ilk defa bu kadar yorumsuzum. okuma sürecim henüz devam ediyor, yakın tarihte biter. neredeyse tüm kitabın altını çizmişim. bölüm sonlarındaki notlar ve o garip olduğu kadar derin yerlere dokunan ve sanki ruhuma gözünü dikmiş olan resimler... hatmi çayı hikayesi beni…devamıilk defa bu kadar yorumsuzum.
okuma sürecim henüz devam ediyor, yakın tarihte biter.
neredeyse tüm kitabın altını çizmişim.
bölüm sonlarındaki notlar ve o garip olduğu kadar derin yerlere dokunan ve sanki ruhuma gözünü dikmiş olan resimler...
hatmi çayı hikayesi beni hunharca ağlattı.
maharetli pembe el hikayesinde ise 'anne, bu sen misin?' diye düşündüm.
güzel şarkılar keşfettim, uzun ve düşündürücü bir deneyim oluyor benim için.
bir çırpıda tüketmek istemedim, bir süredir elimde taşıyorum, çoğunlukla başucumda duruyor.
ama araya da çok kitap sıkıştırdım. henüz bugün zweig'den karmaşık duygular'a başlayıp hatmedip yorum getirdim.
bu kitaptan kaçınma sebebim belki de bana çok trajik geldiği içindir, ben bile bu kadar zorlandıysam birçoklarının kaldıramayacığını düşünüyorum.
bir kesim de anlamlandıramayacak ve haliyle sevemeyecektir dilini. kronolojik bir sıralama gözetmeksizin alıntılar yapacağım gönderinin en sonunda. bu alıntıları okurken de "for woman,life, liberty" şarkısını dinlemenizi ve sözlerini de incelemenizi önerebilirim. benim okurken aklımda çalan şarkı buydu çünkü. kitaptan keşfettiğim en akılda kalıcı ve sözleri alabildiğine naif diğer şarkı isimlerini de paylaşayım dipnot olarak hazır hatırlamışken:
-lemon tree : Peter, Paul and Mary
-sympathique :Pink Martini
*Kasıklarımda mağara gibi büyük bir yara.
Doğurmakla öldürmek arasında uzun ince bir ip.
Delirmekle yemek pişirmek arasında kısa kalın bir kalas.
Gidip geliyorum.
Gidip geliyorum.
Her yerinde bir-ş-ey eziyorum.
Şimdi o şeyi üzerine kusacağım.
Şimdi o şeyle gözlerini oyacağım
Şimdi bak... iyi bak... ben o şey olacağım.
*Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam ... şehir tehditten arınır mı? .. binbir çeşit kadınlık
hali yepyeni bir kadere kavuşur mu?
Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez.
*...kendini öldürme fikrini bu kadar çok seven biri kendini de çok seviyor demektir... kendini ve deliliğini.
*çakmak ateşinde eğdiğiniz metal kaşıkların büyülü küçük havuzunda mutluluk kulaçları atamazsınız.
*Geceleri ben ağır, çok ağır bir taşın altında uyurum.
Gündüzleri hafif, çok hafif bir yaprağın ucunda yaşarım.
Gece beni taş ezer.
Gündüz rüzgar devirir.
Kanadıkça kanarım.
Hayallerimi o yüzden kanla yazarım.
*Sakın bana ismimi sormayın
Sakın gözlerimin tam içine bakmayın
Yanımdan geçerken bana dokunmayın.
Varsayın ki burada değil, oradayım.
Oraya siz gelemezsiniz.
Köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu.
Ben başkayım.
Ben uçurumlar kadar tehlikeli
Dereler kadar tekinsiz
Rüzgarlar kadar esriğim.
*Hiçbir ev kadını kendini mutfakta asmaz. Yemeklere yas sıçratmaz.
*Size bir sır vereyim.
Hep aynı kadın ölecek.
Hep aynı kadın doğuracak.
Hep aynı kadın kaçacak.
Her şey birdir.
Her şey birdir.
Her şey birdir.
O kadın ... o aynı kadın ... külliyen delidir.
*Bir keresinde yerkürenin çekirdeğinde yanan ateşe tutulmuştum.
Saçlarımdan tutuşmuştum.
Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.
Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.
Akan kanda geleceğimi içmiştim.
*Pencereden dışarı bakıyorum.
İçimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem... söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem...
cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden, diyor babam.
O kupkuru bir adam.
İçinde ne ateş var, ne su.
O da biliyor, benimse içimde hem ateş var, hem su.
*Bir keresinde gölgeme gömülmüştüm.
Günler geceler boyu gölgemle sevişmiştim.
Korkma, demişti yılan gözlü falcı, kadın böyle bir şeydir.
Aşk diye diye kendini öldürür.
Defalarca ölmüştüm, her seferinde yeniden dirilmiştim.
O yüzden biraz çürük kokar nefesim.
İçimde aşkla terbiyelenmiş cesedimi.
*Her şey istediğimiz gibi olsaydı Tanrı’ya ne gerek kalırdı. Yalvarmalarla kendini var eden tanrınız sizi yalvartmayacaksa, eteklerini kapatmayacaksa neden yaratmış olsun. Tapının diye yarattı sizi, isteyin ve elde edemeyin ama yine de öfkelenmeden boyun eğin diye yarattı sizi.
*size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanı
anlatacağım.
sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten
şeylerden ibaret,
doğurmaya mahkum,
çocuklarını kaybetmekle mühürlü,
yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım.
içlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların
delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden
bakacağım.
o pencerelerden tekrar ve tekrar ve tekrar kendimi aşağı
atacağım.
*Onun için asıl tekin olmayan gündüzler... çıplak gözle görünebileceği haller.
Çirkin ya da sakat mıymış? Görünmesini istemediği bir hali mi varmış?
Hayır. Sadece üzgünmüş...çok üzgün.
*Ölüden avucuna hiç şarkı döküldü mü daha önce? Benim döküldü. Küçük oğlum öldüğünde, avuç avuç ninni döküldü avucuma. Bir zamanlar ona söylediğim ninniler…