📌"İlkbahar geldiğinde çok sarsıldım, sen çoktan gitmiştin. Kışı geçirmemiştin. Baharın hiç gelmemesini, bir daha bahar olmamasını, bir daha yaz olmamasını diledim bir an. Sen yoktun, mutsuzdum, bütün dünya hüzünlü olmalıydı. Doğa olduğu gibi bu acıyı çekmeli, yas tutmalıydı. Bütün başkentlerde…devamı📌"İlkbahar geldiğinde çok sarsıldım, sen çoktan gitmiştin. Kışı geçirmemiştin. Baharın hiç gelmemesini, bir daha bahar olmamasını, bir daha yaz olmamasını diledim bir an. Sen yoktun, mutsuzdum, bütün dünya hüzünlü olmalıydı. Doğa olduğu gibi bu acıyı çekmeli, yas tutmalıydı. Bütün başkentlerde bayraklar yarıya indirilmeliydi."
Sözleri eşliğinde vefat eden eşinin özlemini çeken bir adamın sözleri...
Bu sözler bana funda ablamdan şu dizeleri aklıma getirdi;
Sen yoktun ben yalnız kalmayı öğrendim
Acıya duvar gibi durmayı öğrendim
Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
Köksüz bağsız durmayı öğrendim
Veya renkler vardı gülfem, sesler vardı da diyebiliriz...
Bu eserimiz de ise yazarımız 40 yıllık evliliğinin ardından eşini kaybetmesi üzerine hislerini kaleme almış. Geçmişe dayalı anıların etkilerini, onun kıyafetlerini, onun severek yaptığı işleri ne denli bir özlemle hatırlıyor bunları okuyoruz. Aslında çok basit görünen olaylarda bile ne denli bir etkinin olduğunu hatırlamış sevgili yazarımız.
📌"Gittiğinden beri yedi milyon kırk sekiz bin sekiz yüze kadar saydım. Bu kadar zamanda saklanabilmiş olmalısın. Her tarafı arıyorum. Bulamıyorum, ümidimi kaybediyorum. Saklambaç oynamak çok uzun sürüyor. Tamam, hadi, kazandın, çık artık saklandığın yerden. Artık oynamak istemiyorum. Çık neredeysen, kazandın. Çık ne olur, kaybettim, her şeyi kaybettim."
Sözleri eşliğinde eşinin son vedasına sitem yükleyen bir eş olmuş Jean Louis bey.
Bekleseydin ve beraber gitseydik demiş...
İlk buluşmamız da olduğu gibi seni yalnız bırakmazdım demiş...
Neler demiş neler...
Dünkü esere nazaran bu eseri çok daha fazla sevdim. Bu duyguları en son Sabahattin Ali Bey'in eşine yazdığı mektupları okurken tatmıştım. Bu eser az ama öz yazılarla onu bile geçmeyi başardı.
Hayallerimden birisi yaşlılığımda ve evliliğimin ilerleyen yıllarında eşime dönerek "Bey ne çabuk geçti değil mi? Koskoca 40 yılı birlikte devirdik..." Bu cümleyi kurabilmek.
Evliliğin ilk yıllarında da acı türk kahvelerini ona içirerek "40 yılı nasıl kitledim ama" diyebilmek.
Ve yazarımız ve eşi bunu başarabilmiş bir çift.
40 yıllık bir evlilik... Acısıyla, tatlısıyla, mutluluğuyla ve bazen de göz yaşlarıyla geçirilmiş bir koca 40 yıl.
Hayatın doğru insan ile paylaşımı sonucu ne kadar güzel geçtiğini gösterdi bu eser bana. Yardımlaşmak ve bir şeyleri paylaşmak genel olarak çok güzelken hayatı sevilen ve sevdiğimiz insan ile paylaşarak geçirmek çok daha güzel ve zevkli bir şey olmalı. Yeri gelince onunla acını paylaşmak, yeri gelince derdini, yeri gelince mutluluğunu ve hatta bazen yeri gelince de sinirli olduğun hallerde seni yatıştırmasını paylaşmak...
Evett bu etkenler her ne kadar güzel ve hoş olsa da bu eserin acı bir tarafı da var. Yol arkadaşını kaybetmek ve yitirmek... Ardından gelen günlerce aylarca ve hatta yıllarca sürdürecek olan yas süreci...
Ne demiş şair;
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz?
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Yazar kendisinin hüznü az olan şeylerde ağladığını söylese de ben onun yüreğinden akan yaşları kendi yüreğim de hissedebildim.
Sonuç olarak herkesin gömdüğü bir şeyler vardır bu hayatta. Bir insan olmasına gerek yoktur bazen.
Canım Aliye Ruhum Filiz eserini beğenenler bu eseri de beğenirler. Romantik eserleri beğenenlerin de beğeneceği bir eser. Anlatı sevenlerin de beğeneceği bir eser olur. Zaten kısa da. Bir oturuşta biter. Okuyun, okutturun diyerek sözlerime son veriyorum. Kitapla kalın. ✨
📌Cesaretliydi. Bana, kimsenin beğenmediği bana, kırk yıl dayandı.
Birbirimizi tamamlıyorduk. Benim eksilerim, onunsa artıları vardı. İyimserle kötümserin buluşmasıydı bu.
📌Eşyanın güzelinden anlayan o, niye beni seçmişti? Ben ki, hiçbir özgün üslubu olmayan, 20. yüzyıla ait kaba saba, kendi kendine düz duramayan, eğri bacaklı, bir bacağı diğerine göre kısa, sıradan bir eşyayım. O ise benim kısa bacağımın altına sıkıştırılan takoz olarak beni ayakta tuttu, onun sayesinde dik durabildim. O benim pasımı aldı, beni temizledi, beni parlattı. Buna karşılık onu güldürdüm. Ağlattım da ama.
📌Deniz beyaz, gök siyah. Yelkenleri indirdim, kamaranın dibine çömeldim, başımı ellerimin arasına aldım. Ortalığın yatışmasını bekliyorum. İyimserim, yatışacağına inanıyorum. Fırtınalar, kar gibi sonsuz değildir.
📌Bir kedi alacağım. Şimdi sen Ürkek'le buluştun, benim okşayacak kimsem yok, ne kedim, ne kadınım. Ürkek ve Sylvie, benim sevgili iki varlığım, artık yok.
📌Seni benim vücudumdan kesip aldılar, beni uyuşturmadan. Yarımı benden aldılar, en güzel yarımı. Yeniden çık diye senin parfümünle suluyorum kendimi.
📌Bir kitap var ki, henüz bitirmemişsin, ne yazık ki bitiremeyeceksin de. Ona devam etmek istiyorum. Senin yerine okuyacağım.
📌Altmışlarında bir kadından aldığım mektubu hatırlıyorum, evliliğinin başından beri sürekli kocasıyla kavga etmiş, ama son zamanlarda artık etmiyorlarmış. Çok endişeliydi. Ateş tamamen sönmüş, hat kopmuştu. Bizde böyle olmadı, daima birbirimize söyleyecek şeylerimiz oldu, her zaman güzel şeyler değildi ama elektrik akmaya devam ediyordu, hat kesilmemişti.
📌Neden mutluluğu, ancak çekip giderken çıkardığı sesle tanıyabiliyoruz?
📌Sen şimdi tartıya gelmez bir haldesin. Bir mektup tartısının ibaresini bile kıpırdatamazsın. Ağırlıksız bir şeysin, bulut gibi, buğu gibi, koku gibi, hatıra gibi hafifsin...
📌Sen benim en iyi tarafımdın, umarım ben de senin en büyük kusurun olmamışımdır.
📌Bize hayatı bir günlük bir şey gibi sunan bu zalim zaman.
📌Güzel şeyler asla büsbütün hüzünlü olmazlar. Beni "şeylerin güzelliği içinde" bıraktın, şairin dediği gibi. Ayakta kalmayı başarmalıyım.