Spoiler içeriyor
“Suyun Dibi” (Fond de l’Etang) anlamina gelen bir okulda gelişiyor tüm olaylar. Filmin geçtiği yatılı okulda genelde kimsesiz ve maddi durumu iyi olmayan öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrencilerin çoğu yaramaz ve asi yapılı gençlerdir. Okulun müdürü (François Berléand) ise öğrencilere karşı…devamı“Suyun Dibi” (Fond de l’Etang) anlamina gelen bir okulda gelişiyor tüm olaylar.
Filmin geçtiği yatılı okulda genelde kimsesiz ve maddi durumu iyi olmayan öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrencilerin çoğu yaramaz ve asi yapılı gençlerdir.
Okulun müdürü (François Berléand) ise öğrencilere karşı oldukça sert davranmakta, hücre cezası ve dayak gibi acımasız cezalar vermektedir. Bunun disiplini sağlayacağını düşünmektedir. O zamanlarda oldukça yaygındı aile içi ve eğitimde olan şiddetler sanırım.
Öğretmenlerin tümü baskıcı ve otoriter bir tavır içerisindelerdir öğrencilere karşı. Yalnızca okula yeni gelmiş olan Clement, bu tavrın doğru olmadığını ve pek de bir işe yaramayacağını düşünür. Bu sebeple öğrencilere karşı tamamen farklı bir tutum sergileyerek onlara müzik aracılığı ile ulaşmaya çalışır.
Filmi izlerken Clement’in diğer öğretmenlerden farklı olarak öğrencilere ulaşmak, onları anlamak ve onları eğitmek üzerin verdiği uğraşlar beni oldukça etkiledi. Ayrıca Clement, yaşlı bir adamın gözlüğünü kıran öğrenciyi müdüre teslim edip dayak cezası ya da daha kötüsünü almasını sağlamak yerine bu öğrenciye daha farklı bir ceza vermiştir. Cezası bu yaşlı görevliye kendi işlerinde yardım etmektir. Çocuk bu sayede hem kendisine hem de çevresine daha çok yarar sağlayacak bir ceza almış olur.
Yardım 'cezası' sayesinde çocuk, görevliye sadece görevli olarak değil, bir insan olarak bakmayı öğreniyor. Yanında kalıp zaman geçirince yaşlı adamın aslında öğrencilerden nefret etmediğini anlıyor. Okuldaki öğretmenler ve müdür de dâhil, çalışanların arasında sadece okul hizmetlisinin işini iyi yapmaya çalıştığını görüyor.
Dahası, öğretmenlerin ve müdürün eğitime ve öğrencilere karşı olan umursamaz ve sert tutumlarını görmek üzücüydü. Hatta müdür, “Hiç eğitimci olmak istemedim” şeklinde bir ifade kullanıyor filmin ortasına doğru. Sevilmeyerek yapılan her mesleğin, içinde barındırdığı faydanın ve saygınlığın kaybolmasına neden olacağı çıkarımını yapabiliriz. Ancak bunlar bir bahane olamaz diye düşünüyorum.
İşinizi sevmeyebilirsiniz, mecburiyetten seçmiş olabilirsiniz. Hatta önceden sevip sonra soğumuş da olabilirsiniz. Yine de işinizi düzgün yapmaktan alıkoymamalı bu durum. Çünkü toplum puzzle gibi. İşini sevmediği için ameliyatları eksik yapan bir doktorun bahanesi sizin hayal kırıklığınızı dindirmez. Korumak yerine silahını atıp kaçan güvenlik görevlileri hayal edebilir miyiz? Eğitim için de aynısı geçerli. Öğretmenliği sevmiyor ve işsizlikten korktuğunuz için devam ediyorsanız bile öğrencilerine saygı duymalısın. Travma yaşatacak haraketlerden ve sözlerden kaçınmalısınız. Kimse işinizi sevmiyorsunuz diye sizin kum torbanız olamaz.
Bu tarz filmleri izlerken aklıma eski hocalarım gelir hep. Lise bitene kadar toplamda altı farklı okulda eğitim gördüm. Birçok öğretmenle karşılaştım. İçlerinden sadece iki tanesini iyi bir şekilde hatırlıyorum. Diğerlerini görünce yolumu değiştiriyorum. Dini cemiyetlerinin reklamını yapanlar, hatası olmayan öğrenciden durduk yere sinirini çıkaranlar, şiddet uygulayanlar, çoğunluk istemiyor diye doğru düzgün ders işlemeyip öğrencilerle geyik yapanlar, bunlar sadece benim karşılaştığım ve hatırladığım eğitimci tipleriydi. Kişisel olarak deneyimlediğimi söyleyemeyeceğim. Her zaman öğretmenlerden uzak durmaya çalışan, sessiz ve derslerde de zaman zaman orta ya da en iyi olan biriydim. Çünkü bir şey söylemeye ve hocalarla iletişim kurmaya çekinirdik. Yine de sizden nefret edecek bahaneyi bulabilen hocalar tanıdım. Şimdi de öğrencilerin çoğunun zerre saygısı yok. Öğretmenine vuranlar, saygı duymayanlar vs giderek arttı.
Yani hiçbir zaman düzgün bir ritim tutturamadık ve bu bize özel değil.
Zaman ve yeri bahane edecekler için bu film bir örnek teşkil ediyor bence. Clement'in ve müdürün aynı zamanda, aynı okulda çalışıyor olması gibi.
Biraz uzun bir yorum oldu sanırım. Itiraf etmek gerekirse sonuna kadar okuyanın pek olduğunu düşünmediğim için rahatça takılıyorum yazının ikinci paragrafından itibaren .d
Bir ihtimal okuyan kişilere sormak isterim bu konudaki düşüncelerini. Varsa farazi çözümler paylaşmaları çok faydalı olur. Fakültede aldığınız eğitim sizi pişmiş bir eğitimci yapmıyor sonuçta. Salt yaşayarak deneyim kazanmak da hayli zaman alır.