İşçiler aşırı çalışarak kendilerinin ve evlatlarının güçlerini tükettiklerini; yıprandıkları için vaktinden önce çalışamayacak hale geldiklerini; kafalarında sadece bir takıntıya yer bırakıp bu nedenle vahşileştikçe insan olmaktan çıkıp insan müsveddelerine dönüştüklerini; içlerindeki en güzel yetenekleri öldürüp sadece gözü dönmüş çalışma çılgınlığını…devamıİşçiler aşırı çalışarak kendilerinin ve evlatlarının güçlerini tükettiklerini; yıprandıkları için vaktinden önce çalışamayacak hale geldiklerini; kafalarında sadece bir takıntıya yer bırakıp bu nedenle vahşileştikçe insan olmaktan çıkıp insan müsveddelerine dönüştüklerini; içlerindeki en güzel yetenekleri öldürüp sadece gözü dönmüş çalışma çılgınlığını sağ bıraktıklarını anlayamıyorlar mı?
Bu aralar işsiz (!) olduğum için her şeyi çok düşünüyorum bol bol okuyorum.:))
Kendi ruhumu inceliyorum. Neyi ne kadar istiyorum temel ihtiyaçlarım neler kendi düşünce kalıplarım gerçekliklerimin içinde benim izlerim ne kadar vs? Ama yok bu dünyaya insanlara sisteme uyum sağlayamamak aslında bir problem değilmiş. Ruhum köle olamıyor yahu:)) Bu kitap zihnimin omzuna el attı şş haklısın haklısın dedi:)) Kitaplardan güzel dost bulamadım yeminle. Birkaç alıntı bırakayım yine belki benim gibiler vardır...
İktisatçılar ise işçilere tekrarlayıp duruyorlar: Toplumsal serveti arttırmak için çalışın! Ama bir başka iktisatçı, Destut de Tracy onlara şu cevabı veriyor:
“Yoksul uluslar, halkın rahat ettiği uluslardır; zengin uluslarda ise halk genelde yoksuldur.”
Öğrencisi Cherbuliez de devam eder:
“Emekçiler, üretici sermayelerin birikimine katkıda bulunarak, ücretlerinin bir kısmını er ya da geç ellerinden alacak olaya katkıda bulunurlar.”
Çalışmayı kanun yoluyla zorunlu kılmak “fazla zahmetli, fazla şiddet gerektiren ve gürültü koparan bir iş; açlık ise tam tersine dingin, sessiz, sürekli bir baskı olmakla kalmıyor, çalışmanın ve sanayinin en doğal gerekçesi olarak, en güçlü çabaların da yolunu açıyor.
Çalışın, çalışın, proleterler, toplumsal serveti büyütmek ve bireysel sefaletinizi arttırmak için çalışın; çalışın ki, daha da yoksullaşarak, çalışmak ve sefil düşmek için daha fazla gerekçeniz olsun. Kapitalist üretimin insanın gözünün yaşına bakmayan yasası budur.
Odun kafalı ve eşek kulaklı seçmenlerin karşısında, saman doldurulmuş giysileriyle burjuva adaylar siyasal özgürlükler dansı yapacak, çok sayıda vaat içeren seçim programlarıyla başlarını ve kıçlarını silecek ve gözleri yaşlarla dolu, halkın çektiği sefaletlerden, seslerinde borazan tınılarıyla da Fransa'nın şanından şerefinden söz edecekler: Seçmen kelleleri de koro halinde ve güçlü bir şekilde anıracak: Aaa-iii! Aaa-iii!
Sonra asıl büyük oyuna sıra gelecek: Ulusun malının mülkünün çalınması. :))
“Çalışma yöntemlerinde devrim kendini genellikle işgücünün çalışma koşullarına göre ayarlar. İşgücü düşük ücretle kullanılabildiği sürece har vurup harman savrulur, işgücü pahalılaştıkça ondan tasarruf etmeye bakılır.”
“[…] kapitalist üretimin büyük sorunu artık üreticiler bulup onların güçlerini iki katına çıkarmak değil, yeni tüketiciler keşfedip iştahlarını uyandırmak ve yapay ihtiyaçlar yaratmaktır.”
İşçi sınıfı ahmakça iyi niyetiyle beyninin yıkanmasına izin verdiği; doğuştan gelen coşkusuyla hiç düşünmeden çalışmaya ve mahrumiyete atıldığı içindir ki kapitalist sınıf kendini zorunlu tembellik ve zevküsefaya, üretmemeye ve aşırı tüketmeye mahkûm edilmiş halde bulmuştur.