Hey, bu satırlara denk gelmiş değerli okuyucu 💕 senden bir ricam olacak. Acaba kulaklıklarını takabilir misin? Taktın mı? Tamam, şimdi de "Erkan Oğur - Gnossienne No.1" parçasını açabilir misin? Ben yazarken bunu dinledim ve senin de okurken bunu dinlemeni isterim.…devamıHey, bu satırlara denk gelmiş değerli okuyucu 💕 senden bir ricam olacak. Acaba kulaklıklarını takabilir misin?
Taktın mı? Tamam, şimdi de "Erkan Oğur - Gnossienne No.1" parçasını açabilir misin? Ben yazarken bunu dinledim ve senin de okurken bunu dinlemeni isterim. Arka fonda çalsın ama buraya geri dönmeyi unutma, gözüm yollarda bekliyorum gelmeni 👀 :)
.
.
.
.
.
.
.
.
Geldin mi? Tamaam, çok güzel. Şimdi seni kaçırıyorum. 🤫 Şşş, kimseye bir şey deme ve usulca satırları aşağı doğru kaydırmaya devam et, yani lütfen istirham ediyorum 😶🔫 :)
.
.
.
.
.
.
.
Aa, bak şurada birileri var, görüyor musun? Saklan şuraya da görmesinler bizi. Ne konuştukları duyuluyor sanki, aşk meşk falan ne diyor bunlar, anlıyor musun bir şey?
.
.
+ Aşk ile yanan yüreğe kötülük uğrayamaz, dedi.
- Nasıl uğrayamaz, diye sordu diğeri. "Kötülük bu, işi her şeye uğramak, her şerre bulaşmak değil midir zaten?"
+ Anlayacaksın, dedi.
- Neyi?
+ Bildiğini.
- Nasıl yani?!
+ Yüzüne, görmüş geçirmiş birinin tebessümünü yerleştirip "İnsan duyduklarını zamanı geldiğinde işitirmiş, evladım." dedi. "Her şeyin bir zamanı vardır. Zamanı geldiğinde anlarsın."
- Anlayınca ne olacak peki?
+ İnsan anlamadığını sevemez, evladım. Önce anlaman gerekir.
- Düşünceli başını önüne eğmişti diğeri. "Anlamak pek de kolay bir iş değil sanırım." diye söylendi usulca.
+ Görmüş geçirmiş olan bir kahkaha attı. "Kolay olsaydı herkes anlardı zaten evladım." Yüzündeki gülümsemeyi bozmadan konuşmaya devam etti karşısında duran bir çift düşünceli göze doğru. "Divan edebiyatı şiirlerini sever misin?"
- Sevmem. Çok karışık ve abartılı geliyor bana. Sanat dediğin de bir yere kadar yani!
+ Gel beraber bakalım ne denli karışıkmış anlarız, dedi görmüş geçirmiş olan.
- Diğeri huysuzlanarak "Eskimiş, tozlanmış dizeleri ne yapacaksak? Eskimişler bir kere ne işimize yarayabilirler ki!" diye kısık sesle söylendi.
+ Görmüş geçirmiş olanın bu dünyadaki senelerinin çoğu tükenmişti belki ama kulakları henüz tükenmemiş, belliydi. Duyduğunu belli eder gibi yan yan bakarak "Şansına Fuzûlî çıktı evladım." diyip iki satırlık beyiti okumaya başladı:
"Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Kim bu denlü dutuşan odlare çâre su"
- Anlamını bilmediğim kelimeler var, dedi diğeri. Eşk ne demek, od ne demek ve ayrıca o e'ler, ü'ler, d'ler de ne öyle, yazım hatası mı?
+ Eşk, gözyaşı demek, od da ateş... Sana yazım hatası gibi gelen harflere gelince o zamanki kullanım öyleymiş. Şekile takılma, mânâya bakmak gerekir. Ne anladın bu dizelerden?
- Hiçbir şey... Karışık işte.
+ Anlamamak için çabalarsan ulaşabileceğin tek sonuç anlamamak olur tabi. Neyi ararsan onu bulursun evladım. Sen önce ara bakalım da anlam bulursun elbet. Durmakla yol alınmazmış.
- Ey göz demiş. Gönlümdeki, içimdeki ateşlere gözyaşı saçma ki, bu kadar tutuşan ateşlere su fayda vermez. Doğru anlamış mıyım?
+ "Evet evladım, doğru ama bu dizelerin anlatmak istediklerinin hepsi bu kadar mı?" dedi o yüzündeki alışıldık tebessümüyle görmüş geçirmiş olan.
- Başka ne anlatabilir ki, diye sordu diğeri şaşkın şaşkın.
+ Gözyaşı tatlı mıdır, tuzlu mu evladım?
- Tuzlu.
+ Pekii, tuz ateşi harlar mı?
- ...
Diğeri sessizce düşüncelere dalıp konuşmamaya başlamıştı, sadece görmüş geçirmiş olanın sözlerini dinliyordu artık.
+ Yüreği aşk ile yanan, gönlündeki ateşin sıcaklığıyla gözlerinden yaş döker ama bu su, gönlündeki ateşi söndürmek yerine daha da harlamaz mı? Yüreği aşk ile yanan gönüllü âşıktır. Kendi isteğiyle harlanarak aydınlanmış bir yürekte şeytanın ateşinin işi ne? Şeytanın işi kararmış yüreklerle... İnsan, yüreği sevgiyle aydınlandı mı o zaman insandır. Aksi hâlde karardı mı bir yürek neye yarar?
- Eskiler büsbütün eskimemiş demek ki, diye sesli düşündü diğeri. "Hâlâ onlardan bir şeyler öğrenilebiliyormuş."
+ Görmesini bildikten sonra insan her şeyden bir şey öğrenebilir evladım, dedi görmüş geçirmiş olan. "İnsan bu dünyaya ölmek için değil, olmak için gelmiş evladım."
- Ne olmak için?
+ Onu ben bilemem, orası da sana kalmış.
Son sözü, diğerinin aklında dolanıp dururken görmüş geçirmiş olan, oturduğu yerden usulca kalktı, yürüdü, yürüdü... Ta ki diğerinin, arkasından bakakalan gözlerinin henüz göremediği yerde gözden kaybolup gidene dek...
.
.
Tamam dostlar, zamanınızdan daha da çalmak istemiyorum :)
Şimdi, ben niye bu kadar uzattım konuyu. Şöyle ki -sanırım biraz da öğretmen kimliğimin etkisiyle- sizi kitabın konusunun içine çekmek istedim. Derse hazırlık gibi düşünün 🙃
Veee dersimizin konusu aşk, kitabımızın adı da "Kerem ile Aslı"
Bazı şeyler eskidikçe güzelleşirmiş. Eskidikçe güzelleşmiş, halkın dilinde, dilden dile dolana dolana şekillenmiş bir halk hikayesi.
Bu kitabın anlatım dili çok çok iyi, sanki masal okuyormuşsunuz gibi akıp gidiyor. Birçoğunuz duymuştur bu hikayeyi ama yine de okumanızı tavsiye ederim. Okuyun dostlar, okudukça anlayın, anladıkça sevin... Sevgiyle, sağlıcakla kalın 🍃🌸
Son olarak buraya kadar sabırla okuyanlara teşekkürlerimi sunmak isterim. Sağ olunuz, var olunuz efendim :) 💕