📌"Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var" Geçen yıl "Aşk Hikayesi" eseri ile tanıdığım adamın bir başka eserini okumak bu yıla nasip oldu. Başka ellerden geçmiş, başka başka insanların okumalarına tanık…devamı📌"Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatım var
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var"
Geçen yıl "Aşk Hikayesi" eseri ile tanıdığım adamın bir başka eserini okumak bu yıla nasip oldu. Başka ellerden geçmiş, başka başka insanların okumalarına tanık olan bir eseri okumak bana çok farklı duygular hissettirdi. Yaprakları sararmış, solmuş.. lakin sözlerin gücü hâlâ dimdik ayakta.
İskender beyi bu kadar çok sevmemin sebeplerinden birisi divan şiirlerine çokça yer vermesi ve bu konuda ki derya deniz bilgi birikimi. Bir diğer sebebi de aşk kavramını çoğunlukla ilahi aşka bağlaması ve bu şekilde yazması. Bu konuda edebi gücünü çok iyi kullanan bir yazar ve bu eserle de bunu ispatlıyor.
Bu eseri bir roman değilde araştırma-inceleme türünde yazıldığı için daha ağır ilerledi. Benim için tek sorun oydu. Yine de ben okumaktan memnunum. Çünkü seviyorum böyle işleri. Son kısımda yer alan hikayeye söylenecek tek söz yok zaten... Sadece gözyaşlarını değil kalbin kanını da barındırıyor kendisi...
Divan edebiyatından örnekler vererek ilerlettiği bu eserde her bir beyiti, her beyitin her kelimesini tek tek açıklayarak ilerliyor. Bu durumda divan edebiyatinda yazılan şiir, gazellerin aslında ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Dışta görünen bir anlam olsada içte saklı derin manalar ve sırlar barındırıyor bu dizeler... Zahir ve batın meselesi kısaca.
Aşk ve aşığın saklı kalması gereken bir sır olduğunu düşünüyor divan aşıkları ve İskender Pala. Haklılar da zannımca... Gizlenen bir sevda sonunda o sır açığa çıkmadan ölünce de şehit sayılmıyor muyuz zira?
Aşkın tek boyutlu olmadığını, her insanla beraber ortaya çıkan bir aşk olduğunu biliriz. Zira aşk herkese başkadır, aşk herkeste başka başkadır...
Roman gibi hızla okunacak bir eser değil. Her sayfası biraz tefekkür, biraz sessizlik istiyor. Bir de sohbet arkadaşı istiyor sanırım... Hatta çokça sohbet arkadaşı istiyor. Bölüm bölüm okuyup üzerine konuşulması gerekiyor. Nasıl ki aşk gün be gün derin derin yaşanıyor, bu eserde derin derin konuşulmayı hak ediyor. Bir gün bunu şakayığı olacağım adamla yapmayı diliyorum.
"İnneme'n-nisâ şakâyıku'r-rical"
"Gelincik, hemen her coğrafyada kendiliğinden yetişebilen, otuz kadar türü bulunmakla birlikte hemen hepsi kırmızı renkli yaprak açan bir çiçektir. Yol kenarlarında, ekin tarlalarında sık rastlanan gelinciğin özelliği çok narin, nahif ve zarif bir çiçek oluşudur. Dalından kopardığınız andan itibaren birkaç dakika içinde parlaklığını, canlılığını ve güzelliğini yitirir. Kırmızı yapraklarından birine koparırsanız diğer üçü kendini bırakır, salar ve sarkar. Elinizle yapraklarından birine fiske vurun, derhal zedelenir ve solmayı yüz tutar. En küçük şiddet, hoyrat muamele ve sarsıntada bile yara alıp zedelenen bu çiçeğin kadına benzetilmesi ve özellikle erkeği tamamlayan 'eş' olarak nitelendirilmesi bizce çok manidardır. Bu ifadenin mefhum-ı muhalifinden anlaşılan odur ki erkekler kadınlarının bir gelincik çiçeği kadar narin olduğunu bilmeli, ona göre davranmalı, gelinciğin hoyrat tavırlara, şiddete, haksızlığa maruz kalmak bir yana el üstünde tutulması, kırmızı renginin asaleti ve güzelliği içinde renginin soldurulmaması gerektiğini bilmeli ve ona göre davranmalıdır."