İlk iki filme nazaran sahneler, oyunculuklar ve özellikle de mekanlar ile güzel bir sunum var önümüzde. Jack Sparrow'un yokluğu diğer filmlere göre çok bariz bir şekilde hissediliyor olsa da, yan karakterler açığı kapatmaya yetiyor diyebilirim. Önceki iki filme nazaran İlk…devamıİlk iki filme nazaran sahneler, oyunculuklar ve özellikle de mekanlar ile güzel bir sunum var önümüzde. Jack Sparrow'un yokluğu diğer filmlere göre çok bariz bir şekilde hissediliyor olsa da, yan karakterler açığı kapatmaya yetiyor diyebilirim. Önceki iki filme nazaran İlk sahnelerde olayların akışına hemen girmeden, arka planda durması daha iyi olmuş. Bazı karakterlerin önü daha çok açılmış diyebilirim. İlk iki filmde arka planda duran ve önceki yazımda da yazmış olduğum gibi faydasız Elizabeth, kardeşler konseyinde Jack Sparrow'un sayesinde seçildiği ve bunun verdiği olanaklar ile beraber, bu film de bir tık daha önde boy gösteriyor. Bahsetme gereği duyduğum diğer bir oyuncu ise kesinlikle Bill Nighy'ın canlandırdığı Davy Jones karakteri. Bakıldığında, her ne kadar insanı tiksindirmesine rağmen, garip bir biçimde kendisine sempati duydum diyebilirim. Diğer bir yandan özellikle filmin sonuna doğru gelişen olay örgüsü harika bir şekilde izleyiciye sunuluyor. Tabi her ne kadar Will'in kaos ortasında (sümsük) Elizabeth'e evlenme teklif etmesini saçma bulsam bile. İnsanlar savaşta can derdinde, bunlar da ilan-ı aşk ediyorlar birbirlerine. Bu da yetmezmiş gibi Geoffrey Rush'a bizi evlendir diye tutturmaları.... Yav kardeşim millet kendi canının derdinde. Senaristler bu sahneyi ne diye koydular bilmiyorum. Şahsen izlerken, "haahh aferin size tam sırası, aynen aynen bir de evlenin savaşın ortasında tam olsun" diyerek izledim o sahneyi. İki kılıç sallayıp "Do you accept me as your husband" diyerek hiç bir şey olmamış gibi devam ediliyor. Yani bu şeyler bana bir yerden tanıdık geldi.... Ayy evet (Titanic'de gemi batarken, gamsız bir şekilde müzik çalmaya devam eden orkestra). Ama son 20 dakika olaylara "hadi lan ordan", "eeee yok artık" diyerek, şaşkın ve müzdarip bir şekilde bakarak devam ettim. Ama bir o kadar da mantık hatası vardı film de. Bu yazıda bunlara deyinmeyeceğim. Ama izlerken bu hatayı da yapmazsınız diyor insan. Fakat her ne kadar filmin sonlarına doğru yükselen bir aksiyon ve keyif grafiği olsada, ilk bir saat tamamen boşuna izliyormuşum hissi vermeye başlamıştı bende. Çok sığ, bayat ve tatsız ilerledi. Her yeni film de düşen IDMb puanları boşuna değilmiş demek ki. :)
Ama son sahne baya iyiydi...
"Ben dürüst bir adam değilim ve dürüst olmayan bir adamın dürüst olmayışına her zaman güvenebilirsiniz. Dürüstçe söylüyorum bunu. Asıl dikkat etmeniz gerekenler dürüst olanlardır, çünkü ne zaman gerçekten aptalca bir şey yapacaklarını asla tahmin edemezsiniz"