James Tiptree, Jr. (gerçek adıyla Alice Bradley Sheldon) gerçek kimliğini saklayarak hayatının ilerleyen dönemlerinde bilimkurgu öyküleri yazmış. Kitabın ön sözünde Robert Silverberg’in yazdığı “James Tiptree Kimdir, Nasıl Bir Adamdır?” başlıklı bir yazı var. Şöyle söylüyor yazar bu yazısında: “Tiptree’nin kadın…devamıJames Tiptree, Jr. (gerçek adıyla Alice Bradley Sheldon) gerçek kimliğini saklayarak hayatının ilerleyen dönemlerinde bilimkurgu öyküleri yazmış.
Kitabın ön sözünde Robert Silverberg’in yazdığı “James Tiptree Kimdir, Nasıl Bir Adamdır?” başlıklı bir yazı var. Şöyle söylüyor yazar bu yazısında:
“Tiptree’nin kadın olduğu da ileri sürüldü ama bu absürt bir iddia zira bana göre Tiptree’nin kaleminde kaçınılmaz ölçüde maskülen bir şey var. Nasıl Jane Austen’ın romanlarını bir erkeğin, Ernest Hemingway’in öykülerini bir kadının yazabileceğini sanmıyorsam, aynı şekilde James Tiptree öykülerinin yazarının da erkek olduğuna inanıyorum.”
Çok ironik değil mi? Zira yazar bir kadın ve bence çok başarılı ve ilginç bir hayatı olan bir kadın. Kendisi hava kuvvetlerinde istihbaratçılık yapmış, eşiyle birlikte CIA’e katılmış daha sonra bu işinden ayrılıp yüksek lisansını yaptıktan sonra psikoloji üzerine doktorasını yapmış ve öykülerini yazmaya da işte hayatının bu döneminde başlamış. Hugo ve Nebula gibi bilimkurgu türünde önemli ödülleri kazanmış. 1987’de ise ne yazık ki intihar ederek yaşamına son vermiş.
Bahsettiğim ön sözde Robert Silverberg, yukarıda da küçük bir kesitini paylaştığımdan anlaşılacağı üzere, James Tiptree Jr.’ın gerçek kimliği üzerine varsayımlarını yazmış, tahminlerde bulunmuş. Pek başarılı olamamış tabi :)
Gelelim bu novellanın neler anlattığına: Güneşe bir sefer gerçekleştiriliyor (Güneşkuşu) ve 3 kişilik mürettebat bu sefere çıkıyor. Bir güneş patlaması sonrası rotalarından sapıyorlar. Bu esnada da sürekli olarak merkezle (Houston) iletişime geçmeye çalışıyorlar. Kitabın adı da buradan geliyor. Bu etkileşim çabaları sonrası sonunda bir yanıt alıyorlar ama Houston’dan değil. Dünyaya doğru yol aldıklarını düşünürken tamamen farklı bir rotada olduklarını bu kaynaktan öğreniyorlar. Fakat bu kaynağa güvenebilirler mi? Dahası onların gerçekten insan olduklarına inanabilirler mi?
Daha fazlası spoiler’a gireceğinden bir şey söylemek istemiyorum. Sadece bu 3 kişilik mürettebatın rastgele seçilmediğini belirtmek isterim. Dave gelenekselliği, dini temsil ederken; Lorimer tam tersine akılcılığı, Bud ise vahşiliği ve ataerkilliği temsil ediyor diye düşünüyorum. Tabi bunlar sadece benim fikrim.
Anlatıcımız Lorimer diyebiliriz. Olayları onun ağzından dinlerken bir yandan da hayatı boyunca hissettiği eksiklikleri, düşük özgüvenini, kaygılarını da okuyoruz olaylarla bağlantılı olarak. Okurken ona biraz kızdım açıkçası çünkü pasif bir karakter. Kendisi de bu durumun farkında ve bir kabulleniş hali içerisinde olduğundan etrafındaki insanlar da onu öyle görüyor. Şöyle bir kısım var hatta kitapta:
“Kapana kısıldı Lorimer. Geri dönüşsüz bir şekilde hoşlanmadığı her şeye ömür boyu tutsak edildi. Kişisel tırı vırının, manasız samimiyetlerin esiri oldu. Nedense asla karşılayamadığı beklentilerin tutsağı oldu.”
Bu alıntı yeterince özetliyor sanırım.
Kitabın anlatımından da bahsedeyim biraz. Okumaya ilk başladığımda biraz karışık geldi açıkçası. Kimin kim olduğunu pek anlayamadım ya da olayların nasıl o raddeye geldiğini. Sonrasında daha dikkatli okumaya başladım. Karmaşıklığın sebebi yazar hikayeyi anlatırken zamanda atlamalarla anlatıyor. Bu da şu an düşününce hoş bir tesadüf gibi geldi bana. İçerikle uyumlu :) Yazarın anlatımı genel olarak hoşuma gitti, psikoloji alt yapısı olduğu çok belli oluyor. Karakterlerin genel çerçevesi çok iyi çizilmiş. Sanırım Silverberg’in yazarı neden erkek olarak düşündüğünü okuduktan sonra daha iyi anladım. Dönemine göre değerlendirirsek bu üslubu bir kadının kullanmış olma ihtimalini düşünmemesini anlayışla karşılayabiliriz. Filtresiz bir dili var çünkü, cinsellik, küfür vb. şeyler kitapta açıkça var.
Ben yazarın anlatmak istediklerini sevdim ve değerli buldum. Okumak bana keyif verdi✨ Anlatımın zamanda atlamalarla ilerlemesi kitaba ayrı bir zenginlik katmış. Sadece okuyacak olanlara dikkatli okumalarını tavsiye ederim kafa karışıklığı olmaması adına.
Yazarın Uzaktan Kumandalı Kız isimli kitabı da elimde mevcut. Onu da okumak için sabırsızlanıyorum.
Son olarak birkaç alıntı bırakayım:
“Bir gün anlayabilecek mi merak ediyor. Bu inanılmaz yalnızlıkta bir aldatmacanın veya hilenin sıradan bir şeymiş gibi kabullenilişini.”
“Anlamak bizim sorumluluğumuz ama sizler öyle bastırılmışsınız ki.”
“Kim olduğunuzu nasıl bilebiliyorsunuz? Veya herhangi birinin kim olduğunu? Yalnız başınıza (...) Neler yapabileceğinizi veya neleri denemenin ilginç olacağını bilmiyorsunuz. Siz zavallı tekizler, sizler - yazık ki paldır küldür yaşayıp gidiyor ve ölüyorsunuz, ömrünüz heba oluyor!”
“Artık hiçbir şeyin önemi yok. Üzüntü ve öfke peş peşe darbeler indiriyor. Başından beri neyden korktuğunu biliyor artık; onların savunmasızlığından değil, kendi kırılganlığından korkuyordu.”
Herkese keyifli okumalar dilerim!