Spoiler içeriyor
Stanley Kubrick'ten izlediğim ikinci film. Yönetmen gerçekten sıkıcı diye düşündüğüm türleri bile ilgiyle izlettiriyor yani en azından bende öyle oldu. Siyah beyaz çekilmesi bile hoşuma gitti. Sanırım yönetmen savaşın karanlık yüzünü öne çıkarmak için böyle bir tercih yapmış. Şimdi 1.…devamıStanley Kubrick'ten izlediğim ikinci film.
Yönetmen gerçekten sıkıcı diye düşündüğüm türleri bile ilgiyle izlettiriyor yani en azından bende öyle oldu. Siyah beyaz çekilmesi bile hoşuma gitti. Sanırım yönetmen savaşın karanlık yüzünü öne çıkarmak için böyle bir tercih yapmış.
Şimdi 1. Dünya Savaşı'nda bizim tarafta neler yaşandığını az çok biliyoruz Allah o günleri tekrar yaşatmasın ama savaş yani, çok zor günler geçirilmiş. Bizim tarafta da karşı tarafta da.
Bu filmde daha çok Fransız cephesinde yaşananları görüyoruz o hırslı generallerin masum insanları ölüme yollaması, askerlerin o çaresizliği, ölüm korkusu, adaletsizlik.. Her savaş meydanında yaşanan klasik şeyler.
Öncelikle filmde yaşananların kurgu olduğunu ama masum askerleri ölüme yollayan bir generalin de olduğunu belirteyim. 1915'te Fransız ordusunda saldırıyı reddeden askerlere karşı ibret amaçlı 4 asker idam edilmiş. Bu olay da tarihe Souain Onbaşıları Olayı olarak geçiyor.
Bu olayı es geçip filme dönecek olursak burada da 1916'da Fransız General Broulard Almanların en güçlü savunma cephesi olan Ant Tepesini ele geçirme emri veriyor ve General Mireau da terfi etme umuduyla bu zor emri kabul ediyor. Bi nevi askerleri intihara gönderiyor hatta bir an o kadar hırslanıyor ki kendi askerlerine ateş açma girişiminde bile bulunuyor. Neyse ki oradaki komutanlardan biri yazılı bir emir olmadığı sürece bunu kabul edemeyeceğini söyleyip ateş açmıyor.
Daha sonra General Mireau askerlerin korkaklık yaptığını bahane ederek diğer askerlere ibret olsun diye 100 askerin kurşuna dizilmesi gerektiği fikrini ortaya atıyor fakat General Dax buna karşı çıkıyor. Tüm çabalarına rağmen idam kararını iptal ettiremiyor ama idam edilecek kişi sayısını üç kişiye indiriyor. Bu üç kişi de ya rastgele ya da bir çıkar uğruna seçiliyor. Dile kolay üç kişi ama üç ayrı birer hayat..
Askerlerin korkusunu derinden hissettim ne için ölüme gittiğini bile bilmemeleri, onlara bir hayatı yokmuş gibi davranılması ve her şeyin sadece 'rütbe almak' uğruna olması canımı çok sıktı.
İdam sahnesi ağırdı, her şey bir anda oldu doğru düzgün yargılanmadılar bile gerçi yargılayanlar da kararı en başından vermişlerdi sadece yargılamak için yargıladılar.
...
Filmi izlerken bir ara çok erkek bir film hiç kadın karakter yok diye düşünmüştüm taa ki son kısmında Almanya'dan esir aldıkları kızı görene kadar. Filmlere cinsiyet yüklemiyorum tabii ama dikkatimi çekmişti söyleyeyim dedim. Neyse kızın şarkı söylediği sahne çok güzeldi - kızı aşağılar gibi güzel bir şeyi yok tek güzel şey sesi- demelerini kastetmiyorum ama o kısımda söylenen şarkı filmi daha anlamlı hale getirmiş bence. Hem şarkı güzeldi hem sesi hem de hissettirdikleri. Boşuna dememişler müzik evrenseldir diye. Gün gelir savaştığın milletin bir ezgisine kapılıp kendi acına ağlarsın minvalinde bir sahneydi.
Film savaş filmi gibi görünse de aslında çok fazla savaş sahnesi görmedik daha çok savaşmanın anlamsızlığını ve askeri liderlerin ikiyüzlülüğünü izledik. Film bunu eleştirdiği için çeşitli ülkelerde sansüre uğramış Fransa'da 1975 yılına kadar yasaklanmış aynı şekilde Almanya da iki yıl.
Türkiye'de ise ilk defa 1977 yılında TRT'de gösterime girmiş fakat Albay Dax'ın General Mireau'ya söylediği "Milliyetçilik, alçakların son sığınağıdır." sözü yüzünden savcılık, milliyetçiliği aşağıladığı gerekçesiyle filmin yayına hazırlanmasında çalışan ekibe soruşturma açmış ama sonuçlanmamış herhalde çünkü film gösterime girmiş. Alın bu bilgiyi ne yapıyorsanız yapın.