Günahkar Olmak Üzerine Son günlerde kendimle alakalı keşfettiğim önemli bir gerçek tepemde sürekli. Bu gerçek her sabah “bugün harika bir kul olacağım” azmiyle uyandığım günlerde dahi gün sonunda büyük bir hayal kırıklığı ile yatağa girmek oluyor. Oturmayan şeyler mi var…devamıGünahkar Olmak Üzerine
Son günlerde kendimle alakalı keşfettiğim önemli bir gerçek tepemde sürekli. Bu gerçek her sabah “bugün harika bir kul olacağım” azmiyle uyandığım günlerde dahi gün sonunda büyük bir hayal kırıklığı ile yatağa girmek oluyor. Oturmayan şeyler mi var diyorum dinimde yoksa, benim anlamadığım noktalar mı var diye düşünüyorum sonrasında. O büyük mahcubiyeti yaşayanlar bilir, nasıl namaz kılacağım nasıl ibadete odaklanacağım tekrar ah o sözü neden söyledim o hareketi neden yaptım neden neden neden…Ben bunlarla meşgulken okuduklarım ve izlediklerimden öğrendiğim bir şey oldu bunun üzerine. Öncelikle son bitirdiğim “hayat” isimli kitapta yazar insanın gölge benliği ile barışık olmasını kendi ve dışındakilere anlayış göstermenin bir yolu olarak sunuyordu. Tabii burada Jung’un yaklaşımları şöyle dursun, benim anladığım başka bir şey vardı farklı olarak: ben fıtratımdaki günah işleme potansiyelini tamamen kalıcı olarak yok edemem zira bu yok edemeyiş benim fıtratımda var. Belki yok etmek de istemem hatta içten içe. Belki de bu dünya nimetlerinden minimum düzeyde faydalansam bile bir gün, o minimum haddeki tatminim vazgeçilmez hazzım olacak benim. Fıtratımla zıt düştüğümü farkettim en nihayetinde. Aslında bu benim için fazla “ben” olmanın bedeliydi. Bir “ben “ çağında yaşıyoruz ve bu elbette kendinle fazlaca uğraşmak, kendini sınırlarının ötesinde konumlandırmak telaşı ile beraber geliyor.Hayır, bizim kısıtlı becerilerimiz, kısıtlı gücümüz var, biz aciziz, biz hep tutarlı değiliz ve bazen saçmalarız(egomuza uymadığı şekliyle).Ve popüler kültürde pompalandığı üzre insan istediği her şeyi başarır şeklinde değil hayat bu kadar sayısız nedenselliğin olduğu bir dünyada. Bu yargılar dahi modern topluma ayak uyduramayan kavramlar olarak menfi addedilmişler. Aslında hayır, değiller. Doymak ve haz almak kadar doğal kavramlar bunlar da çünkü onlar da fıtrattanlar.
Kitabın bende ayrıca şu paylaşacağım alıntı hayret uyandırdığını söyleyebilirim:
📌 Yaşar Nuri Öztürk Kur'an ve Sünnete Göre Tasavvuf adlı kitabında şöyle yazar: "... Bu bakımdan, günah işleme gücü insanın üstünlüklerinden biridir. Günah yapmamak üzere şartlanmış bir benliğin tekamülü de söz konusu olamaz. Melekler bu cümleden varlıklardır. Bu yüzden melekler aleminde ilerleme söz konusu değildir. Anlaşılan odur ki suç işleyebilme iktidarı, hürriyet ve ubudiyet yolunda ilerlemekte olduğumuzun delilidir. Hemen söyleyelim ki günah işleme gücü ve günah işleme ayrı şeylerdir. Şimdi şu hadise kulak verelim: 'Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder ve yerinize, günah işleyip ondan af dileyen bir başka kavim getirirdi.' Günahla irtibatı kesilen iman kemale eremez."
Mükemmel bir yaklaşım bence. Şunu da düşündürdü sonrasında: Allah(c.c.) bizi günah işleme gücüne sahip varlıklar olarak halk etti. Kendisi Rahman ve Rahim’dir, bu hep böyleydi, biz yaratılmadan evvel bile. O halde O’nun ezeli olan varlığı sıfatlarını da ezeli kılıyorsa şayet, bu sıfatların tecellisi için Allah’ın her halükarda günah işleyip af dileyen başka bir kavim getireceğine inanmamız gerekir. Bu mükemmel derin bir mevzudur ve çok dikkatle yaklaşmak gerekir.
Kuran’da şöyle geçer :
“ De ki: 'Ey günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” Zümer/53
Yine bir kutsi hadiste şöyle rivayet edilir:
"Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışlamayla karşılarım." (Tirmizî, Daavât 98)
Allah kulunun günaha bulanmış zavallı bir kul olduğunu bilmiyor mu? Allah bu kadar günahımı acaba affedebilir mi demek ne kadar basiretsiz kendini beğenmiş bir cümle…
Şunu anlıyorum: insanlık kartezyen yaklaşımın, o Newton’cı nedensellik takıntısının, materyalizmin, bireyciliğin o denli kölesi olmuş ki, ne kendi içinde ne kendi dışında huzuru ve anlamı bulabilir olmuş. İslam, insanı ve onun her saniyesinin önemini yüceltirken, modern dünya insanı eşyalaştırmış, hayvandan farksız görmüş ve zamanı nihilist bir kayıtsızlık gibi algılatır olmuş. Ayrıca insan kusurlu ise bu onun “hayvani” yönü ile ilgilidir demeye getiriliyor. Hayvan hayvandır, bilinç düzeyi benlik bilinci yoktur; eşya da eşyadır atom altı dünyada devinim halinde olan bir yapısı olsa da ne bir canlılık vasfı vardır ne de bir bilinç düzeyi. Bunları açıkladığıma inanamıyorum ama gerçekten insanlar artık bunlara inanıyor ya da inanmak mı istiyor bilemiyorum.
“Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.” Yunus/ 44