Hilmi efendi, her ne kadar Bandırmaya ilk gelişinde marangozluğa başladıysa da sonunda işi bakkallığa dökmüştü. Şimdi rafları tıklım tıklım dolu büyücek bir dükkanda kederli kederli oturmaktaydı. Mahir efendi eskiden beri akıl erdiremediği alış verişin Aydın'daki incir ticaretinde tadını tatmıştı. İlk…devamıHilmi efendi, her ne kadar Bandırmaya ilk gelişinde marangozluğa başladıysa da sonunda işi bakkallığa dökmüştü. Şimdi rafları tıklım tıklım dolu büyücek bir dükkanda kederli kederli oturmaktaydı.
Mahir efendi eskiden beri akıl erdiremediği alış verişin Aydın'daki incir ticaretinde tadını tatmıştı. İlk günlerde, Hilmi efendinin çekmece başında emniyetli emniyetli oturmasına şaştı. Her müşteri sanki bu dalgın ve acılı adamı aldatacaktı. Fakat gün geçtikçe alışır gibi oldu. Hatta Hilmi efendiye biraz da gıpta etti. Sabahtan akşama kadar çekmeceye şıkır şıkır para düşüyordu.
Harp içinde, hak bereket versin, iyi para kazanmıştı. Nasıl olduğuna pek akıl erdirememişse de, harbin aksata üzerinde bir acaip tesiri olmuştu.
— Bir gece dükkânı kapattım, dedi, eve gidip yattım. O akşama kadar umum sermaye ikiyüz liraydı. Sabahleyin dörtyüz oluvermiş. İki hafta sonra sekizyüz...
— Şaşılacak şey!
— Allah'ın hikmeti! Mal pahaya bindi.. Lakin asıl vurgunu İstanbul'da vurdular. Bir de Orduya müteahhitlik yapanlar büyük parsayı topladı. Burada bir Kaltabanoğulları vardı. Karun oldu keratalar. İstanbul'u sana nasıl vasfedeyim. Parayı sokaklardan çöpçü süpürgesiyle süpürmüşler de kasalara tekmeyle doldurmuşlar.
— Ahali ekmek bulamamış....
— Orası başka... Kimi gelin getirir kimi ölü kaldırır... Sen bilmez misin?
— Böyle bir lâf duyarız. Lâkin millet ölü kaldırmış da iki, üç kişi gelin getirmiş...
— İki, üç kişi... Evet... Bal tutan parmağını yalıyor. İttihatçılar bu işe göz yumdular.
— Sebep?
— Türkten tüccar yetişsin diye...
— Tüccar neye yararmış?
— Bir hükümet tüccara dayanır. Fıkaraya kulak verme... Zenginden bir vakit zarar gelmez. Sen Talât Paşa'yı gördün mü? Нер Таlat Paşa'nın akılları... Sonunda Rus Çar'ının da başına gelenler herifin haklı olduğunu ispat etti.
— Rus Çar'ının mı? Anlayamadım.
— Rusya'yı Bolşevikler sardı... Hilmi efendi Bolşevik kelimesini (Bolçevik) diye telaffuz ediyordu: — Bolşevikler efendim...
— Bolşevik ne demek? Hastalık mı? İspanyol nezlesi gibi...
— Daha beter... Zenginlerle fakirler birbirlerine düştü. Trabzon'a kadar gelen Moskof neden çekildi, gitti duymadın mı?
— Neden çekilecek? Alman yukardan yüklendi, biz aşağıdan...
— Onu söyleyenin, senden gayrısı haltetmiş... Rus'un başına gelen dert Bolşeviklik...
Mahir efendi, bu kelimeyi ilk defa işitiyordu. Ehemmiyetine ancak yeni dikkat etti.
Bu nasıl söz? Osmanlı Ordusuyle Alman Ordusunun göremediği işi bu «Bolşeviklik» her ne karın ağrısıysa nasıl becermiş bakalım? İşte biz de yenildik! Yoksa bizi de mi Bolşeviklik sardı?
Hilmi efendi bu sualin cevabını vermeden evvel derin derin içini çekti.
— Allah göstermesin İslâma yarar bir yol değil, dedi, fıkara, baldırı çıplak icadı... Zengin komayıp kestiler. Şimdi mesela, senin bir evin var. Evini elinden alacaklar!
— Neden? Benim evimin kime zararı olmuş? Yalandır.
— Yalan değil, yalan değil! Kimsenin evi olmayacak. Evler Hükümete geçiyor. Sana bir oda verilecek, bana da bir oda verilecek... Senin evinde bana bir oda... Anladın mı?
— Seni aldatmasınlar. Böyle iş olmaz.
— Olmuş birader! Sonra mal yok, mülk yok. Çocuk doğdu mu, Hükümet çekip alıyor.
— Niye?
— Hükümet besleyecek. Çocuk kısmı, babasını, anasını bilemeyecek ki büyüdüğü zaman Hükümet: «Şunu vur!» deyince «Babam! Anam!!» demeden (Tak) vuracak.
— İyi doğrusu... Babayı evlâda boğdurmak... E sonra?..
— Sonra akşama kadar eşek gibi çalışacaksın. Eline bir vesika verecekler. Ben ne yersem umum millet de onu yiyecek.
— Sen ne diyorsun Allâsen!
— İşte Bolşeviklik bu... Bir de, eve geldin, baktın ki kapıda bir şapka asılı. Yabancı bir şapka... Demek karının yanında bir zampara var. İçeri girmeyeceksin. İster sokakta piyasa et, ister kahveye git bekle. İş bitince geri döneceksin ki rahatsız olmasınlar...
Mahir efendi kahkahalarla güldü.
— İlahi Hilmi efendi, dedi, işte gördün mü?
— Şaka mı sandın?
— Bunun neresi ciddi yahu?
— Vallaha Bolşeviklik böyle... Herkes söylüyor... İşte bu sebepten, Hükümet, «Zengin çoğalsın da fıkaranın zenginlere bir vakit gücü yetmesin!» dedi. Hırsızlığın, ihtikârın yakasını kaptı koyuverdi.
— Şu Moskof Çar'ı, bunu akıl edememiş mi?
— Eyvah! demiş ama, birkere iş işten geçmiş...
— Bolşevik mi dedin?.. Bolşevik...
— Evet... Bolşevik.
Babasının yanında oturan Murat, dikkatle dinliyordu. O da içinden birkaç kere «Bolçevik! Bolçevik!» diye tekrarladı ve bu kelimeyi bir daha hiç unutmadı.
Kemal Tahir, Bir Mülkiyet Kalesi, Bilgi Yayınevi, 1977, sf. 272-275.