"Küvetimin kenarında, pencereden esip gelmiş solgun bir yaprak, adı aklıma gelmeyen bir ağacın yaprağı duruyor; ona bakıyorum, damarlarını okuyorum, karşısında ürperdiğimiz ama onsuz hiçbir güzelliğin olamayacağı o tuhaf faniliği soluyorum. Güzelliğin ve ölümün, hazzın ve faniliğin birbirine bu kadar muhtaç,…devamı"Küvetimin kenarında, pencereden esip gelmiş solgun bir yaprak, adı aklıma gelmeyen bir ağacın yaprağı duruyor; ona bakıyorum, damarlarını okuyorum, karşısında ürperdiğimiz ama onsuz hiçbir güzelliğin olamayacağı o tuhaf faniliği soluyorum. Güzelliğin ve ölümün, hazzın ve faniliğin birbirine bu kadar muhtaç, bu kadar bağlı olması ne harika! Duyusal bir şey gibi derinden hissediyorum doğa ile aklın etrafımda ve içimdeki sınırını. Nasıl çiçekler fani ve güzelken, altın kalıcı ve sıkıcıysa, doğal hayatın da tüm devinimleri fani ve güzelken, akıl kalıcı ve sıkıcı. İşte şu anda reddediyorum onu, aklı ebedi hayat olarak değil, ebedi ölüm, donup kalmış, verimsiz, biçimsiz bir şey, ancak kendi ölümsüzlüğünden ödün verdiğinde biçim ve hayat kazanabilecek bir şey olarak görüyorum. Altın çiçeğe, akıl bedene ve ruha dönüşmeli yaşayabilmek için. Hayır, bu ılık sabah saatinde, kum saati ile solgun yaprak arasında, başka zamanlarda hayranlık duyabildiğim akılla ilgili bir şey bilmek istemiyorum, ben fani olmak, çocuk olmak, çiçek olmak istiyorum."
(Sayfa 91)
Aşk seviyesinde büyük sevgiler beslediğim Hermann Hesse'nin ilk kez 1934 yılında yayımlanan, daha sonraki yıllarda çeşitli yayınevleri tarafından içeriğine eklemelerde bulunan, ana teması ağaç ve doğa olan derleme eseri.
O kadar güzel cümleleri var ki. Hayranım kendisine. Alman ve İsviçre edebiyatında (Thomas mann, heinrich böll gibi yazarlar dışında) bu kadar iyi gözlem yapabilen yazar var mıdır sanmam..
Doğayı seven her okurun okuması gereken bir eser ancak Hesse'ye başlangıç olarak tercih edilmemeli..
Hoşuma giden diğer alıntılar ve şiirler;
"Her şey beklemede, her şey hazırlık içinde, şey ince ince, şefkatle dürten bir oluş heyecanıyla düş kurmakta, filizlenmekte tohum güneşe, bulut tarlaya, körpe otlar havaya doğru. Yıllardır bu vakitlerde, sanki özel bir anda yeniden doğuşun mucizesini keşfedecekmişim gibi, sanki bir kere de ben, bir saat boyunca, gücün ve güzelliğin doğuşunu kendi gözlerimle görüp kavrayacakmışım gibi, hayatın topraktan nasıl gülerek fışkırdığına, genç iri gözlerini ışığa nasıl açtığına bizzat tanık olacakmışım gibi sabırsızlık ve özlemle pusuda beklerim."
(Sayfa 26)
"Ve vakit elverirse, keyfim de yerindeyse, nemli çayıra uzanırım ya da ilk bulduğum sağlam ağaca tırmanırım, dallarda sallanır, tomurcukların rayihasını, taze reçinenin kokusunu içime çekerim, tepemdeki dalların ağını, yeşilin ve mavinin birbirine karıştığını görür, uyurgezer gibi sessizce adım atarım çocukluğumun kutsal bahçesine. Oraya bir kez daha girivermek, ilk gençliğin berrak sabah havasını solumak ve bir kez daha, kısa bir an, dünyayı Tanrı'nın elinden çıktığı gibi, gücün ve güzelliğin mucizesinin bizzat bizde gerçekleştiği çocukluğumuzdaki gibi görmek öyle nadir, öyle enfes bir duygudur ki.
.
.
.
Yine de, benim alnımda da vardı Tanrı'nın parıltısı, baktığım her şey güzel ve canlıydı, düşüncelerimde ve düşlerimde, hiç de dindarca olmasalar da, melekler, mucizeler ve masallar kol kola gezerdi."
(Sayfa 27)
"Elveda sevgili şeftali ağacım! Lorenzo' nun arkasından baktım. Elveda sevgili ağacım! Hiç değilse, seninki düzgün, doğal ve onurlu bir ölüm, ki yüzden şanslı addediyorum seni, artık dermanın kalmayana kadar, büyük düşman kollarını burkup koparana kadar direndin ve dayandın. Sonunda pes etmek zorunda kaldın, düştün ve kökünden koparıldin. Ama savaş uçaklarından atılan bombalarla parçalanmadın, şeytani asitlerle yakılmadın, milyonlarca insan gibi sürülmedin yurdundan, kanlı köklerinle üstünkörü dikildiğin yerden bir kez daha koparılıp yurtsuz bırakılmadın, çöküşü ve yıkımı, savaşı ve etrafındaki rezaleti yaşamak ve sefilce ölüp gitmek zorunda kalmadın. Senin gibilere yakışan, sana layık bir yazgın oldu. O yüzden şanslı addediyorum seni; bizden daha iyi, daha güzel yaşlandın ve ömrümüzün sonunda yozlaşmış bir dünyanın zehri ve sefaletiyle boğuşan, etrafımızı kemiren ahlaksızlığa rağmen bir nebze temiz hava solumak için mücadele eden bizlerden daha onurlu öldün."
(Sayfa 37-38)
"Çiçek çiçek şeftali ağacı,
Hepsi de vermeyecek meyve,
Parıldar gül köpüğü gibi,
Mavilikle bulutlar arasında.
Açar düşünceler de çiçekler gibi,
Bir günde yüzlercesi.
Bırak çiçeklensin! Bırak her şeyi akışına.
Sorma sana getirisini!
Oyun da olmalı, masumiyet de
Ve çiçek bolluğu,
Yoksa dünya dar gelirdi bize
Olmazdı hayatın tadı tuzu."
(Sayfa 40)
"Yüzünde maske taşıyan değişken insanın, doğada büyüyen her varlığa ciddiyetle bakmaya başladığı anda ürkmesi kaçınılmazdır."
(Sayfa 42)
"Ağır ağır söylüyor şarkısını karanlık ağaçlarda yağmur,
Esiyor ormanın üzerinde ürkünç bir kahverengi.
Dostlar, yaklaştı sonbahar, ormanda pusuya yattı bile pürdikkat;
Tarla da boş boş bakar, geleni gideni sadece kuşlar.
Ama güneydeki yamaçta olgunlaşıp göverir çubuğunda asma,
Ateş ve gizli bir teselli saklıdır kutsal kucağında.
Şimdi henüz kanlı canlı, yeşil yeşil hışırdayan ne varsa
Çok yakında solup gidecek üşüyerek, ölecek siste ve karda;
Kanı tutuşturan şarap sadece ve sofradaki gülen elma
Yazdan, güneşli günlerden kalma bir parıltıyla alevlenecek.
Anlam da böyle olgunlaşır bizde ve kararsız kışta tadın siz de,
Isıtan ateşine müteşekkir, hatıraların şarabından,
Ve akıp gitmiş günlerden çırpınıp gelen şölenler, sevinçler,
Salar suskun danslarla mutlu gölgeleri yüreğe."
(Sayfa 75)
"Esasında, hem bizde hem de doğada aynı bölünmez tanrısal varlık faaliyet gösterir, öyle ki dış dünya yıkılsaydı bile içimizden biri onu yeniden kurmaya muktedir olurdu, zira dağ ve nehir, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğadaki tüm varlıklar içimizde önceden şekillenmiştir, zira özü sonsuzluk olan, özünü bilmesek de çoğu zaman kendini bize sevme gücü ve yaratma gücü olarak hissettiren ruhtur onların kaynağı."
(Sayfa 77)
"Her çiçek meyve olmak ister,
Her sabahın arzusu akşamdır,
Her şey fanidir bu dünyada,
Değişimden, kaçıştan başka.
En güzel yaz bile ister
Hissetmeyi sonbaharı ve solduğunu.
Sessizce dur, yaprak, sabırla dur,
Kaçırmak isterse rüzgâr seni.
Oyna oyunlarını, savunma kendini,
Bırak olsun ne olacaksa.
Bırak, seni kıran rüzgârın esintisi,
Uçursun seni yuvana."
(Sayfa 90)
"Tuhaftır dolaşmak siste!
Yalnızdır her çalı, her taş,
Hiçbir ağaç görmez diğerini,
Yalnızdır her biri.
Dünyam dostlarla doluydu,
Aydınlıkken henüz hayatım
Oysa şimdi, sis inerken,
Yok artık hiçbiri.
Bilge değildir sahiden
Karanlığı bilmeyen biri,
Kaçınılmazdır karanlığın usulca
Onu herkesten ayırması.
Tuhaftır siste dolaşmak!
Yaşamak yalnız olmaktır,
Hiç kimse bilmez diğerini,
Yalnızdır her biri."
(Sayfa 94)