"Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Bu güzel, gerçek ve anlamlı cümle ile başlayan kitabı geçen sene okudum ama maalesef yarısında sıkıldım biraz ve bırakmak zorunda kaldım. Bu sene de kalan kısmını…devamı"Bütün mutlu aileler birbirine benzer.
Her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."
Bu güzel, gerçek ve anlamlı cümle ile başlayan kitabı geçen sene okudum ama maalesef yarısında sıkıldım biraz ve bırakmak zorunda kaldım. Bu sene de kalan kısmını YouTube da dinledim ve şükür bitirdim. (Yanlış anlaşılmasın kitap tabii ki güzeldi. Sorun bendeydi)
●Anna Karenina, evli ve toplum içinde saygın bir kadın olan Anna’nın, Kont Vronski’ye âşık olmasıyla hayatının değişmesini anlatır. Anna, kocası Karenin ile olan evliliğinde bulamadığı tutkuyu Vronski’de bulur ve bu aşk uğruna ailesini, toplumdaki konumunu ve sonunda ruhsal dengesini kaybetmeye başlar. Toplumun ikiyüzlü yargıları, Anna’nın yalnızlığı ve Vronski’ye duyduğu güvensizlik onu giderek daha büyük bir çıkmaza sürükler. Romanın sonunda Anna hayatına son verir.
Anna’nın hikâyesinin yanında Levin (Anna'nın erkek kardeşinin arkadaşı) ve Kiti’nin (Anna'nın kardeşinin baldızı. Vronski başta onunla bir şey yaşayacak gibi olur ama sonra Anna'ya kapılır.) ilişkisi de anlatılır. Levin; hayatın anlamını, inancı, çalışmayı ve insanın nasıl yaşaması gerektiğini sorgulayan bir karakterdir. Kiti ile kurduğu aile hayatı, Anna’nın yaşadığı tutkulu ama yıkıcı ilişkinin karşısında daha farklı bir sevgi ve yaşam biçimini temsil eder.
Romanın temelinde aşk, evlilik, sadakat, toplum baskısı, kadın-erkek ilişkilerindeki eşitsizlik ve hayatın anlamı vardır. Tolstoy özellikle toplumun Anna’yı nasıl acımasızca yargıladığını, buna karşılık benzer davranışlarda bulunan erkeklere çok daha farklı davranılmasını gösterir.
Bence romanın en önemli noktası yalnızca “yasak aşkın trajedisi” değildir. Tolstoy, insanın mutluluğu dışarıda, tutkuda veya başka bir insanda aradığında ne olabileceğini; sevgi, aile, toplum ve kişinin kendi iç dünyası arasındaki çatışmayı anlatır. Anna’nın trajedisi de yalnızca yaptığı seçimlerden değil, yalnızlaşmasından, toplum tarafından dışlanmasından ve kendi içindeki güvensizliklerle baş edememesinden doğar.
Kısacası: Anna Karenina, bir aşk hikâyesinden çok, insanların sevilme, ait olma ve anlam bulma ihtiyacını; toplumun koyduğu kurallar ile bireyin arzuları arasındaki çatışmayı anlatan bir roman.
☆Kitabın sonu ayrıca önemli olduğu ve bu kısımları birkaç gündür dinlediğim için ayrıca değinmek istiyorum:
Anna ile Vronski’nin ilişkisi bir süre sonra başlangıçtaki tutkusunu kaybetmeye ve güvensizlikle zehirlenmeye başlar. Anna, Vronski’nin artık eskisi kadar âşık olmadığını düşünmeye başlar. Vronski’nin başka kadınlarla ilgilenebileceğinden şüphelenir ve onun kendisini terk edeceği korkusuna kapılır.
Burada önemli olan şu: Anna artık yalnızca Vronski’yi sevmemekte, bütün mutluluğunu Vronski’nin sevgisine bağlamaktadır. Toplumdan dışlanmış olması da bu bağı daha yoğun hâle getirir. Vronski dışarı çıkabilir, arkadaşlarıyla görüşebilir, sosyal hayatını sürdürebilirken Anna giderek daha fazla yalnızlaşır.
Bir noktada Anna, Vronski'nin kendisinden uzaklaştığına iyice inanır. Aralarında tartışmalar yaşanır. Anna hem onu kaybetmekten korkar hem de onu kaybetmeye karşı öfke duyar. Sonunda Vronski'yle yaşadığı bir gerilimin ardından istasyona gider.
Trenlerin arasında beklerken geçmişini ve Vronski'yle ilişkisini düşünür. Zihni artık oldukça karmaşıktır. Vronski'nin kendisini sevmediğine, hayatının anlamsızlaştığına ve yaşadığı acının sona ermesi gerektiğine inanır.
Ve kendisini gelen trenin altına atarak intihar eder.
Fakat Tolstoy'un asıl vurgusu burada
Anna'nın ölümü sadece “Vronski onu terk etti, o da intihar etti” şeklinde okunmamalı.
Tolstoy, Anna'nın ölümüne giden süreçte:
toplum tarafından dışlanmasını,
evliliğinin ve aile hayatının parçalanmasını,
oğlundan ayrılmasını,
Vronski'ye giderek artan bağımlılığını,
kıskançlığını ve yalnızlığını
birbirinin üzerine koyar.
Anna'nın dünyası giderek tek bir kişiye daralır. Vronski'nin sevgisinden başka tutunabileceği bir şey kalmadığını hissettiğinde de onun davranışlarını sürekli kendi aleyhine yorumlamaya başlar.
Vronski'nin sonu da önemli
Anna'nın ölümünden sonra Vronski'nin hayatı da çöker. Anna'yı gerçekten sevmiştir ve onun ölümü karşısında büyük bir yıkım yaşar. Ardından Sırbistan'daki savaşa gitmek üzere Rusya'dan ayrılır. Bu, onun için bir çeşit kaçış gibidir; artık eski hayatına dönmesi mümkün değildir.
Levin'in hikâyesi neden romanın sonunda devam ediyor?
Anna öldükten sonra Tolstoy romanı bitirmez. Levin'in hayatına döner. Levin de hayatın anlamını, ölüm korkusunu, Tanrı'yı ve insanın nasıl yaşaması gerektiğini sorgulamaktadır.
Levin'in vardığı sonuç kabaca şudur:
Hayatın anlamını yalnızca akılla çözmeye çalışmak yerine, iyi ve doğru yaşamaya çalışmak gerekir.
Yani roman Anna'nın ölümüyle değil, Levin'in hayata dair bir anlam bulmaya başlamasıyla tamamlanır.
Bu yüzden iki hikâyeyi yan yana koyunca güzel bir karşıtlık ortaya çıkar:
Anna → aşkı ve mutluluğu tek bir insanda bulmaya çalışır → yalnızlaşır → hayatının anlamını kaybeder.
Levin → hayatın anlamını sorgular → sevgi, aile, sorumluluk ve inanç üzerinden bir anlam bulmaya başlar.