1929 Nobel Edebiyat ödülü sahibi Alman yazar Thomas Mann'ın son eseri. Ölümünden bir yıl kadar önce yayınladığı bu kitabında 50'li yaşlarında bir kadının, oğluna ingilizce dersi vermeye gelen bir Amerikalı gence aşık olmasını ve bunu başta ailesi olmak üzere çerçevesine…devamı1929 Nobel Edebiyat ödülü sahibi Alman yazar Thomas Mann'ın son eseri. Ölümünden bir yıl kadar önce yayınladığı bu kitabında 50'li yaşlarında bir kadının, oğluna ingilizce dersi vermeye gelen bir Amerikalı gence aşık olmasını ve bunu başta ailesi olmak üzere çerçevesine karşı nasıl şekillendirdiğini anlatır.
Son derece etkileyici bir novella. Okurken baya etkilendim. Yazarın 1912 yılında yayımladığı "Venedik’te Ölüm" adlı eserinin benzeri olarak görülebilir zira o hikayede yaşlı bir adam genç bir çocuğa aşık oluyordu. Tabi bu üstünkörü bir benzerlik. Bu novellası üslup ve kurgu açısından çok daha sade ve yalın. Bu şaşırdığım bir durum, zira bildiğim kadarıyla Thomas Mann biraz ağır yazıyor.
Hayat hikayesine bakıldığında aşk karşısında hep kıvranmış bir yazar Thomas mann.. Anladığım kadarıyla içerisinde aşk geçen her öyküsünde, karakterin bir türlü mutluluğa ulaşamaması, istenilen bu arzunun sürekli olarak doğa, ahlak, kültür, vb. gibi unsurlar karşısında yenilgiye uğruyor. Ve bu kendi hayatıyla örtüşüyor. Gay olduğunu ömrü boyunca açıklamaması hatta ölümünden 20 yıl kadar bir süre gizli kalması (güncelleri ölümünden 20 yıl sonra halka açılıyor ve bariz bir şekilde eşcinsel olduğu ve aşk karşısında hep yanıp tutuştuğunu ancak bulunduğu konum nedeniyle içine gömdüğü anlaşılmış) son derece şaşırtıcı. Kendisi evli ve 6 çocuk sahibi. Almanya'nın 1970'lere kadar legal bulmadığı eşcinsellik, Thomas Mann'ın hayatına nasıl etki ettiği bariz ortada. Yazarın aktiflik dönemi 1898-1954 olduğundan dolayı bir türlü içini dökememiş, çok ilginç..
Modern edebiyat okumayı seviyorsanız mutlaka Thomas mann okumalısınız. Bu kitapla başlanır mı diye soracak olanlara şahsen ben evet derim. Ancak bu kitaba aldanıp diğer eserlerini hafife almayın. Dediğim gibi kalemi normalde ağırdır ama tahminimce ömrünün sonlarına doğru yazma kabiliyeti azalmış belki de ölümü hissediyor oluşundan mütevellit okuyucuya sade bir şeyler yazmak istemiş..
Beğendiğim iki alıntıyı ekliyorum;
"Ruhsal olan yalnızca fiziksel olanın yaydığı ışıktır ve eğer sevgili ruh, vücudun değişen hayatına uyum sağlamak gibi son derece zor bir görevin kendi üzerine düştüğüne inanırsa, bu görevi yerine getirmekten ve değişimin kendisini de etkilemesine izin vermekten başka bir şey yapması gerekmediğini fark edecektir. Çünkü sonuçta ruhu kendi durumuna göre şekillendiren bedendir."
(Sayfa 27)
"Anna, doğanın aldatmacasından ve alaycı korkunçluğundan söz etme. Ben nasıl onu küçümsemediysem sen de küçümseme. Oraya, sizden ve ilkbaharın olduğu şu hayattan uzağa istemeye istemeye gidiyorum. Fakat ölüm olmasa ilkbahar ne olurdu ki? Ölüm, hayatın önemli bir aracı ve eğer benim için yeniden diriliş ve aşk hevesi kılığına girdiyse bu bir kandırmaca değil, iyilik ve lütuftu."
(Sayfa 91)