Bu kitap benim için 2 parça. İlk yarısı çok da hoşuma gitmedi. Çünkü başlangıcında neler olduğunu anlamakta, olaylara hakim olmakta zorlandım. Zaten kitabın dili eski, o yüzden normal roman tarzında kısımları okuması çok zorlayıcı olmasa da ilk yarıda sık sık…devamıBu kitap benim için 2 parça. İlk yarısı çok da hoşuma gitmedi. Çünkü başlangıcında neler olduğunu anlamakta, olaylara hakim olmakta zorlandım. Zaten kitabın dili eski, o yüzden normal roman tarzında kısımları okuması çok zorlayıcı olmasa da ilk yarıda sık sık geçen "Simeranya" adı altında bir karakterin (Samim) düşlediği ütopyayı okuması hiç kolay değildi. Açıkçası o kısımları anlamakta çok zorlandım, çoğu zaman cümlelerde kayboldum. Ayrıca bana genel olarak Samim'in ağzından sürekli verilen düşünceler zorlama geldi. Kitabın ilerleyen kısımlarında şoktan veya üzüntüden ağzını açamaması gereken bazı olaylar olduğunda bile uzun felsefi konuşmalar yapıyordu ve bu kısımlar hiç gerçekçi değildi. Kitabın ikinci yarısında da yer yer olsa da ilk yarısında bu bahsettiğim kısımlar çok daha fazlaydı.
Ayrıca yazarın düşüncelerini bu kadar açık açık neredeyse romanın içine yedirmeye bile uğraşmayarak vermesi, o kısımları abes hissettirdi. Sürekli aynı bir felsefe kitabı okuyor gibi Samim'den Simeranya ütopyasını dinliyorduk ve dediğim gibi romana yedirilmediği ve anlaşılması da zor olduğu için bu kısımları asla sevmedim. Keşke bu Simeranya kısımları hiç olmasaydı, zaten romanın bunun harici kitabın genel olay akışıyla akan kısımları da bunu anlatacaktı, bu mesajlar anlaşılacaktı. Bu şekilde verilmek istenen mesaj kafama kafama kakılıyor gibi geldi.
İkinci yarısına gelirsek, ben ancak bu kısımlara geldiğimde gerçekten bir roman okuyormuşum gibi geldi. Oradan sonrası daha ilgi çekici ve akıcıydı. Klasik Peyami Safa romanı havasını orada aldım. Okuması güzeldi. Eski dönem romanlarında sık olduğu gibi bu kitapta da bazenleri karakterleri fazla kalıplaştırılmış gibi hissettim. Tam ifade etmeye çalışırsam mesela bir karakter iyi anlatıldıysa da kötü anlatıldıysa da roman boyu hep aynı çizgide ilerledi. Sanki "kaderlerinin" dışına asla çıkamazmış gibilerdi. Ben bu tür karakter anlatımlarını pek sevmiyorum. Bence insanlar hayat akışlarını değiştirebilirler. Bir de bazı olaylar fazla mistik ya da gerçekçilikten uzak geldi.
Sonuç olarak aslında kitabı bu haliyle pek beğenemedim. Yolculuklarımda okumasam muhtemelen yarım bırakırdım. Keşke Peyami Safa Simeranya diye düşüncelerini açıkladığı ayrı bir ütopya kitabı çıkarsaydı, bu kitap da bu düşünceler açısından daha sade olsaydı. O zaman muhtemelen çok daha fazla beğenirdim. 7 puanı da bu kısımlar dışındaki kısımları okurken aldığım keyfin hatrına verdim.
Spoiler!!!
Baştaki Selmin'in hamileliği olayında Mefaret'in Samim'den şüphelenmesi midemi bulandırdı. Nasıl bu kadar normal lanse edildi anlamadım, Samim Mefaret'in öz abisi, Selmin'in dayısı. Böyle bir şüphe en başta nasıl doğabilir, bir de üstüne nasıl bir süre şüphe edilerek sanki normalmişçesine gerçek olup olmadığı çözülmeye çalışılabilir?!
Ben zaten ailedeki, özellikle Besim'deki genişliği de anlamadım, Selmin'in hamileliği çok büyütülmüyor, aslında oyun olması yine büyütülmüyor. Bir garip aile.
Üstte bahsettiğim Samim'in abes durumlarda bile felsefi konuşmalar yaptığını düşündüğüm kısım da Meral'in ölümünün ardından başka bir adamla yaptığı konuşmaydı. Şok edici bir ölümün ardından, hem de sevgilisinin (aynı zamanda eski sevgilisinin kızı) yanarak ölümünün ardından bunun verdiği mesajları uzun uzun açıkladığı kısımlarda işte iyice soğudum. Ben o kısımları kendim anlayabilirim kdjsjs, keşke vermek istediği mesajı bu şekilde, bu olayın bu kadar yakın üstüne bari Samim'e açıklattırmasaymış Safa. Artık sonlara doğru Samim sadece Safa'nın düşünce açıklama kuklası gibi geliyordu.