Öncelikle şunu söyleyeyim: Yaşar Kemal benim için bambaşka bir yerde. O sadece bir yazar değil resmen Anadolu'nun sesi, toprağın kalemi. Kitaplarını okurken sadece bir hikaye okumuyor, sanki o coğrafyanın her bir karesine, her bir karakterin ruhuna dokunuyorsunuz. Cümleleri o kadar…devamıÖncelikle şunu söyleyeyim: Yaşar Kemal benim için bambaşka bir yerde. O sadece bir yazar değil resmen Anadolu'nun sesi, toprağın kalemi. Kitaplarını okurken sadece bir hikaye okumuyor, sanki o coğrafyanın her bir karesine, her bir karakterin ruhuna dokunuyorsunuz. Cümleleri o kadar akıcı, o kadar şiirsel ki, sanırsınız elinizde bir roman değil, nesirle yazılmış bir destan tutuyorsunuz. İşte bu yüzden o bizim edebiyatımızdaki en büyük dev çınarlardan biri. 🫶
Belgeselde de görüyoruz o konuşurken ki içten gülümsemesi, kahkahası...
O kadar samimi ve sıcak ki. Eğer bir yazarla oturup sohbet etme şansım olsaydı bu hiç düşünmeden Yaşar Kemal olurdu. Peki ya sizinki?
Belgeseli izlerken hayatındaki bazı zorlukları tekrar görmekten çok etkilendim. Özellikle o babasının ölümünü görmesinden dolayı yaşadığı kekemeliği ve çok küçük yaşta bir gözünü kaybetmiş oluşu... Bunları önceden bilsem de tekrar izleyince insanın içi burkuluyor. Ama o bütün bu zorlukları sırtlanmış hatta belki de bu eksiklikleri kendi gücüne dönüştürmüş; sessizliğin gücünü ve gözlem yeteneğini inanılmaz bir seviyeye çıkarmış. Zaten Yaşar Kemal'i efsane yapan da bu hayata karşı dimdik duruşu değil mi?
O dönemlerde İnce Memed'i yazarken ki yaşadığı zorluklarını anlatan şu sözleri okuduğumda ne kadar duygulandığımı anlatamam:
“İnce Memed’i yazdığımda Cumhuriyet’te çalışıyordum ve hemen hemen hiç param yoktu, öyle ki Serencebey’de oturduğum ev sobalıydı, ama odun alamıyordum. 1953’te muazzam bir kış olmuştu, hatırlarsınız Boğaz’ı buzlar kaplamıştı, odunum olmadığı için birkaç ceketi üst üste giyip eldivenlerle yazdım İnce Memed’i.”
Düşünün ki böylesine bir yoksulluk, soğuk ve zorluk içinde dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birini elleri donarken, ceket üstüne ceket giyerek yazmaya çalışıyor.
Ama sonra hayatı nasıl değişiyor değil mi? Devamında anlattığı o an: Hayat Dergisi'nden aldığı 50 lirayla bir aylık odun alması... O an, onun için paranın değil, sıcaklığın ve yazmaya devam edebilmenin zaferi olmuştur. Hele Yaşar Kemal filmin film hakkını almasıyla birlikte, odun alamayan adamın kaloriferli eve geçmesi... Bu sadece onun değil, sanatın ve emeğin de kazandığı bir hikaye.
İnce Memed sadece ona dünyaca ün değil, aynı zamanda o zorlu hayata karşı bir soluklanma imkanı vermiş. İşte bu yüzden o roman sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda Yaşar Kemal'in hayatındaki bir dönüm noktası, bir mucize ve bütün zorluklara rağmen umudun simgesi.
Bu belgesel, bize bu büyük ustanın sadece yazdıklarını değil, aynı zamanda o yazdıklarını nasıl bir mücadeleyle ortaya çıkardığını bir kez daha hatırlattı. İyi ki tanımışız, iyi ki o zorlu kışta o ceketleri giyip yazmaya devam etmiş. 🫠
(Farkındayım sözde belgesel yorumu yaparken biraz fazla İnce Memed'in destansı hikayesine takılıp kaldım. Yapacak bir şey yok, en sevdiğim yazarın en sevdiğim eseri olunca beni benden aldı ahshahs siz de benim gibi çok etkilenmişsinizdir diye düşünüyorum.🫢)
Ve ölmeden önce okurlarına son bir vasiyet bırakır:
"Benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır."
Şu dünyada ölüm var, yoksulluk var, zulüm var.
Eğme başını namerde; yüreğin var, dilin var!
📌"İnsanlarla oynamamalı..
Bir yerleri var, bir ince yerleri..
İşte oraya değmemeli."
📌"Ah Tilda, Nazlı Tilda, ömrüm, nazlı Tilda. Tildacim, sevgilim sana teşekkür ediyorum. Yaşadığımız bu güzel hayat için sana teşekkür ederim sevgilim. Korkma sakın korkma biz namuslu bir hayat sürdük."