Spoiler içeriyor
"Eğer yaşamak kelimesinin mânası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek ve bunu nefsinde her lâhza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, şüphesiz ben de, benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk." "Hepimiz ömrümüzün kısalığından…devamı"Eğer yaşamak kelimesinin mânası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek ve bunu nefsinde her lâhza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, şüphesiz ben de, benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk."
"Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?"
♤
Bu kitap kadar ilk sayfalarda okurun gözünü korkutan ve anlaşılmaz bir giriş yapan başka kitap var mıdır bilemiyorum. Ilk başladığımda, "Aldık mı başımıza belayı." diye sızlanmıştım. Ancak elli sayfadan sonra o kadar hızlı akmaya başladı ki nihayet kurgunun içine girebildim.
Hayri Irdal'ın gözünden kendi hayatını ve diğer karakterleri okuma şansınız olacak. Hayri ortalama birisi gibi görünse de aslında çok ilginç bir tip. Insanlarla ilişkileri, ağzını açsa başını belaya sokması, yüzünü görenin işinin bir hafta ters gitmesi okuyanı hem eğlendiriyor hem de Hayri için üzülürken buluyorsunuz kendinizi. Bir insan bu kadar mı kısmetsiz, basiretsiz olur diye öfkeleniyordum kitabın yarısına kadar. Kendisini hamal gibi kullanıp parasını yiyen ikinci karısı ve onun kız kardeşleri, Hayri'ye hasta teşhişi koyan ancak kendisi tam bir numune olan Psikiyatrist, hepsine müthiş sinirlendim. Zavallı Hayri...
Günü gününe yaşayan birisi. Mesela evde çocukları hasta ancak o güzel bir kadının yanında mutluluk duyuyor. Baba sıfatına hiç uymayacak birisi. Zaten böyle adamlar ölene kadar hiçbir dala tutunup kalıcı olamazlar. Sorumluluk alsalar da üstünkörü yerine getirebilirler ancak. Akılları hep havadadır. Küçük kızı hastalıktan mı ölmüş, hamile karısı zor durumda mıymış, evde bekleyeni mi varmış umurlarında olmaz. Aynı zamanda empti kuruyorum. Böyle çok fazla sorumluluk altında kalmak yerine bir gün güneyde, diğer gün kuzeyde yaşaması bu insanlar için daha iyi olur. Ancak onlar da ne istediklerinin farkında değiller demek ki. Aksi halde zerre sorumluluk duygusu olmayan insan neden bir sürü çocuk yapar ya da sahipsiz akrabalarının sorumluluğunu almayı kabul eder ki.
Her neyse, bahtsız Hayri Irdal'ın yanında başka bir karakterden de bahsetmek istiyorum. Aslında kitapta çok fazla karakter var ancak benim ilgimi salt Hayri ve Halit ikilisi çekti. Halit Ayarcı, nokta atışı bir soyadı değil mi bu kitap için? Ancak bu bey saatleri ayarlamıyor, insanları ayarlıyor. Onları adeta kurmalı oyuncaklar gibi kurup yönetiyor. Insan doğasına ve bireylerin zaaflarını dair epey çıkarım yapabiliyor. Beni şaşırtan kısım da buydu aslında. Hiç dikkat etmiyormuş gibi. Kendi halinde, zeki ama cins bir adam izlenimi vermişti ilk göründüğünde. Ancak insanın aklını bile okuyabilecek türden dikkatli birisi. Hayri ve Halit'in ilişkisini bir sebeple sevdim doğrusu. Etraftaki diğer insanları parmağında yönetirken Hayri Irdal için de aynısını yaptı lakin bahtsız Hayri şahsına münhasır bir adam olduğu için yönlendirmelerine uyuyormuş gibi dursa da içten içe pek değişmedi kitap boyunca.
Bu kitap için batının yeni âdetlerinin insanları yozlaştırdığı çıkarımını yapmış bazı okurlar. Ancak ben bunu zar zor fark edebildim. Değişimleri görüyoruz tabii ancak şu var ki eskinin kötüsü, yeninin kötüsünü görmemi engelledi. Bu nedenle daha çok karakterler üzerinde durarak okudum. Uzun uzadıya her hareketlerini yorumlayabilirim ancak benim için eğlenceli olacağı gibi üşengeçliğim dolayısıyla kısa keseceğim.
Okuyacak olanlara tek tavsiyem var. Ilk elli sayfaya takılarak gözünüzü korkutmayın. Okumaya değer bir yazın eseri. Ayrıca o kadar karakter içerisinden kendinizi andıran birini bulabileceğinizi düşünüyorum. Benim yansımam ise Hayri Irdal olmuştu. .d
"İş olarak üstüme aldığım her şeyden çarçabuk sıkılıyordum. İçimde birdenbire bir yol açılıyor ve ben elimdeki işten sessizce ona kayıyordum."