"Binlerce kez iyi geceler sana." Sinefil olma yolunda ilerliyoruz 💃🏻💃🏻 -Henüz 500. filmini daha yeni izledi…- 500’e denk geldiğimize göre, filmi kendimiz seçmeyip başka birinden öneri alalım dedik ve Kalli Hanım’a başvurduk. Öncelikle kendisine tekrardan teşekkür ederim ve takriben üç…devamı"Binlerce kez iyi geceler sana."
Sinefil olma yolunda ilerliyoruz 💃🏻💃🏻
-Henüz 500. filmini daha yeni izledi…-
500’e denk geldiğimize göre, filmi kendimiz seçmeyip başka birinden öneri alalım dedik ve Kalli Hanım’a başvurduk.
Öncelikle kendisine tekrardan teşekkür ederim ve takriben üç aydan sonra tekrardan gönderi yazacak olmanın heyecanını yaşayarak, bu anın tadını çıkarmak istiyorum.
Film, genç William Shakespeare’in Romeo ve Juliet oyununu yazarken yaşadığı kurgusal aşk hikâyesini anlatıyor ve 7 Oscar ödülünü alıyor.
Benim hiç şüphesiz filmlerde en çok beğendiğim detaylar — bu türde olanlar için tabii — dönem kıyafetleri ve o dönemin yansıtılış biçimi. Eskiye sevdası olan bir insan olunca, içiniz o sahnelere erimeden edemiyor. Lakin dönem filmi olmasına rağmen, bunu pek başarabildiklerini söyleyemem.
-Şahsi düşüncem-
Görüntü kalitesinden dolayı mı bilmiyorum ama çok günümüz gibi hissettirdi. Belki oyunculuklar yüzünden bu şekilde hissettim, bilemiyorum. Aslında kadın başrolün oyunculuğu da güzeldi ama bir şeyler eksik geldi bana. -Filmin ruhunu yansıtma anlamında-
Film, Kalli Hanım’ın da dediği gibi, hiçbir duyguyu en üst noktada yaşatmıyor. Hepsi dozunda. Ne çok üzüyor, ne çok güldürüyor, ne de çok heyecanlandırıyor.
Bu yüzden izlerken kendimi çok rahat ve anda kalmış gibi hissettim.
Benim için eksik sayılabilecek şeylerden birisi o dönem meselesiyken, bir diğeri de filmde esere dair çok fazla alıntı duymamış olmak.
Böyle bir şeye gerek var mıydı, orası tabii ki tartışılır ama ben bir duymak istemedim de değil hani.
Yüzde yüz tarihsel bir doğruluk yerine, edebi yön ve kurgusallık daha çok ağır basıyor filmde. Shakespeare’in Viola’ya karşı aşkının gerçek olup olmadığına dair merakınız varsa, buradan da cevaplamış olalım: Buna dair herhangi bir kanıt yok. Viola adında bir kadının varlığı da mevzu bahis değil.
Viola ve William’ın aşkı ile Romeo ve Juliet’in aşkı benzerlik içeriyordu. Filmi izlerken, yazarın cidden böyle bir aşk yaşadığını zannediyordum. Bu yüzden de film boyunca, “Bir yazar zaten yazdığı ve kaleme aldığı şeydir,” diyerek iki aşk ve iki çift arasındaki sevdanın benzerliğini normal karşılamıştım. Filmi kurgulayanlar bu konuda iyi bir iş başarmışlar, söylemeden geçemem.
Filmde beni etkileyen şeylerden bir diğeri, yazarımızın ilhamı aşk ile bulması oldu. Toz pembe hayaller bir yana, bence aşk dediğimiz olgu cidden sanatı bir noktada doğuruyor.
Filmde en çok sinirimi bozan şey ise, dönemin kadınlarının tiyatroda yer almasına izin verilmemesi ve oynadıkları takdirde ceza almalarıydı. Zaten film boyunca da zırt pırt tiyatroları kapatma derdinde olan bir amca vardı.
-Ayrıca bu amca, kadın ve erkek arasında geçen münasebetlerden dolayı tiyatroyu kapatmaya çalışırken, kendisi odasında fanfinfon peşindeydi.
HEM DE HER SAHNEDE!
Kendine mübah, başkasına günah…-
Ayrıca bu kadınların sahneye çıkmasının yasak olması, kurgu olan bir durum değil. Cidden dönemin İngiltere’sinde sadece erkekler sahneye çıkabiliyormuş. -Gel de kudurma şimdi-
Söyleyeceklerim bu kadar. Meraklıları listelerine fırlatabilirler. 🚀🤾🏻♀️🚀🤾🏻♀️🚀🤾🏻♀️