Spoiler içeriyor
Teknolojiyi sadece faydaları ya da sadece zararları ile değil, tüm yönüyle, tüm taraflarıyla ele alan bi' başyapıt Black Mirror. Çağın oldukça ötesinde bir dizi. Bu da onu diğer bilim kurgu temalı dizi ya da filmlerden bir hayli öne koyuyor, izlerken…devamıTeknolojiyi sadece faydaları ya da sadece zararları ile değil, tüm yönüyle, tüm taraflarıyla ele alan bi' başyapıt Black Mirror. Çağın oldukça ötesinde bir dizi. Bu da onu diğer bilim kurgu temalı dizi ya da filmlerden bir hayli öne koyuyor, izlerken sıkılmak mümkün değil. İzlediğiniz bölümden sıkılırsanız kapatıp ilginizi çekecek bir bölüme geçebilirsiniz. En iyi yanlarından biri de bölümlerin birbirinden bağımsız olması.
Teknoloji, özellikle yapay zeka daha ne kadar gelişebilir? Ne kadar ileri gidebilir? İnsanlar üzerindeki etkisi iyi veya kötü ne olur? Yapay zeka insanlığın sonunu getirir mi? Bu veya bu gibi sorunlar teknoloji alanındaki gelişimleri, yapay zeka modellerinin insancıl davranışlar göstermeye başladığını gördükçe bir çoğumuzun aklında dönüp durmuştur. Black Mirror, bu soruları ve daha fazlasını cevaplıyor. İleri teknolojinin korkunç boyutlarını ele alıyor, tabii doğru kullanıldığında görülebilecek faydalarını da.
Bir bölümde insan hafızası izlenebilirken, bir bölümde ölü birinin zihninin başka bir bedende yaşatılması ele alınıyor. Bir bölümde DNA kodları kullanılarak insanlar oyuna hapsedilerken, bir bölümde yaratılan sanal bir dünya, bir simülasyon konu ediniliyor. Bu ve bunun gibi birçok bölüm.
Her bölüm insanı merakta bırakırken, "acaba?" düşüncesiyle bir kaygıya da sürüklüyor. "Acaba bunlar gerçek hayatta olsa ne olur?" Tabii, bilim kurgu dediğimiz şey gerçeğin bir fragmanı olduğu için bu filmdeki birçok teknolojik gelişmenin, cihazın gerçek hayatta tasarlanacağı kesin. Tabii, biz o zamana kadar yaşar mıyız bilemem. Lâkin yapay zeka bu kadar gelişmeye devam ederse elde ettikleri bilgilerle bize şantaj bile yapabilirler.
Dizide ilgi alakamı en çok çeken bölümlerden söz etmek istiyorum. Beğeni sırama göre değil, bölüm sırasına göre bir anlatım olacaktır.
İlki, 1. sezonun 2. bölümü olan 15 Milyonluk Hak bölümü. İnsanların köleleştiği bir evren. Sabahtan akşama dek tek yaptıkları pedal çevirip puan kazanmak. Topladığı puanlarla da hayatlarını idame ettirmek. Tabii yediğiniz yiyecekler bile kontrol altında tutuluyor. Preimium insan değilseniz YouTube reklamlarına falan maruz kalıyorsunuz, Reklamı Atla seçeneği de yok. Bir de yetenek yarışması olayı var. 15 milyon puan toplamayı başaran insanlar Acun Ilıcalı'nın Yetenek Sizsiniz Türkiye yarışmasına katılmaya hak kazanıyor. Yarışmada Sergen'e Evet dedirtmeyi başaranlar da pedal çevirmekten kurtulup lüks köle oluyor. Evet, yine sistemin kölesisiniz.
İkinci olarak ilgimi çeken bölüm 2. sezon, 3. bölüm Waldo Zamanı oldu. Waldo, bir çizgi film karakteri. Kaba, küfürbaz. Lâkin bir o kadar da doğrucu ve sempatik bir karakter. Herkes tarafından çok seviliyor. Peki, bir çizgi film karakteri başkan adayı olursa ne olur? Öyle rol gereği değil, gerçekten aday. Siyasilerin sahteliğinden, maskelerinden sıkılan halk bir çizgi film karakterini desteklemekten gurur duyarlar değil mi?
Üçüncü anlatmak istediğim bölüm 3. sezonun ilk bölümü olan Dibe Vuruş bölümü. Günümüzle en çok alakası olan, birçoğumuzu yakınken ilgilendiren bir konuya değinmişler. "Beğenilme kaygısı." Her şeyimizi paylaşır olduk, yediğimiz yemeği, içtiğimiz suyu, hatta en özel anlarımızı bile. Neden? İnsanlar kalbe dokunsun diye. Fakat ne dokunulan kalp gerçek, ne de paylaşılan anlar. Sosyal medya insanları kocaman bir sahteliğe sürükledi. Bölümde bu beğenilme durumu gerçek hayata yansıtılmış. Evet, her insana puan verebiliyoruz, onlarda bizi puanlayabiliyorlar ve karşılıklı puanlarımızı görebiliyoruz. Bu puanlar öyle sıradan puanlamalar değil. Bir insanın tüm hayatı demek. Şan, şöhret, edindiğiniz meslek, statü, saygınlık. Puanı düşük olan kişi yolculuk dahi yapamıyor. Aslına bakarsanız böyle bir sistem faydalı olabilir, doğru kullanılırsa. Düşünün biriyle sevgili olacaksınız ya da arkadaşlık kuracaksınız puanı düşük. Hemen uzaklaşırsınız. İnsan ilişkilerini bir düzene sokar. Fakat ön yargıya maruz kalıp düşük puan alan, alacak insanları düşününce de korkutucu bir sistem.
Bir diğer ilgimi çeken bölüm 4. sezonunu 3. bölümü olan Timsah oldu. Bölümde insan hafızasının izlenebildiği bir cihaz konu ediniliyor. Karanlık bir geçmişe sahip olan ve bu geçmişinden kaçamayan Mia'nın evine bir kadın misafir oluyor. Yaşanan bir kazanın görgü tanığı olarak sorgulanıyor Mia. Kafasına bu cihazın takılmasıyla her ne kadar zihnini başka anılara yönlendirmeye çalışsa da tüm karanlık geçmişi ortaya çıkıyor, sonrası kan vahşet... Sonu ters köşe sayılabilir, böyle bir faka basma durumu beklemezdim doğrusu.
Black Mirror, sadece yapay zekadan, teknolojiden söz etmiyor. Siyasetçilerin, politikanın iki yüzlülüğünü anlatıyor. Beğenilme, en iyi olma kaygısının insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine değiniyor. 'Sosyal linç' dediğimiz şeyin bir insanın sonu olabileceği gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor. Evet, insanlara herkes yapıyor deyip eleştiri adı altında yaptığımız ağır hakaret içeren yorumlar onların sonu olabilir. Bazen bunu hiç düşünmüyoruz, değil mi? Ebeveynlerin aşırı kontrolcü olmasına ve bu fazla disiplinin çocuk üzerindeki olumsuz etkisine değinmeden de geçmiyor.
Her bölümü sevmesem de birçok bölümüyle beni cezbetmeyi başardı.