Türkiye'nin sineması kötüdür, izlemem diyenin cahilliğine burada naralar atardım, onu yerin dibine sokmak için elimden geleni yapar ve "Ekși Elmalar" gibi kaliteli filmleri göstererek, büyük bir heyecan ile canım ülkem adına ithaf ederdim. Her ne kadar sinemamız uğruna nidalar sunsam…devamıTürkiye'nin sineması kötüdür, izlemem diyenin cahilliğine burada naralar atardım, onu yerin dibine sokmak için elimden geleni yapar ve "Ekși Elmalar" gibi kaliteli filmleri göstererek, büyük bir heyecan ile canım ülkem adına ithaf ederdim.
Her ne kadar sinemamız uğruna nidalar sunsam da ne yazık ki her zaman böyle filmlerle karșımıza çıkmıyor Türkiye. Ama ne uludur ki Türkiyem; Yılmaz Erdoğan gibi harika bir sanatkâra sahiptir. Sonra ne șanslıdır ki; Farah Zeynep Abdullah gibi güzeller güzeli, her mimiği tüm ressamları mezarından uyandırıp tablolar yaratmasına vesile olacak bir kadına sahiptir... Daha nicelerine ev olmuștur ki Türkiye; sinemamız adına gurur duymamak elde değildir. Sizler böyle performanslarla var oldukça biz de sizleri asla unutmayacağız; unutmadıklarımız gibi...
Hakkari'nin bir köyünde, Reis Bey diye anılan babanın kızları ile geçen macerasına odaklı; siyasi ihtirasları, tehlike kokan gönül mecralarını, ülkenin dört bir yanını kasıp kavuran olayları sizlere tatlı tatlı anlatıyor. Ufacık bir konudan ne dallar budaklar çıkıyor... 80 döneminin üniversite gençlerinin bunalımını dahi yansıtmaya çalıșıyor. Kürt vatandașlarının kültürlerine yer veriyor. Gelenek ve töreleri sinsice eleștirmeye kalkıșıyor. Bunu saygı dolu izah ediyor bizlere. Ufak da olsa Kürtçe konușmalar geçiyor; hattâ bir sahnede Özgür diyor ki sevdiğine:
-- Ben burada insanlarla anlașamıyorum. Pek arkadașım yok.. Cevap veriyor sevdiği ona:
--- Sebep? Özgür heveslice yanıtlıyor onu:
--- Kürtçe bilmiyorum da ondan...
Diyaloglara çok önem verdiğim bir yapım oldu. Bana kilometrelerce uzak Hakkari ilini merak ettim. Hepimizin köyü vardır. Ama her köyde verilen emekler, yapılan çalıșmalar farklı iklimlerde birleșiyor. Farklı ağızlarda birleșiyor... Birbirinden ayıramıyorum, görüyorsunuz ya. Ne nineler, teyzeler, ablalar var ki; bugüne baktığımızda bizden bir cacık olmaz dedirten... İște bu ağızlara hayat veren oyuncularımız hakikaten Kürtmüș gibiydiler. Bir role böylesine cuk diye oturan tipleri bulmak da ayrı bir bașarıdır. Șükran Ovalı... Songül Oden... Farah Zeynep... Șükrü... Kadro muhteșem. Tabii bunlara Ersin de güzel eșlik etmiș :)
Yabancı filmlerde bulamadığım hüznü bu filmde tattım. Yemyeșil bir filmdi. Etrafına aydınlık saçan ıșık hüzmelerini andıran sahnelerle seyircisini sinemaya doyuran bir yapım; öyle de ciddi ki sinemada alçakgönüllük noktasına getirdi beni. Yer Yer kullanılan mizahın kimin elinden çıktığını da anlamanız zor değil. Eklemek isterim, kullanılan elbiseler de köy atmosferine ayak uydurmuș. Sahne geçișlerinde çalan müzikler beni aldı götürdü... Yine eklemek isterim ki, eserin büyük bir kısmı Muğla'da çekilmiș de benim haberim yok... (Muğlalı değilim..)
Uzattım da Uzattım ama pișman değilim. Sayfalar dolusu yazı yazabilirim bu esere. Sevenler, hakikaten Sevenler inșallah kavușurlar. Bir kucak dolusu sevgiyle sizi selamlıyorum. Bu film size sevgiyi öğretebilir :).
10/10