"Ben bu dünyadan, dosttan düşmandan aldım payımı gidiyorum." Çağan Irmak yönetmenliğinde çekilen film Adile Naşit'in biyografik yaşamını konu alıyor. Türk sinemasının Hafize Annesinin ışıltılı hayatı ve özel yaşamındaki zıtlıkları izliyoruz. Adile hanımı canlandıran Meltem hanımın oyunculuğunu çok sevdim. Diksiyonu hem…devamı"Ben bu dünyadan, dosttan düşmandan aldım payımı gidiyorum."
Çağan Irmak yönetmenliğinde çekilen film Adile Naşit'in biyografik yaşamını konu alıyor.
Türk sinemasının Hafize Annesinin ışıltılı hayatı ve özel yaşamındaki zıtlıkları izliyoruz.
Adile hanımı canlandıran Meltem hanımın oyunculuğunu çok sevdim. Diksiyonu hem cuk oturuyordu, hem de o meşhur gülüşünü zannımca çok iyi gerçekleştirmiş.
Dönemin diğer efsane isimlerinin canlandırmaları da filme ayrı bir nostalji katmış. Onların arasından da en çok Münir Özkulu görmek çok hoşuma gitti. Kendi özel hayatlarında da bu iki isim ne kadar yakın ve güzel bir dostluk içindeymiş dedirtti.
Ve film sadece bir biyografi değil izleyiciye kendi kayıplarını, aile bağlarını ve zamanın acımasızlığını hatırlatan dakikalar içeriyordu.
Sevmek, biraz da kaybetme ihtimalinin sızısını göze almakmış...
Adile Naşit’in o geniş, içten kahkahasının arkasındaki hikayeye baktığımızda veya Adile filmindeki o ağır sessizliklerle yüzleştiğimizde ölümün aslında hayatın tam ortasında duran en gerçek şey olduğunu yeniden anlıyoruz. Bizler günlük koşturmacaların içinde sevdiklerimizin hep yanı başımızda kalacağını, zamanın sonsuz olduğunu varsayarak yaşıyoruz. Oysa bir sahne ışığı söner, bir ameliyathane kapısı kapanır ya da sıradan bir günün akşamında bir haber gelir... Ve hayat, bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde ikiye bölünür. Ondan öncesi ve ondan sonrası...
Ölümün en dokunaklı tarafı belki de gidenin bıraktığı boşluğun büyüklüğü değil o boşluğun içini dolduran hatıraların, yarım kalmış cümlelerin ve yaşanamamış anların ağırlığıdır. Adile Naşit, evladını toprağa verdiği gün sahneye çıkıp insanları güldürürken, içindeki en karanlık yası bir gülüşün ardına saklamıştı. O günden sonra söylediği her tatlı sözde, anlattığı her masalda aslında kendi oğluna ulaşmaya çalışan dünyadaki tüm çocukları kendi evladı gibi kucaklayan bir annenin sessiz çığlığı vardı.
Belki de bu yüzden filmi izlerken zihnimizden birer birer sevdiklerimiz geçiyor. Babamızın bir gülüşü, annemizin elimizi tutuşu, kardeşimizin neşesi ya da hayatımızdaki o özel insanın varlığı... Ölümün soğuk yüzünü bir anlığına bile hissetmek, bize elimizde kalan en değerli şeyin "şu an" ve "sevgi" olduğunu hatırlatıyor.
Yine de hayat tüm acımasızlığına rağmen bize küçük bir teselli sunuyor "sevgi, ölümden daha güçlüdür."
Ölüm kaçınılmaz bir son olsada arkamızda bıraktığımız sevgi ve sevdiklerimize verdiğimiz değer zamana yenilmeyen tek mirasmış. O yüzden belki de yapabileceğimiz en güzel şey henüz vakit varken sevdiklerimizin sesini daha çok duymak, ellerini daha sıkı tutmak ve onlara duyduğumuz sevgiyi ertelememektir.
Adile Naşit’in hikayesi bize gösteriyor ki gözyaşlarımızı bir gülüşün arkasına saklamak zorunda kalsak bile sevgiyi çoğaltmak bu dünyadaki en büyük şifadır. Eh yine de gözyaşlarımızı saklamak yerine doyarak akıtmak daha iyidir. Lakin böyle acılar yaşamamak dileğiyle de tabii...
Erol Evgin-Aldım Başımı Gidiyorum
Sezen Aksu-Neye Yarar
Neşe Karaböcek-Aşkına Doyum Olmaz
Yeni şarkı ganimetlerinde görüşmek üzere 🫡
📌"İnsan bazen her şeyi tek biri görsün diye yaparmış."