“Corpse Bride” demek, aşkın ölümsüzlüğüne dair bayağı ciddi bir vaat gibi geliyor, değil mi? Ama işin içinde tam anlamıyla “ölü” biri var ve bu, romantizmi biraz daha *soğuk* tutuyor. Tim Burton’ın o gotik, karanlık ama bir o kadar da renkli…devamı“Corpse Bride” demek, aşkın ölümsüzlüğüne dair bayağı ciddi bir vaat gibi geliyor, değil mi? Ama işin içinde tam anlamıyla “ölü” biri var ve bu, romantizmi biraz daha *soğuk* tutuyor. Tim Burton’ın o gotik, karanlık ama bir o kadar da renkli dünyasında, aşk hem mezar taşları arasında filizleniyor hem de “öldükten sonra bile anlaşabiliyoruz” mesajı veriyor. Paradoks tam burada: Sevgi, hayatın en canlı duygusu ama burada ölülerin dünyasında çiçek açıyor.
Bir yandan aşkın gücünü kutlarken, öte yandan “ölü gelin”le evlenmek belki de biraz fazla maceracı ve hatta absürt. Hani dedikleri gibi, “hayat kısa, ama aşk ölümsüz” ise, neden mezar taşının ötesinde romantik bir piknik yapalım ki? Mizahı da burada yakalamak mümkün: Sevdiğiniz kişiyle sorun yaşarsanız, “beni mezara gömmeden önce bir kez daha düşün” diyeceğinizden emin olabilirsiniz!
Kısaca, film bize diyor ki; aşk, canlılar kadar karmaşık, ölüler kadar gizemli ve tam da bu yüzden bir o kadar da eğlenceli. Ölümün bile aşkı engelleyemediği yerde, biz de günlük sıkıntılarla boğuşmaktan vazgeçelim, çünkü en kötü senaryo bile biraz komik olabilir.