Filmi birkaç gün önce @monarosa'nın önerisinde görmüştüm. İlgimi çekince hemen listeme aldım, çok ısrar edince (aslında ısrar etmedi benim ikna olasım varmış) Maymunlar Cehennemi eski serisini izledikten sonra vakit ve istek bulduğum ilk anda bu filmi izledim. Daha önce Van…devamıFilmi birkaç gün önce @monarosa'nın önerisinde görmüştüm. İlgimi çekince hemen listeme aldım, çok ısrar edince (aslında ısrar etmedi benim ikna olasım varmış) Maymunlar Cehennemi eski serisini izledikten sonra vakit ve istek bulduğum ilk anda bu filmi izledim.
Daha önce Van Gogh ile alakalı tek bir film izlemiştim. O da bir animasyon draması olan Vincent'ten Sevgilerle filmiydi. Benzer şeyler izleyeceğimi düşündüğüm için pek de meraklı ve heyecanlı değildim aslında film için. Tabii iyi şeyler bekliyordum, ama bu kadar iyisini beklemiyordum. Eksik veyahut beğenmediğim tarafı olsa da kesinlikle film için 24 saatinizin 3 saatini feda etmeye değer. 3 saat diyorum çünkü 80 dakika filmi izleyip kalan 100 dakikada film üzerinden düşünürsünüz. Zira oturup hakkında düşünülmesi gereken bir yapım.
Vincent'ten Sevgilerle filmiyle benzer olacağını düşündüğümü söylemiştim, evet aynı konuya değindiği için elbette benzer yanları vardı, fakat hikâyeyi aktarış şekilleri farklı olduğu için hisettirdikleri tamamen farklıydı. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki bu filmi izlerken daha yoğun duygular hissedip Vincent'in ruh halini daha iyi anladım.
Film kısa olsa da hikâye adım adım, ilmek ilmek işlenmiş, sanki fırçanın her bir darbesine ayrıca özen gösterilmiş... Filmin en iyi yanı içine bir kurgu, ek diyalog yazılmadan tamamen mektuplardan yola çıkarak oluşturulmuş olmasıydı. Benedict her konuştuğunda kendimi Van Gogh ile sohbet ediyor gibi hissettim. Tabii bunda direkt mektuplardan alınan cümlelerden ziyade Benedict Cumberbatch'ın harika oyunculuğunun etkisi var. Zira o Van Gogh'u bu kadar iyi canlandırmasaydı gerçek mektuplardan alınmış diyalogların da pek bir etkisi olmazdı.
Vincent karakterinin doğrusu Benedict'in ağzından çıkan her cümlede onun adım adıma deliliğe giden ruh halini hissedip, yaşadım. Sanki onunla beraber resim yaptım, boyadım, mektup yazdım. Ağzından -kaleminden- dökülen her cümlede biraz daha Vincent Van Gogh'a yakınlaştığımı hissettim. Ürpertici bir yanı vardı bu hayat öyküsünün ve ben bu ürpertici taraftan tarif edemeyeceğim kadar çok haz aldım.
Yazının en başında beğenmediğim bir yanının olduğunu söylemiştim. O da filmin belgesel tarzında çekilmesiydi. O kadar etkileyici ilerlerken bir anda araya belgesel anlatıcısının girmesi gözümde etkisini ara ara düşürmesine sebep oldu. Belgesel tarzında olmasa da araya olayları özet geçen biri girmese de gayet kendini anlatabilen film. Anlatıcının olduğu yerleri izlemeseniz de pek bir eksiklik olmaz filmde. Zira mektuplarda her şey anlatılmış. Anlatıcı en fazla Vincent'in ölümünden sonra devreye girebilirdi. Hatta orada bile ölümü Vincent'in ağzından Benedict tarafından anlatılabilinirdi. Bu kadarcık kurgu katmak hikâyede hiçbir şeyi kaybettirmezdi zannımca. Hem böylece ölümü ''adam öldü hikâye bitti, bb.'' der gibi gösterilmezdi. Daha yüreğe dokunan bir final olurdu.