Bazen otuz beş yaşına gelmekten değil, o yaşa gelene kadar ne yaşayacağımı bilememekten korkuyorum. Çünkü insan yirmilerindeyken zamanın çok olduğunu sanıyor. Daha gençsin diyorlar. Önünde koca bir hayat var. Bir şeyleri düzeltmek için vaktin var. Yanlış kararların telafisi var. Kaybettiğin…devamıBazen otuz beş yaşına gelmekten değil, o yaşa gelene kadar ne yaşayacağımı bilememekten korkuyorum. Çünkü insan yirmilerindeyken zamanın çok olduğunu sanıyor. Daha gençsin diyorlar. Önünde koca bir hayat var. Bir şeyleri düzeltmek için vaktin var. Yanlış kararların telafisi var. Kaybettiğin yılları bir şekilde geri kazanırsın sanıyorsun. Sonra bir gece oluyor. Saat üçe geliyor. başkalarının hayatları akıp giderken kendi hayatıma bakıyorum. Ve birden fark ediyorum. Ben ne ara bu kadar büyüdüm? Yirmilerimin ortasındayım. Bunu söylerken bile garip geliyor. Çünkü içimde hâlâ büyümeyi becerememiş küçük bir kız var. Her şeyin düzeleceğine inanan, biraz daha beklerse hayatın kendiliğinden yoluna gireceğini düşünen. Ama takvim hiç beklemiyor. Bir bakıyorum yıllar geçmiş. Çocukluğum olmuş bir zamanlar. Sonra ergenliğim. Sonra üniversiteye başladığım günler. Sonra yarım bıraktığım şeyler, pişmanlıklar, kaybettiğim insanlar, söyleyemediğim sözler… Hepsi arkamda birikmiş. Ve insan bazen geçmişine bakınca yaşadığı yılları değil, yaşayamadığı ihtimalleri özlüyor. Asıl geç kalmışlık duygusu da burada başlıyor galiba. Bir şeylere geç kaldığını düşünüyorsun. Üniversiteye. Mesleğe. Kendi ayaklarının üzerinde durmaya. Kendini bulmaya. Bir şehre. Bir hayale. Belki bir insana. Belki de en çok kendine. Etrafına bakıyorsun. Senden küçük biri bir yerlere gelmiş. Senden yaşıt biri evlenmiş. Bir başkası yıllardır çalıştığı işte yükselmiş. Biri başka bir şehirde kendi evinde kahvesini içiyor. Birinin hayatı çoktan başlamış gibi. Sen ise hâlâ hayatının giriş kapısında durup içeride ne var diye bakıyorsun. Sonra kendine kızıyorsun. “Ben neden hâlâ burada kaldım?” “Ben neyi kaçırdım?” “Bunca yıl ne yaptım?” İnsan kendini en çok başkalarının hayatını ölçü olarak kullandığında kaybediyor. Çünkü onların vardığı yere bakıp kendi yolunun ne kadar sürdüğünü unutuyor. Ben de unutuyorum bazen. Daha genç olmama rağmen kendimi sanki çoktan geç kalmış gibi hissediyorum. Sanki herkes çoktan bir şeyler olmuş da ben hâlâ “ne olacağım?” sorusunun başında bekliyorum. Bazen geçmişe dönüp başka bir ben hayal ediyorum. Daha cesur. Daha çalışkan. Daha az korkan. Daha az düşünen. Daha çok yaşayan. Keşke diyorum. Keşke o zaman şöyle yapsaydım. Keşke üniversiteyi bırakmasaydım. Keşke bazı insanlara bu kadar inanmasaydım. Keşke kendime daha çok güvenseydim. Keşke yıllarımı sürekli “sonra” diyerek geçirmeseydim. Ama sonra düşünüyorum. Belki de o zamanki ben de elinden geleni yaptı. Belki bugün bildiklerimi o zaman bilseydi başka türlü davranırdı. Ama bilmiyordu. Ve insan bilmediği bir hayatın provasını yapamıyor. Bir de insan büyüdükçe anlıyor ki zaman yalnızca kendisinden bir şey götürmüyor. Sevdiklerinden de götürüyor. Çocukken annenin babanın hep orada olacağını sanıyorsun. Sonra bir gün babanın saçındaki beyazı fark ediyorsun. Annenin yüzünde daha önce görmediğin bir çizgi görüyorsun. Ve içinden çok tuhaf bir korku geçiyor. Ben onların gençliğine de geç kaldım. Çocukluğumu zaten geri getiremiyorum. Ama onların gençliğini de geri getiremiyorum. Bir zamanlar birlikte yaşadığımız bazı günlerin son gün olduğunu bilmiyorduk. Bazı sofraların son kez kurulduğunu. Bazı sarılmaların son kez olduğunu. Bazı insanların hayatımızdan çıkacağını. İnsan bunları bilmeden yaşıyor. Sonra yıllar geçiyor. Ve geriye fotoğraflar kalıyor. Eski evler. Eski sesler. Eski insanlar. Eski sen. Bir fotoğrafa bakıyorsun. Herkes ne kadar genç. Ve fotoğraftaki insanlardan birinin sen olduğunu fark ediyorsun. İşte o zaman anlıyorsun. İnsan kendi hayatının geçtiğini çoğu zaman geçerken anlamıyor. Bazı yıllarını yaşarken değil, kaybettikten sonra fark ediyor. Belki benim korktuğum şey de tam olarak bu. Ya bir gün bugüne dönüp bakarsam? Ya bugün de benim için “keşke” olursa? Bu yaşımdayken sürekli geç kaldığımı düşünmekle öyle çok vakit geçirirsem ki, gerçekten yaşayabileceğim yılları da kaçırırsam? Bir de ölümden korkuyorum. Bunu itiraf etmek bile tuhaf. Çünkü insan ölümden korkarken aynı zamanda yaşamaktan da yorulabiliyor. Ne büyük çelişki. Bir günün daha bitmesinden korkuyorsun çünkü zaman geri gelmiyor. Sonra aynı günün içinde öyle yoruluyorsun ki bitsin istiyorsun. Bir yandan daha çok yaşamak istiyorsun. Daha görmediğin şehirler var. Tanımadığın insanlar. Okumadığın kitaplar. Dinlemediğin şarkılar. Gerçekleştiremediğin hayaller. Henüz tanımadığın bir sen var. Ama bir yandan bütün bunlara yetişmeye çalışmak yoruyor insanı. Ölmekten korkuyorsun çünkü hayat yarım kalacak diye. Yaşamaktan yoruluyorsun çünkü hayatın kendisi bazen fazla ağır geliyor. Belki de insanın asıl korkusu ölüm değil. Yaşarken hayatını kaçırmak. Bir gün geriye dönüp “Ben bunca yıl neyi bekledim?” demek. İşte bundan korkuyorum. Ölümden önce gelen o geç kalmışlık hissinden. Çünkü ölüm bir gün gelecek diye korkuyorum ama ondan önce yıllarımı sadece yetişmeye çalışarak geçirip gerçekten yaşamadan tüketmekten daha çok korkuyorum. Belki bu yüzden bazen uzun bir hayat istiyorum, bazen de sadece hiçbir şey düşünmeden biraz dinlenmek. Çok yaşamak istiyorum ama böyle yaşamak istemiyorum. Ve belki bütün mesele burada. Hayattan vazgeçmek değil. Bazen insanın yaşadığı hayattan biraz uzaklaşmak istemesi. Biraz susmak. Biraz durmak. Biraz kimseye yetişmemek. Biraz kendinden bile hesap sormamak. Sonra yine sabah oluyor.Dünya, ben hiçbir şeyi çözmemişim gibi dönmeye devam ediyor. Ve ben hâlâ buradayım. Belki bugün hayatın tamamını sevmiyorum. Ama henüz hayatın tamamını yaşamadım da. Belki hayatımın bazı yerlerine geç kaldım. Bazı fırsatları kaçırdım. Bazı yılları boşa harcadım. Bazı insanları kaybettim. Bazı hayallerim benden önce büyüyüp öldü. Bunların hepsini geri getiremiyorum. Ama henüz yaşamadığım şeylere de geç kalmış sayılmam. Belki yirmilerinde kaybolmak hayatın sonu değildir. Belki bazı insanların yolu düz değildir. Belki bazıları önce kaybolur, sonra kendini bulur. Belki ben de hâlâ kendime giden yolu arıyorum. belki bir gün bugünlere dönüp baktığımda anlayacağım: Ben hayata geç kalmamışım. Sadece kendi hayatıma yetişmem biraz uzun sürmüş. Ve belki de bunun için hâlâ vaktim var.