nostalji duygusu bende negatif duygular kategorisinde yer alıyor çünkü canımı çok yakıyor. biten güzel şeylerin sadece yaşanmış olmasıyla teselli olabilenleri anlayamıyorum. bu gece de uyuyamayıp instagramda kaykay sürerken 2010ların distopik dizi/filmlerine denk geldim ve o hissi ne kadar özlediğimi fark…devamınostalji duygusu bende negatif duygular kategorisinde yer alıyor çünkü canımı çok yakıyor. biten güzel şeylerin sadece yaşanmış olmasıyla teselli olabilenleri anlayamıyorum.
bu gece de uyuyamayıp instagramda kaykay sürerken 2010ların distopik dizi/filmlerine denk geldim ve o hissi ne kadar özlediğimi fark ettim. bu genre yok oldu farkında mısınız?
o acınası ergenlik günlerimde the 100’ı ilk defa açtığım o gün, the maze runner’ı okuduktan sonra filmleri izlerken hissettiğim ilk şeyler, hunger games’in yarattığı adrenalin patlamaları, (SPOILER!), finnick ve newt’in ölüm sahnelerine kahroluşum…
sanırım bu era kıymeti bilinmeyen bir era oldu çünkü bundan sonra hiçbir şey bu kadar heyecanlandırmadı beni, bu kadar -distopik evrenleri anlatmasına rağmen-gerçek hissettirmedi.
ortaokulda sanırım 7. sınıfta kendi harçlığımla the maze runner kitap serisini almıştım, o zaman okurken çok sık rüyamda görürdüm o evreni. o kadar canlı hissettirmişti ki belki de çok monoton bir öğrencilik geçirdiğim için hayal gücümü aktive eden tek şey buydu.
çocukluk ve ergenliğimde kitaplar ve sinema hep kaçtıklarımdan sığınağım ya da ödül mekanizmam oldu. hayatımın en kötü döneminde yapabildiğim tek aktivite okumaya gücümün yetmeyeceğini bile bile internetten bir sürü kitap şipariş etmek olmuştu. yapılan ilk lgs’de hayalini kurduğum her şeyin tuz buz olduğunun farkındalığıyla ilk sinir krizimi geçirmiştim ve babamın sınav sonrası hak ettiğimi düşünmesiyle balon balığı kadar şiş gözlerle deadpool izlemeye gitmiştim. film arasında benim yerime kitapçığımı kontrol eden babamdan sonucuma dair mesaj almıştım. hayat niye oradaki haliyle kalmadı? sinema neden tüm yaralarımı sarmıyor artık?
erasmus’tan sonra buradaki anılarım hakkında da nostaljik anlatılar kurup şimdiki gibi ağlayacak mıyım? neden hep bir şeyleri özlemek zorundayım? en yakın arkadaşım oğuzu ve onlayken olan versiyonumu, ilk aşkım eyüpü ve sayesinde tanıştığım linkin park solisti chester’ı, kız kardeşim tina’nın bebekliğini, annemin genç, enerjik, çok okuyan hallerini, kendimin henüz mutsuzlukla lekelenmemiş kpop eşliğinde şapşalca dans eden ortaokul hallerini…
çok özlediğim şey var.
cordoba’yı da özleyeceğim.
bu özgürlüğü, sakinlik ve yavaşlığı, 22 yaşımı…
çok düzensiz düşünüyor ve yazıyorum.
kusuruma bakmayın ve siz de kendi eski’lerinize bir göz atın.