Stanley Kubrick’in sinema tarihinde büyük ses getiren, Stephen King’in aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan efsanevi korku filmi The Shining, cinnet geçirme ve delirme üzerinden hikâyesinin yapı taşlarını oluşturuyor. Başrollerinde Jack Nicholson, Shelly Duvall, Danny Lloyd’un yer aldığı bu film, yazar…devamıStanley Kubrick’in sinema tarihinde büyük ses getiren, Stephen King’in aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan efsanevi korku filmi The Shining, cinnet geçirme ve delirme üzerinden hikâyesinin yapı taşlarını oluşturuyor. Başrollerinde Jack Nicholson, Shelly Duvall, Danny Lloyd’un yer aldığı bu film, yazar Jack Torrance’ın, kış sezonunda kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, ailesiyle birlikte otele taşınması sonrasında gelişen birtakım doğaüstü olayları konu alır. Jack’in doğaüstü sezgilere sahip olan küçük oğlu Danny, bu otelde birtakım kötü ruhların olduğunu hissetmeye başlar. Aile bir kar fırtınası sebebiyle dağda konuşlanan bu otelde mahsur kaldığındaysa Jack doğaüstü varlıklar tarafından ele geçirilir ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başlar.
Zaman içerisinde kült mertebesine erişen filmle ilgili birçok gizemli olay ve teori, bugün bile hâlen konuşulmaya devam ediyor. Kendisinden sonra gelen birçok filme de ilham kaynağı olan bu film, kamera önünde yaşananların yanında yapım sürecinde ve ele aldığı kaynak materyale getirdiği yeni bir yorumla da adından söz ettiriyor.
Defalarca sahnelerin tekrarını alan Kubrick, çekimler boyunca Jack Nicholson ve Shelley Duvall’a büyük zorluklar yaşatmış. Kubrick’in oyuncu yönetimi, Jack Nicholson’ın, Jack Torrance karakterini daha psikopat bir şekilde oynamasına sebep olurken; Shelley Duvall, Wendy Torrance rolü için istenen talepler karşısında çok şaşırmış ve yaşadığı stresten dolayı aylarca hasta olarak gezmiş. Ayrıca Shelley Duvall’ın çekimler sırasında saçları dökülmeye de başlamış. Ortaya sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri çıkmış ancak bu filmin ortaya çıkma süreci, psikolojik açıdan oyuncuları-özellikle Shelley Duvall’ı- yıpratma noktasına getirmiş.
Ayrıca çekimler sırasında filmin senaryosunda sürekli değişiklikler yapılmış. Hâliyle bu durum, Jack Nicholson’ın bir süre sonra senaryoyu okumayı bırakmasına neden olmuş. Nicholson, her gün ona verilen yeni sayfaları sahne çekilmeden önce okuyormuş. Sürekli değişen bir senaryoya rağmen filmin bütüncül yapısını korumuş olması, The Shining’in ne kadar önemli bir film olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Stephen King’in, romanında büyük değişiklikler yapan Stanley Kubrick’in The Shining yorumundan hiç memnun olmadığı, bu yüzden usta yönetmenle ters düştüğü ve filme nefret kustuğu bilinen bir gerçek. Yıllar geçmesine rağmen filmle ilgili olumsuz yorumlarını her fırsatta dile getiren Stephen King’i son derece rahatsız eder, bu film. Çünkü Kubrick bu filmde uyarladığı romana yeni açılımlar getirmiştir. Kubrick’e göre bir roman birebir uyarlanacaksa, hiç uyarlanmasın daha iyidir. Romanın özündeki etmenleri alıp, hikâyeye yepyeni bir bakış açısı getiren Kubrick, filmdeki olayları babanın üzerinden şekillendirmeye karar vermiştir ancak romanda kötülüklerin kaynağı olarak otelin kendisi gösterilir. Ayrıca filmde gördüğümüz asansörden kanların boşalması, kız kardeşler ve“Here’s Johnny!” repliği gibi filmde önemli anlara hizmet eden sahneler de romanda yoktur.
Filme kin güden Stephen King, 1997 yılında Rebecca De Mornay, Steven Weber, Wil Horneff gibi isimlerin başrollerinde yer aldığı The Shining isminde üç bölümlük televizyon dizisinin senaryosunu yazar. Romandaki birçok şey, bu mini dizide yer alır. Stephen King, istediği The Shining uyarlamasını çeker fakat bu durum, Kubrick’in The Shining’inin diziden katbekat daha iyi olduğu gerçeğini değiştirmez.
Çekimler sırasında doğaçlama olarak ortaya çıkan mehşur “Here’s Johnny!” repliğinin yer aldığı kapı kırılma sahnesinin çekimleri üç gün sürmüş ve toplamda bu sahne için 60 kapı kullanılmış. Ayrıca bu sahne için kapılar ilk başta kolay kırılacak şekilde dizayn edilmiş ancak eskiden gönüllü bir şekilde itfaiye şefi olarak çalışan Jack Nicholson, bu kapıları ilk vuruşta kırmaya başlamış. O noktadan sonra bu sahne için daha güçlü kapılar tasarlanmış.
Danny Torrance rolünü canlandırdığında beş yaşında olan Danny Lloyd, çekimler boyunca bir korku filminde oynadığının farkında değilmiş, rol aldığı filmin dram türünde olduğunu zannediyormuş. Yıllar sonra bir korku filminde rol aldığını fark eden Lloyd, filmin kısaltılmamış versiyonunu 17 yaşına kadar görememiş. Bununla beraber Danny’nin hayali arkadaşı Tony olarak konuşurken parmağını hareket ettirme fikri, Danny Lloyd’a aitmiş. Deneme çekimlerinde bunu yapan oyuncu, bu konuşma tarzını filmde de sürdürmüş.
Öte yandan Jack Nicholson ve Shelley Duvall’a psikolojik baskı uygulayan Kubrick ise Danny Lloyd’a filmin çekimleri boyunca cana yakın bir şekilde davranmış. Danny Lloyd, bir röportajında Kubrick’in kendisiyle top oynadığını belirtirken; yönetmenin, yıllar sonra Lloyd ailesine bir Noel kartı gönderdiğini de söylemiş. Hatta ve hatta Kubrick, Danny Lloyd’un lise mezuniyetini tebrik etmek için onu telefonla bile aramış. Lloyd’un oyunculuk kariyerindeki tek filmin The Shining olduğunu belirtmeden geçmeyelim.
Doğal olana veya doğaüstü olana inanmak tamamen seyircinin seçimine kalmıştır. Zira Kubrick, gerçek bir sanat eserinin daima muğlak bir zeminde yer alması gerektiğini, seyirciye hep bir tartışma imkanı sunmasının elzem olduğunu söyler. Ki zaten onun The Shining”de vurguladığı şey, kurgunun veya hayaletlerin değil, tüm bunları tasarlayan ve var kılmaya çalışan insan ruhunun karanlığı olduğudur. Masallar, filmler, çizgi filmler ve söylenceler ile oluşturulan ana söylemin, insanı kaçınılmaz bir paranoyaya ve anomiye sürüklediğini gösteren Kubrick, (gerek hayali, gerekse hakiki) bir ”korku” ortaya çıktığını ifade eder ve esas olanın da bu ”korku”nun anlatılması gerektiğini belirtir. The Shining”i ayrıksı ve nitelikli bir korku filmi yapan da işte bu ”korku” tanımı ve onu bol katmanlı bir biçimde anlatma hissiyatıdır.