Spoiler içeriyor
"Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı, ikilemini en iyi veren roman." Yaşar Kemal Ustanın bu kitapla ilgili düşüncesiyle başlamak istedim. Saygıyla... Kitabın önsözünde şu ilginç bilgiyle başlar roman. Zülfü Livaneli normalde 1974 yılında bu…devamı"Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı, ikilemini en iyi veren roman."
Yaşar Kemal
Ustanın bu kitapla ilgili düşüncesiyle başlamak istedim. Saygıyla...
Kitabın önsözünde şu ilginç bilgiyle başlar roman. Zülfü Livaneli normalde 1974 yılında bu kitabın yazımına başlamış. Ancak yanlış bilmiyorsam 2001 yılında bitirmiş. Yani yıllara yayılan bir roman. Önsözünde detaylı bir şekilde bu durumu anlatıyor.
Özet olarak kitapta Sami Baran adında bir siyasi mültecinin, 12 Mart askeri darbesinde nişanlısının öldürülmesi ve bu olaydan dolayı Stockholm'de siyasi sığınmacı olarak yaşamaya başlar Mülteci olduğu yerde başka ülkelerden de gelen kişilerle olan paylaşımları, yalnızlıkları, öteki olmaları çok güzel anlatılmış. Bunun yanında "medeni" "uygar " bir ülkenin yaşam biçimleri, insan ilişkileri, mültecilere bakış açıları güzel işlenmiş.
Sami Baran hastanede kaldığı dönemde yaşlı bir adamla karşılaşır. Ölümüne yakın , kanser hastası bu adam 12 Mart darbesinde Filizin ölümüne ve ardından Sami Baran'ın işkence görmesinde rol almış bir devlet yetkilisidir. Sami Baran'ın intikam alma duygusuyla vicdanı arasında kalmasını, psikolojik çıkmazlarını, arada sıkışıp kalmasını biz okuyucular da derinden hissederiz. Bunlar kitabın genel özeti. Benim kitapla ilgili en çok ilgilimi çeken iki tarafı oldu. Birincisi Zülfü Livaneli'nin yazar ve karakteri arasında deneysel bir tarz kullanmış olması çok etkileyici olmuş. Bölüm sonlarında Sami Baran karakteri adeta rolden çıkıp bizimle (okurla ) konuşmaya başlıyor. Okur olarak, yaşanan olayın kurgu mu, yaşanmış bir olayın birinci ağızdan anlatımı mı ikilemi arasında kalıyoruz. Organik bir bağ kurmuş oluyor bizimle.
ikincisi kitaba ismini veren Kedi metaforu.... Bence kitabın ana teması gibi.
Romanda gerçek ile gerçekdışı bir yere sahip olan kedinin varlığı felsefi açıdan çok derin anlamlar taşıyor.
Kediler tam olarak evcilleşmemiş hayvanlardan biridir. Canı isterse yaklaşır, isterse uzaklaşır. Karakterle ve kitapla bağlantısı nedir diyeceksiniz!!! Şöyle;
Kitabın ana karakteri Sami Baran ile kedi arasında görünmeyen bir bağ vardır. Sami Baran nişanlısının ölümünden sonra, isveçe geldikten sonra toplumdan kopmuş, insani bağları zayıf, normal insan davranışlarını saçma bulan, sürekli kedi gibi tetikte yaşayan biridir. Kediler de doğaları gereği sürekli avcı pozisyonlarını korurlar. Sami karakteri de romandaki bu kedi gibi sürekli avını bekleyen bir avcı gibidir. Öldürmek istediği yaşlı adama yaklaşımı da içten içe bir avcı kedi gibidir. Öldürmek isteyip istemediğini son ana kadar anlayamayız.
Ayrıca kitabın sonlarına doğru Sami babasını görür gibi olur . Hiç sevmediği hatta ölmesini istediği babasıyla olan çocukluk anıları adeta Sami karakterinin iç dünyasını bize yansıtır. Baba figürü aslında otoritedir. Aile devleti temsil ediyorsa baba da o devletin en güçlü otoritesidir. Babasıyla olan durumu hastanedeki Ölmesini istediği, hatta öldürmek istediği yaşlı adamla hesaplaşmasıyla yakından bağlantısı vardır. Daha söylenecek çok söz var ama benden bu kadar.
Şimdiden iyi okumalar dilerim efem.