kitap beni boğdu boğdu duvara fırlattı boğdu boğdu bir yerlere fırlattı. ümit yaşar oğuzcan'ı okumayanlar da bana pesimist derler... utanırlar mı sanmam. şimdi kitabı 28 günde okumuş olmamı birtakım teknik arızalara bağlıyorum. birtakım teknik arızalar: sürekli gelen misafirler, benim aşırı…devamıkitap beni boğdu boğdu duvara fırlattı boğdu boğdu bir yerlere fırlattı.
ümit yaşar oğuzcan'ı okumayanlar da bana pesimist derler... utanırlar mı sanmam. şimdi kitabı 28 günde okumuş olmamı birtakım teknik arızalara bağlıyorum. birtakım teknik arızalar: sürekli gelen misafirler, benim aşırı düşünmekten kitaba odaklanmakta zorlanmam, kitabın pdf olması, (bu garibanlık artık yeter) gibi gibi uzar liste ama kimseyi sıkmaya gerek yok. uzun süredir kitap incelemesi yazmadığımı ve yazmayı da çok özlediğim fark ettim. kitap hakkında konuşacağımı düşünmeniz beni üzer. ben yiiinee ve yinee kitap hariç her şeyden bahsedeceğim. sadece ayıp olmasın diye iki çift kelam edeceğim kitap hakkında.
ohm, ses 1-2-3... deneme.
yeterince mutsuz değilmişimcesine (böyle bir kelime yok muhtemelen) bir de bu kitaba başlamışım ve bitirmem 28 günümü almış. içindeki yazılar o kadar bana göre ki okurken deli dehşet efsane bir keyif aldım. ve pdf okuduğum kitapları kitaplığıma almayı gereksiz bulsam da bunu kessssinnlikle almak istediğimi fark ettim. altı çizilesi o kadar cümle var ki. adam işi biliyor he. (yılların yazarına da "adam işi biliyor he" yorumu yapmazsın... yo yaparım??) (bazen akıl sağlığımdan şüphe ediyorum ama neyse)
eğer böyle hüzünlü ve anlamlı satırlar okumayı seviyorsanız muhakkak bir şans vermelisiniz kitaba. çünkü ben şak diye diğer tüm kitaplarını da okuma arzusuyla dolup taştım... böyle de bir etkisi var işte.
ümit yaşar oğuzcan kadar olmasa da (daha fazla da olabilir bilmiyorum) ben de bu aralar kendimi iyi hissetmediğimi fark ettim. bunu sadece ben değil herkes fark etmiş. üniversiteyi bıraktıktan sonra düğüm olan hayatım bir türlü çözülmedi ve düğüm üstüne düğüm atılıyor. bir yerde ipi keseceğim ama hayırlısı... her gören neden kötü olduğumu, neyim olduğumu soruyor. işin garibi bilmiyorum. sadece hiçbir şeye karşı hevesim kalmadı onu fark ettim. hani bi söz var ya "bir gün en sevdiğim şeyi kaybettim, sonra elimin altındaki her şeyi devire devire yürümeye başladım" benimki de tam olarak o hesap. hiçbir şeyi umursamıyor en ufak bir hatada insanları siliyorum, olayları kestirip atıyorum. doğru mu değil mi tartışılır ama tahammülüm ve sevgim kalmadığı aşikâr. en sevdiğim şeyi kaybettiğim o güne dönüp her şeyi başa sarabilir miyim? ya da hayata yeniden başlayabilir miyim? çünkü ben dönülmesi güç hatalar yaptım ve nasıl toparlamam gerek artık bilmiyorum...
neyse çok derin yerler her an boğulabiliriz. susup konuyu kapatmak en doğrusu. zihninin içindeki birkaç dakikalık yolculuğunuz bitti keyif aldığınızı sanmıyorum, üzgünüm. ben de keyif almıyorum... o yüzden iyi geceler<3