Okuyan herkesi derinden etkileyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum,kısa olmasına rağmen insanda bıraktığı etki çok büyük olan bir kitap.İlk kez 1937’de yayımlanmış olmasına rağmen hâlâ çok okunmasının nedeni, çok basit görünen bir hikâyenin altında oldukça ağır ve insani konular taşıması. Kitap…devamıOkuyan herkesi derinden etkileyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum,kısa olmasına rağmen insanda bıraktığı etki çok büyük olan bir kitap.İlk kez 1937’de yayımlanmış olmasına rağmen hâlâ çok okunmasının nedeni, çok basit görünen bir hikâyenin altında oldukça ağır ve insani konular taşıması.
Kitap Amerika'da,Büyük Buhran döneminde(1929-1930) geçiyor. İki mevsimlik işçi olan George ve Lennie’nin hikâyesini anlatıyor. Ama olaylardan çok karakterlerin ilişkisi ve bir hayal uğruna yaşama fikri ön planda. Özellikle dostluk, yalnızlık, dışlanmışlık, güçsüzlük ve umut gibi temaları çok güçlü işliyor.
Çok güçlü bir şekilde yazılmış iki ana karakterin kurduğu normalde küçük ama onlar için büyük olan bir hayal var ve aslında kitap boyunca o hayal sadece bir hedef değil, iki ana karakterimizin yaşama sebebi. Bu durum kitabı duygusal olarak daha etkili yapıyor çünkü insan okurken kendi hayatındaki umutlarla da bağlantı kurabiliyor.
Sadece iki ana karakter değil,John Steinbeck kitaptaki tüm karakterleri yazarken onları "kahraman" gibi göstermiyor. Herkes yorgun, eksik, kırılmış, yalnız...Zaten kitabı okurken en çok hissedilen şeylerden biri bu: insanların hayata tutunmaya çalışırken ne kadar yalnız olduğu. Özellikle Büyük Buhran döneminin o ekonomik çaresizliği arka planda sürekli hissediliyor ama kitap bunu bariz bir şekilde anlatmıyor. Sessiz bir ağırlık gibi hep orada duruyor.
Kitabın en sevdiğim taraflarından biri de dostluk hissi oldu. Çünkü çoğu hikâyede dostluk çok ideal anlatılır ama burada daha gerçekçi bir bağ var. Birbirine mecbur kalmış iki insanın zamanla gerçekten birbirinin dünyası hâline gelmesini okuyoruz. Bu yüzden hikâye ilerledikçe küçük konuşmalar bile önem kazanmaya başlıyor. Özellikle bazı sahnelerde hiçbir büyük olay olmamasına rağmen tuhaf bir hüzün hissediliyor.
Steinbeck’in dili de kitabın en dikkat çekici taraflarından biri. Gereksiz süslü anlatım yok; sade ama vurucu bir üslubu var. Bu yüzden kitap kısa olmasına rağmen bitince insanda uzun süre kalan bir ağırlık bırakıyor.
Aslında kitap baştan sona alıntılarla dolu ama ben yine de beni en çok etkileyenlerden birkaçını buraya yazmak istiyorum.
"Bazen en sevdiğin insanın sonunu sen hazırlamak zorunda kalırsın,daha da kötüsünden korumak için."
"İnsanın iyi olmak için akla ihtiyacı yoktur.Hatta bana zaman zaman bunun tam tersi olmalı gibi gelir.Çok zeki birini ele al,hemen hiçbir zaman iyi biri olmadığını görürsün."
"İnsanın yanında olucak birine ihtiyacı var.İnsan yanında biri olmazsa delirir.Kim olduğu hiç önemli değildir yeter ki yanında olsun."Ağlamaya başladı."Sana bir şey diyim mi?İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır,yalnızlıktan hastalanır."
"Başından beri biliyordum.Bu işi yapamayacağımızı biliyordum zaten.Ama dinlemesini öyle çok seviyordu ki,ben de bu hayale inanmaya başlamıştım."