2026 (86. Film) Sene başında yönetmen Andre Øvredal'in "Korku Hikayeleri" filmini izlemiştim. Ortalama hatta ortalamanın bir tık altında kalan bir yapımdı. Bu seferde uzun zamandır listemde yer alan "Otopsi" filmine şans vermek istedim. Tommy ve Austin baba oğuldurlar. Kendi özel…devamı2026 (86. Film)
Sene başında yönetmen Andre Øvredal'in "Korku Hikayeleri" filmini izlemiştim. Ortalama hatta ortalamanın bir tık altında kalan bir yapımdı. Bu seferde uzun zamandır listemde yer alan "Otopsi" filmine şans vermek istedim. Tommy ve Austin baba oğuldurlar. Kendi özel yerlerinde tıbben cesetleri incelerler. Bir gün kimliği belirsiz bir cesetin otopsisini yaparlarken karşılaştıkları tuhaf olaylarla birlikte gerilim her geçen dakika artacaktır.
Øvredal'i filmin süresini kısa tuttuğu için öncelikle tebrik etmek isterim. Çünkü bakıldığında sığ bir konusu var aslında filmin. Cevapsız kalan yerleri yok değil ancak uzasa da açıkçası kalitesini kaybederdi. Filmin ilk yarısı benim adıma daha keyifliydi. Özellikle "Forever" dizisinden aşina olduğum otopsi sahnelerini bu filmde de kaliteli bir şekilde izlemek güzeldi. Görseller, kullanılan yapay kan vs. son derece gerçekçiydi. Ancak filmin yarısından itibaren daha doğrusu olayların çözüme kavuşmaya başladığı evre pek tatmin etmedi. Tüm film aynı yapının içindeki sayılı odada geçince üstüne biraz baymaya başladı bir noktadan sonra. Brian Cox'u daha geçenlerde "The Parenting" filminde seyretmiştim. Orda da bir oğlu vardı ve filmdeki korku unsurundan etkilenmişti. Karakter anlamında benzerlik var diyebilirim.
Sonuç olarak 4-5 ana karakterli bir yapım. Otopsi sahneleri harici beni çokta cezbetmedi. Korku filmlerini izlemeye yeni başladıysanız belki bir noktada daha fazla keyif alabilirsiniz. Ancak gönderilerime sürekli maruz kalan kullanıcılar bilir ki bu türde çok yapım izledim. O yönden beni korkutmayı başaramadı. İlk yarısının hatrına altılık bir film.
6.2/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film boyunca masada tamamen çıplak ve hareketsiz yatan o tekinsiz "Jane Doe" cesedi dijital bir efekt ya da silikon bir manken değildir. O rolde, Rus oyuncu ve profesyonel yoga uzmanı Olena Medvedev oynamıştır. Kendisi çekimler boyunca saatlerce nefesini tutup gözlerini kırpmadan kalabilmek için özel meditasyon teknikleri kullanmıştır.
2- Stephen King, bu film için vizyona girdiği dönem bir tweet atarak: "Alien filminden beri izlediğim en çiğ, en saf klostrofobik korku filmi. Mutlaka izleyin!" diyerek filmin kaderini bir gecede değiştirmişti.
3- Filmdeki baba Tommy rolü için ilk başta usta aktör Martin Sheen ile anlaşıp el sıkışılmıştı. Ancak Sheen çekimlerin başlamasına 2 hafta kala başka bir projesiyle takvim çakışması yaşayınca rol, André Øvredal’ın rüyası olan Brian Cox’a gitti.
4- Austin rolünü oynayan Emile Hirsch, otopsi sahnelerinin gerçekçi durması için çekimlerden önce Los Angeles'taki gerçek bir devlet morguna giderek günlerce adli tıp uzmanlarının gerçek otopsilerini canlı canlı izledi ve anatomi dersleri aldı.
5- Filmde Brian Cox ve Emile Hirsch’in neşteri tutuşu, organları tartışı, kaburgaları kesişi ve o tıbbi terimleri konuşma ritimleri; sette her an hazır bulunan profesyonel bir adli tıp doktorunun birebir denetimi ve eğitimiyle uygulandı.
6- Brian Cox, verdiği röportajlarda kariyerindeki en zor çekimlerden biri olduğunu söyledi; çünkü karşısında saatlerce çıplak ve hareketsiz yatan Olena Medvedev’e neşter yaklaştırmak onu psikolojik olarak çok germiş. Cox, "O kadının nefes kontrolü oyunculuk tarihinin en büyük gizli başarısıdır" demiştir.
7- Norveçli yönetmen André Øvredal, kendi ülkesindeki bağımsız kült filmi Trollhunter ile Hollywood'un dikkatini çektikten sonra, tamamen İngilizce dilinde ve Amerikan kadrosuyla çektiği ilk sinema filmi budur.
8- Film Amerika'nın Virginia eyaletinde geçiyor gibi görünse de, bütçeyi ucuza getirmek ve o gotik havayı yakalamak adına filmin tamamı İngiltere'de, Londra'nın dışındaki terk edilmiş eski bir depoda inşa edilen stüdyoda çekildi.
9- Film boyunca telsizden ve radyodan aniden çalmaya başlayan o neşeli ama bir o kadar da ürpertici olan "Open Up Your Heart (And Let the Sunshine In)" şarkısı, 1950'lerde Amerika'da çocuk koroları tarafından söylenen gerçek bir kilise şarkısıdır. Yönetmen tezatlık yaratmak için bu neşeli ritmi seçti.
10- Tommy ve Austin'in Jane Doe'nun içini açtıklarında çıkardıkları o akciğer, kalp, beyin ve iç organların hiçbiri CGI değildir. Makyaj ve efekt ekibi, tıp kitaplarındaki görselleri birebir kopyalayarak silikon, lateks ve hayvansal sakatat karışımlarıyla o aşırı gerçekçi organları elleriyle üretti.
11- Eski dönemlerde morga getirilen insanların "acaba gerçekten öldü mü yoksa bitkisel hayatta mı?" diye emin olmak için ayak bileklerine çıngırak bağlanması, 19. yüzyıl tıp tarihinde "güvenlik tabutları" ve morglarında uygulanan tamamen gerçek bir tarihi yöntemdir.
12- 86 dakikalık kısa süre, André Øvredal’ın stüdyo baskısına karşı direndiği bir başarıdır; çünkü yapımcılar filmi 105 dakikaya uzatıp araya daha fazla koridor kovalamacası eklemek istiyordu.
13- Filmin çekildiği o morg ve ev seti o kadar dar ve tavanı basık yapılmıştı ki, set ekibi ve oyuncular çekimler boyunca gerçek bir kapana kısılma hissi yaşadıklarını ve bunun performanslarına yansıdığını belirttiler.
14- Film sinemada nadir görülen bir yöntemle, senaryodaki sayfa sırasına göre yani kronolojik olarak çekildi. Yani oyuncular otopsinin ilk aşamasını ilk hafta, iç organların çıkarılmasını ikinci hafta çektiler; bu da karakterlerin paranoit dağılışını organik olarak besledi.
15- Jane Doe’nun o gri, puslu, kör gibi duran göz bebekleri için oyuncu Olena Medvedev'e her çekimden önce gözünü tamamen kaplayan ve görüşünü sıfıra indiren özel el yapımı skleral lensler takıldı. Sahnelerde oyuncu aslında hiçbir şeyi göremiyordu.
16- "Korku Hikayeleri" filminin yapımcısı Guillermo del Toro, André Øvredal’ı tam da bu Otopsi filmindeki o tekinsiz atmosfer kurma başarısını izledikten sonra keşfedip o projenin başına getirdi.
17- Filmin ikinci yarısındaki çözülme evresi; Amerika'nın 17. yüzyıldaki meşhur Salem Cadı Mahkemeleri efsanesine dayanıyor. Senaryo, masum bir kızın cadı ilan edilerek işkence görmesi sonucu ruhunun bir lanete dönüşmesini temel alıyor.
18- Sahnelerde bir ceset olarak yatan Olena, çekim aralarında Brian Cox ve Emile Hirsch ile tamamen çıplak ve o korkunç makyajlarıyla oturup kahve içip sohbet ediyormuş; Hirsch bunun hayatındaki en absürt set manzarası olduğunu söylüyor.
19- Yönetmen André Øvredal, filmin o ilk yarısındaki yavaş, sakin ve tekinsiz medikal gerilimi kurarken tamamen Roman Polanski'nin Rosemary'nin Bebeği filmindeki o "izleyiciyi çaktırmadan huzursuz etme" tarzından ilham aldığını belirtti.
20- Sahnelerde kullanılan yapay kan ve iç organ maketleri, tıp fakültelerinde öğrencilerin eğitimi için kullanılan özel silikon ve organik maddelerden üretilmiştir.
21- Filmin geçtiği o bodrum katındaki klostrofobik morg binası, Londra’daki büyük bir stüdyoda tamamen kapalı bir set olarak inşa edildi. Brian Cox, pencerelerin olmamasının ve içerideki o loş ışıkların kendisini sette gerçekten bunalttığını söylemiştir.
22- Sinema eleştirmenleri; filmin ilk yarısındaki o muazzam "tıbbi dedektiflik" havası başyapıt seviyesindeyken, ikinci yarıdaki o yürüyen cesetler ve fırtına klişeleri filmin kalitesini aşağı çekmiştir.
23- Yaklaşık 6 milyon dolar gibi çok mütevazı bir bütçeyle çekilen bu bağımsız yapım, dünya genelindeki festivallerde ve dijital platformlarda gördüğü devasa ilgiyle bütçesini onlarca kez katlamıştır.
24- Masada çıplak yatan oyuncu Olwen Kelly’nin üşümemesi ve vücudunun titreyerek çekimleri sabote etmemesi için, üzerine yattığı o paslanmaz çelik adli tıp masasının altına özel ısıtma pedleri yerleştirilmiştir.