Geçmiş zamanlardan bir iz taşıyorum. Bu ize bir yerleşke kuruyorum. Safi sen varsın diye içinde, bu geçmiş izi sana yeniden yeniden nüksediyorum. Bir gün bir yabancıyla bir şehrin sokaklarında geçirdiği gecenin, dokuz yılda bir devşiren aşkı ile bazen kaçamak bakışlar…devamıGeçmiş zamanlardan bir iz taşıyorum. Bu ize bir yerleşke kuruyorum. Safi sen varsın diye içinde, bu geçmiş izi sana yeniden yeniden nüksediyorum.
Bir gün bir yabancıyla bir şehrin sokaklarında geçirdiği gecenin, dokuz yılda bir devşiren aşkı ile bazen kaçamak bakışlar bazen de ellerinin saçlarına dokunma isteğini bastırma arzusu ile başlayan bir hikâyeye eşlik ediyoruz. Tren yolculuğunda, durağan hayatında, binlerce insan arasından sırf gözlerinden tanıdığı bir yabancıyla gezilecek birkaç yüz sokağın hikâyesi...
Güneşin doğuşu ile başlayan bir veda ve tekerrür ile gün dönümleri...
Yönetmenin bir gün tanıştığı bir kız ile aynı yerde ve saatte tekrar buluşmak üzere vedalaştığı hayatının aşkını ararken oluşturduğu bu ilk filmin ardından, sevdiği kadının o buluşmaya gelememesi ve öldüğünü öğrenmesi hikâyeyi daha da samimi kılıyor.
Üçlemenin ilk filminde bir başlangıcın en romantik aynı zamanda en gerçekçi halini seyrediyoruz.
İzlerken sıkılmadan, tatlı bir tebessümle eşlik edeceğiniz hikâyede ince ince işlenmiş bir tanışma ve tanış olma hali mest ediyor bizleri.
Daha derine inersek;
hikâyenin bir trende başlaması, hayattaki yolculuğumuza tekabülü olarak yorumluyorum. Ellerinde tuttukları kitaplar (All I Need is Love~Klaus Kinski, Le Mort; Histoire de l'œil~Georges Bataille) bize açık ipuçları veriyor. Belki de bu aşkta, şehvetin diğer yüzünü vurguluyor. Çünkü iki kitap da döneminde bu konuda çok eleştiri almıştır.
Başka bir bağlamda film, Viyana mimarisinin göz alıcı resitaliyle fotoğrafik hafızanıza bir şölen sunuyor.
Öte yandan öyle bir sahne ki var ki üçlemenin son filminde son sahnede bir anlam veriyor bize:
- Yanlış anlamayın, dilenci değilim. Şairim.
gündüz düşü sanrısı
limuzin gibi kirpik
ah bebeğim, o güzel yüzünle
şarap kadehime bir gözyaşı akıt
şu kocaman gözlere bak
gör benim için ne demek olduğunu
pastalar ve milkshakeler
ben bir sanrı meleğiyim
bir fantazi geçidi
ne düşündüğümü bil isterim
artık tahmin etmeni istemem
nerden geldiğim hakkında hiçbir fikrin yok
hayata fırlatılmış
nereye gidiyor olduğumuzu bilmiyoruz
nehirdeki agaç dalları gibi
suyla sürüklenen
akıntıya kapılmış
ben seni taşıyacağım
sen de beni
böyle olması gerekiyor
beni tanımıyor musun
şimdiye kadar tanımadın mı beni
"Eğer dünyada büyülü bir şey varsa; o birini gerçekten anlamaya çalışmak, biriyle bir şeyi paylaşmaya çalışmak olmalı. bunun neredeyse imkânsız olduğunu biliyorum. ama ne önemi var? cevap sadece denemek olmalı.”
Viyana/1995
.
.
.
Not: üzerine en çok konuşmayı sevdiğim filmlerden fakat izleyeli uzun zaman oldu hatırladığım kadarıyla yorumladım. O yüzden birçok noktada değinmeyi unuttuğum yerler olmuştur. En kısa zamanda tekrar izlemek üzere..