını görmekte ona güçlü bir kadın izlemini vermişti. Korkmayan ve oyuncu olacak bir kadının izlemini daha doğrusu.
Zaten sinematografisi tamamen hemen hemen trende geçiyor, 2017 yapımı olduğundan da sanki eski bir zamanmış gibi hissediyorsunuz filmi izlerken. Sahnelerin sanki boş gibi durması aslında şiirleri anlayanları doldurmasını istiyor yönetmen ve diyor ki bana göre, “sizin anlamanız için bıraktığım boş sahneleri anlayın ki şiirler vücudunuza nüfus etsin.” Kadrosuna gelecek olursam da çok iyi oyuncular var hepsi birbirlerinden yetenekleri ve hepsi çok detayla oynamış.
Sanki böyle bir kadro toplayınca olacak kötü hissî silmişler de ince iple harika sıkmayan oyunculuk sergilemişler gibiydi. Başta Yiğit Özşener, Berfu Öngören, Ayşenil Şamlıoğlu, İbrahim Selim gibi büyük isimler yer alıyorken yönetmenliğini de Pelin Esmer’in üslendiği yapım bence kült yapımlar arasında yer alıyor. Görüntü yönetmeni ise dediğim gibi sinematografisini canlandırırken boşluklar bırakarak bizlere yönetmenin dediğini der gibiydi. Gökhan Tiryaki’nin üslendiği görüntü yönetmenliği vardı. Bu arada 4 adaylığı ile 2 ödüllü bulunuyor yapımın. Bunların arasında en dikkat çekeni ise İstanbul Film Festivali’nden aldığı ödüldür. Çok fazla daha tutmadan ve spoiler vermeden hemen izlemenizi önermek istiyorum. Keyifli izlemeler.
“Ben çocukken bir fotoğraftan çağırdılar, vardığımda hüzünlü bir genç kadındım. Şöyle bir şey hayal etmiştim. Bir fotoğraf makinesini ayarlayıp denklenşöre basıyorsunuz, poz vermek için hızla yerinize koşuyorsunuz, yerinize gelene kadar da olanlar oluyor.”