Spoiler içeriyor
Bir antik şehrin bir ailenin hayatını nasıl değiştirdiğini anlatan mitoloji ve arkeolojiyle harmanlanmış polisiye bir eser. Yazarımız diğer kitaplarında olduğu gibi bir konunun derinine inerek o konuyu cinayetlerle bağdaştırmış ve bu kitabında bunu, klişelerinden biraz sıyrılmayı başararak yapmış. Bu beni…devamıBir antik şehrin bir ailenin hayatını nasıl değiştirdiğini anlatan mitoloji ve arkeolojiyle harmanlanmış polisiye bir eser. Yazarımız diğer kitaplarında olduğu gibi bir konunun derinine inerek o konuyu cinayetlerle bağdaştırmış ve bu kitabında bunu, klişelerinden biraz sıyrılmayı başararak yapmış. Bu beni memnun etti.
Nazilerin yahudileri yakması ile Zeus’a kurban verilmesi arasında kurulan ilişki ve mekânlar arasındaki benzerlikler çok ilginç ve başarılı geldi bana. (Syf 282) Yazarımız yine sağlam araştırmalar yapmış belli ki. Başkarakter Yıldız’ın soruşturma etkisinde kalıp Zeus ile başlayıp Hitler ile son bulan kâbusuyla bu başarı kurgusal olarak perçinlenmiş.
… SPOİLER…
Bölümler öncesindeki kısa prologlarda mitolojinin baya kökenine inilmiş ve hiç ilgisi olmayan ben dahi sıkılmadan bu sadeleştirilmiş şekilde işlenen Dede Uranos, Oğul Kronos ve Torun Zeus arasındaki benzer ilişkiyi, Toprak Ana Gaia’nın önce eşi Uranos’u, sonra oğlunu ortadan kaldırmasını, en son da tanrıların tanrısı Zeus’u ortadan kaldırmaya çalışıp eskisi gibi dişil hâkimiyeti geri almak isteğini keyifle okudum. Sonunda Zeus’un titanların ardından Gaia’nın devlerini de yenerek her şeyin tek hâkimi oluşuna adım adım şahit oldum. Bunda insandan doğma Herakles’in etkisini de birkaç sayfada net şekilde görüyoruz. Tabi bunlar yanında diğer tanrılar ve bağdaştırıldıkları güçleri de biraz kafamdan dumanlar çıksa da hafızaya yerleştirdim. Mitolojinin bu kadar derini de bazı zamanlar biraz ağır geldi diyebilirim :) İlgisi olanı kesinlikle sıkmaz.
Pergamon’u kuran Telephos’un efsanesinin şüpheli Haluk Ölmez tarafından anlatılması, suçun aydınlatılmasına katkıda bulunuyor. Yazarımız geçmişle geleceği harmanlayarak suçla mücadele eden ekibini burda da başarıyla sayfalara serpiştirmiş.
Ahmet Ümit, roman kurgusunda alışık olmadığımız bazı değişiklikler yapmış. Önceki romanlarında polisleri kusursuz gösterirken bu romanda başkomiserin ve yardımcısının hatasından dolayı bazı ölümler olduğunu ve olayların sarpa sardığını görüyoruz. Hatta her ne kadar katili sonunda ortaya çıkarsa da hiçbir ölüme engel olamayarak katilin amacına ulaşmasına engel olamamış. Önceki incelememde kendisini çok tekrarlamaya başladığını söylediğim yazarımız sesime kulak verdi sanırım. Değişiklikler, okurken romanlarından eski tadı almamı sağladı :)
… Olumsuz değerlendirmede bulunacak olursam;
Katilimizi son sayfalara kadar bulmamızı sağlayacak hiçbir emare yokken son sayfalara doğru tüm sırlar ortaya dökülünce katilden şüphelenmeden direkt emin oluyorsunuz. Bu da bence bir polisiye roman için ciddi başarısızlık. Öncesinde biraz sezdirilmeli, okuyucu da katil ortaya çıktığında ‘’aa evet, tabii ya’’ gibi tepkiler verebilmeli. Bir polisiye romanı başarılı ve keyifli yapan kısım da bu bulmacada yatıyor.
Betimlemenin dozu biraz fazla kaçmış sanki bu romanda. Olaylar çözülme noktasına gelmek üzereyken bile olaydan çok betimlemeler göze batıyor ve bu da insanın heyecanını azaltıyor ister istemez.