Spoiler içeriyor
dostum c. h. a. r. l. i.e. rain man'de asıl dönüşüm, charlie'nin raymond'la karşılaşmasıyla değil, onunla geçirmek zorunda kaldığı zamanın uzamasıyla başlıyor. başlangıçta raymond, charlie için yalnızca mirasa ulaşmasının önündeki engeldir. uçağa binip doğrudan gidebilselerdi, muhtemelen bu ilişki kurulamayacak, raymond…devamıdostum c. h. a. r. l. i.e.
rain man'de asıl dönüşüm, charlie'nin raymond'la karşılaşmasıyla değil, onunla geçirmek zorunda kaldığı zamanın uzamasıyla başlıyor. başlangıçta raymond, charlie için yalnızca mirasa ulaşmasının önündeki engeldir. uçağa binip doğrudan gidebilselerdi, muhtemelen bu ilişki kurulamayacak, raymond onun gözünde bir kardeşten çok, aşılması gereken bir engel olarak kalacaktı. fakat yolculuğun aksaması, rotanın uzaması ve altı gün boyunca birlikte seyahat etmek zorunda kalmaları, ikisine birbirlerini tanıyabilecekleri bir zaman aralığı açmış oluyor.
bu gecikme charlie'yi alışık olmadığı bir şeye zorlar. yani, başka birinin ritmine uymaya. oysa charlie hayatı boyunca zamanı hız, sonuç ve verimlilik üzerinden yaşayan; insanlarla ilişkilerini de çoğunlukla kendi ihtiyaçları doğrultusunda kuran biridir. kız arkadaşının söylediği gibi, insanları kullanır. raymond ise buna izin ver(e)mez. onun kuralları, tekrarları ve değişmezlikleri charlie'nin hızını sürekli kesintiye uğratır. charlie ilk kez dünyayı kendisine uydurmak yerine başka bir insana uyum sağlamak zorunda kalır.
başlangıçtaki amacı değişmez elbet. mirasa ulaşmak niyetinde. fakat amaç aynı kalırken, süreç charlie'yi değiştirir. raymond'ın varlığı onu kendi dışına çıkmaya, başka bir insanın ihtiyaçlarını ve sınırlarını hesaba katmaya zorlar. aralarındaki bağ da tam olarak burada, planlanmamış bir yakınlık olarak ortaya çıkar. charlie'nin raymond'la kurduğu ilişki, bilinçli bir bağ kurma arzusundan değil, bir hedefe ulaşmak için çıktığı yolun beklenmedik biçimde uzamasından doğar.
bu yolculukta charlie, çocukluğuna dair unuttuğu bir gerçeği öğreniyor. raymond, yıllardır zihninde taşıdığı hayali arkadaşının ta kendisidir. karşısındaki kişi hayatına sonradan giren bir yabancı değil, çocukluğunda onu seven ve onunla oynayan ağabeyidir. bu keşif, geçmişini de yeniden anlamlandırmasına yol açar. raymond'ın neden kuruma gönderildiğini öğrendiğinde, babasının kararını bütünüyle doğru bulmasa bile bunun yalnızca sevgisizlikten kaynaklanmadığını fark eder. babasının onu korumaya çalıştığını, kendisinin ise yıllar boyunca babasının iletişim kurma çabalarına karşılık vermediğini görür. babasına duyduğu öfke böylece yavaş yavaş çözülür.
bununla birlikte mirasın anlamı da değişir. charlie'nin uğruna sürekli koşturduğu para, yolculuğun sonunda değerini yitirirken, daha önce fark etmediği bir şey önem kazanmaya başlar. yani;
kardeşlik, sevgi, dostluk ve başkabir insanla kurulan gerçek bağ.
filmin bu yönü, zamanı yalnızca hız, verimlilik ve yetişme üzerinden değerlendiren modern zaman anlayışının karşısına başka bir zaman deneyimi koyar. burada gecikme, kaybedilmiş zaman değildir. tersine, charlie'nin gerçekten yaşadığı zamandır. uçağa binememek, planın bozulması, yolun uzaması ve altı gün boyunca raymond'la birlikte kalmak, ilk bakışta boşa harcanmış görünen bir süredir. oysa charlie'nin hayatındaki en değerli zaman bu aralıkta ortaya çıkar.
sürekli bir yerlere yetişmek, para kazanmak ve sonuç almak için koşturan charlie'nin göremediği şeyi, bu gecikme içinde fark etmesi filmin en güçlü ironilerinden biri. gecikmeye övgü'nün de işaret ettiği gibi, zaman yalnızca tüketilecek, ölçülecek ve verimli hâle getirilecek bir kaynak değil, insanın bir başkasına yaklaşabilmesinin de koşuludur. bazen insan hayatının asıl değerini hedefe zamanında vardığında değil, geciktiğinde ve yolculuk beklenmedik biçimde uzadığında keşfeder.
özetle, charlie'nin hayatında gerçekten bir yere vardığı an, ilk kez bir yere zamanında varamadığı andır..
***
filmin müzikleri de ayrıca çok hoştu. otizmin birçok türü olmasına rağmen genel olarak çok gerçekçi yansıtılmış. otizmli öğrencilerle çalıştığım için özellikle bütün o rutinler, kurallar, tekrarlar, krizler hepsi yaşanıyor. sadece otizmli bireyler pek soru cevap yapamazlar. raymond bu açıdan tipik otizmden farklı. o aynı zamanda bir deha, savanttır zaten. çok çok güzel bir oyunculuk olmuş. sonu da gerçekçi bitmiş. eğer trenden inip kardeşiyle kalmak isteseydi filmi düşürürdü. ya da camdan kardeşiyle göz teması kursaydı.. gerçek hayatta nasıl olabilecekse oyle kurmuşlar, seyirciye oynamak yerine. öte yandan otizmli bireylerle yaşamak çok zordur, ara ara insan fena halde çileden çıkar, sabrı tükenir. charlie'nin bunun onca pragmatist sabırsız birisi olmasına rağmen kotarabilmesi de sinemanın bir jesti diyelim, kalsın. tatlı bir tebessüm ile.