"Oppenheimer" İngiliz yönetmen Chris Nolan'ın 12. uzun metraj filmi. Adından da anlaşılacağı üzere atom bombasının mucidi Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın üniversitesi dönemi ve ilk başarısıyla birlikte akabinde yaşanan politik dönemin anlatıldığı biyografik film. Film hakkında genel düşüncelerim; Nolan'ın biyografik…devamı"Oppenheimer" İngiliz yönetmen Chris Nolan'ın 12. uzun metraj filmi.
Adından da anlaşılacağı üzere atom bombasının mucidi Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın üniversitesi dönemi ve ilk başarısıyla birlikte akabinde yaşanan politik dönemin anlatıldığı biyografik film.
Film hakkında genel düşüncelerim; Nolan'ın biyografik türde kendi tarzını rahatlıkla koyduğu görülüyor. Son 3 filminde çalıştığı İsveçli görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema ile tekrar çalışmışlar bu ikili gerçekten harika işler yapıyor. İmax kullanmak her görüntü yönetmenin harcı değil. Diğer filmlerinde pek alışkın olmadığımız bolca diyalog izleyicinin dikkatini çeken ilk unsurlardan biriydi. 181 dakikalık bir filmin neredeyse %85-90 lık kısmı diyaloglardan oluşuyordu. Az çok sinema ile ilgili olanlar bilir ki sinema, bir gösterim sanatıdır. Diyalog ile anlatım basittir ancak bu diyaloğu görüntüye dönüştürmek ustalık gerektirir. Nolan bunu hep başarmıştır ama bu filminde gerek Oppenheimer'ın yaşadığı olaylar gerekse de filmin genel türü bunu pek mümkün kılmıyor ancak ben yine de diyalog oranının en azından %10-15 kadar düşürülüp, aksiyon ve yüksek temponun bir tık daha artırılmasını isterdim. Hazır tempo demişken filmin birkaç olumsuz bulduğum -pek olumsuz denemez ama olsaydı daha iyi olurdu diye düşündüğüm- kısmı da tempoydu.. Film sürekli olarak aynı tempo da ilerlerken bazı sahnelerde bir anda yükseliyordu ancak tekrardan eski haline dönüyordu. Bunu da birkaç kez tekrarlanması maalesef bazı izleyicileri sıktı. Bu temponun düşüşü eskiye göre her seferinde bir tık daha yüksek olsaydı izleyici sıkılmayacaktı.
Filmin en beğendiğim yönlerinden biri ise kurgu.
Sovyet yönetmen Vsevolod Pudovkin'in 5 temel kurgu kuramından biri olan Paralel (Almaşık) kurguyu alıp kendince harmanlayan Nolan, hikayeyi 3 e bölüp kendi içinde bir bütün hale getirmiş. Oppenheimer'ın gençliği ile başlayan düzlem, sorgu odası ve Robert Downey Jr.'un canlandırdığı "Lewis Strauss" karakterinin gözünden anlatım. Bu sayede Nolan, izleyiciye kopukluk yaşatmadan an ve an yaşananları kurgu tekniği ile izleyiciye aktarmaktadır. Zira farklı bir biçimde olması özellikle hikayenin gelişim ve izleyicinin bağlantı kurması açısından zor olurdu. Bu nedenle Nolan'ı ve kurgucusu Jennifer Lame'yi tebrik ediyorum.
Filmin genel gidişatı, ikinci dönüm noktası ve sonrasında yaşanan gelişmeler inanılmazdı. Ben özellikle teknik yönden bolca ödül alacağını düşünüyorum. Cillian Murphy her ne kadar harika oynamış olsa da Oppenheimer'ın donuk ve mimiksiz tipi nedeniyle oscar alması -oscar politik ve Nolan sevmemesi nedeniyle- biraz zor gibi görünüyor. Tabi diğer adaylar güçlü değilse ben kazanacağını düşünüyorum, ek olarak filmde önemli bir rol oynayan Robert Downey kesinlikle oscarı hakedecek bir performans göstermiş. Onun garantisini verebilirim sanırım.
Son olarak ikidir birlikte çalıştığı İsveçli besteci Ludwig Goransson harika iş çıkarmış, izleyiciyi yormayan filme uygun sade ama etkili bir soundtrack hazırlamış, Nolan, Dune filmi nedeniyle kendisine rest çeken Hans Zimmer'ı bir daha affetmeyecek gibi görünüyor. Şahsen benim umrumda değil. Kimle çalışırsa çalışsın sanatçı sanatını en iyi şekilde yapmalı. Goransson bunu ikinci kez yaptı muhtemelen bir sonraki filminde de yapacak.
Bunlar dışında pek söylenecek bir şey yok kesinlikle izlenmesi gereken ibretlik bir film. Oppenheimer'ın nasıl bir kişiliğe sahip olduğu, yüz binlerce insanın ölümüne neden olmasını ve diğer karanlık taraflar ciddi derece de tartışma konusu. Hepsinden uzak kaliteli bir şeyler izlemek sizlerinde hakkı. Umarım ülkemizde de bu büyüklükte önemli filmler üretilir.