Spoiler içeriyor
~Favori filmlerimden biriyle ilgili çok uzun bir yorumlama~ Okumaya üşenenler için kesinlikle önerdiğimi söylemek isterim. Yazıda filmin sonuyla ilgili bir şey yok ama neredeyse baştan sona kadar her sahnesiyle ilgili yazdım. Spoiler sorun etmeyecekler veya izleyenler için okumanızı öneririm♡ ...…devamı~Favori filmlerimden biriyle ilgili çok uzun bir yorumlama~
Okumaya üşenenler için kesinlikle önerdiğimi söylemek isterim. Yazıda filmin sonuyla ilgili bir şey yok ama neredeyse baştan sona kadar her sahnesiyle ilgili yazdım. Spoiler sorun etmeyecekler veya izleyenler için okumanızı öneririm♡
...
Kaç yaşında olduğunu bilmediğimiz ama tahmini 30 belki 40'lı yaşlarında bir kadın başrol. Tabii kendi hayatı için bir başrol diyebilir miyiz orası tartışılır. Zaten filmde de birçok şey buna bağlı.. Piyanist başrolümüz kendi hayatını rahat bir şekilde devam ettirebilecek yaşta ve maddi durumda fakat annesiyle birlikte yaşıyor. Hatta geceleri beraber yatıyorlar. Anne kontrolcü bir kadın aynı zamanda manipülatif. Bunu filmin en başında kızı eve girer girmez nerde olduğunu sorgulaması ve çantasını zorla alıp kızının yeni aldığı elbiseyi çıkardıktan sonra oluşan hengamede elbiseyi yırtışından anlıyoruz. Üstelik elbise için kaç yaşında kadınsın bu yaşta ne süslenme isteği iması da yapıyor. Burda onun için beğenilmenin, flörtleşmenin ne kadar tabu olduğunu ve Erika'nın dişiliğini görmezden geldiğini de anlıyoruz. Erika annesi ona vurduğunda kendini savunmak ve bitane yapıştırmak konusunda hiç sıkıntı çekmiyor fakat elbise tartışmasından sonra annesinin kendini acındırma sözlerinden de bir hayli etkileniyor ve ağlayarak ona sarılıyor. Burda muhtemelen aslında annesinin manipülesini yediği için değil, belki biraz yaşlı bir kadına vurmak zorunda kalmanın suçluluğundan, belki de kendisi o yaşta bir kadın olarak hâlâ özgür olamayışından, ağlıyor. Çünkü zaten ağlarken de, neden böyle yapıyorsun gibi bir serzenişte bılunuyor.
Tabi devamında yine bol bol kadının piyano dersleri verdiği sahneleri izliyoruz. Birtane sevdiği ve potansiyel gördüğü bir kız öğrencisi var, Anna. Fakat öyle çok da atılgan görmüyor onu. Ve bir de resitalde tanıştığı sonradan öğrencisi olan sarışın adam var, Walter. Bu karakter piyanistimizden çok çok daha genç. Ama Erika'ya ilgisi olduğu bariz belli. Erika bunun farkında ve onu her fırsatta bi nevi terslemekten, reddetmekten de kaçınmıyor. Ama istemediği için değil, içten içe hoşuna gidiyor ve belli belirsiz gülümsüyor. Bi sahnede Erika ve işte güzel sanatların müzik tarafıyla ilgilenen diğer hocalar o adamın piyano çalmasını dinliyor (o sırada hepsi jüri gibiler yani) ve hocalardan birtanesi diyor ki siz bir yorum yapmayacak mısınız Erika hanım? ne de olsa Walter sizin sınıfınıza girmek istiyor. Erika da benim ona katacağım bir şey olduğunu düşünmüyorum gibisinden bir şeyler söylüyor. ~ve adam ondan daha genç olduğu halde~ hem de bunun için çok geç kalmış vurgusu yapıyor.
Bu arada başrolümüz Erika, boş zamanlarında +18 dergilerin, gazetelerin bulunduğu hatta porno izleme kabini bile olan bir yere gidiyor. Oradaki peçeteleri falan kokluyor. Neyse gel zaman git zaman yine bir gün Erika ve Walter müzikle alakalı bir event izliyorlar ve hafif bakışmalar oluyor. Erika'nın öğrencisi Anna, piyano çalacak ama çok gergin ve yapamayacağını düşünüp panikliyor. Walter da o sırada bu kıza yardımcı olmaya çalışıyor kız sakinleşiyor. Piyanistimiz de bunları görüyor. Gözleri doluyor, sinirleniyor. Kulis gibi bir yere gidip bi kumaşın arasında cam bir şeyi kırıyor ve kırıkları kızın paltosunun cebine döküyor. Daha sonra tuvalete gidiyor adam da kızın çığlıklarından sonra piyanistin yaptığını anlayıp peşinden gidiyor. Erika'ya tuvaletten çıkmasını söylüyor sonra o film kapağındaki meşhur öpüşme sahnesi yaşanıyor. Bir ara adam kadından sakso çekmesini istiyor boşalmak için ama kadın yapmıyor. Adam beni yarım bıraktın tribine girip sinirleniyor. Daha sonra bir gün Walter, Erika'nın evine geliyor ve Erika annesini başka bir odaya kapatıp kendi odasında adamla beraber kalıyor. Hatta kapıyı kapatıp önüne dolabı sürüklüyor. Walter sevişmek istiyor ve Erika da ona bir mektup yazmış ve önce onu okumasını istiyor. Walter sabırsız, iyice sinirleniyor. Yine de okuyor ama mektup onu daha da sinirlendiriyor. Erika kendi arzularıyla ilgili soğuk ve net bir şekilde istediklerini yazıyor. Hatta istekten ziyade bi nevi talimat gibi. Bu istekler daha çok mazoşistlik, sadistlik içeriyor. İplerle bağlanmak, fiziksel şiddet, dövülmek gibi. Ve bu isteklerdeki rol dağılımında Erika'nın Walter'dan beklentisi ona sadistçe davranması. Walter mektubu okuduktan sonra şaşırıyor çünkü ona göre bu hem beklenmedik, hem de "aşırı" ve rahatsız edici geliyor. Bu filmin her sahnesini çok dikkatli ve gözlerimi koca koca açarak izledim. Bu cümlelerle sadece filmde geçen olayları anlatıyor gibi görünsem de aslında hepsi dikkat edilmesi gereken önemli detaylar. Daha açık çözümlemelerime gelirsek. Öncelikle ele alacağımız şeyler anne figürü ve annenin karakteri, davranışları. Erika'nın çok sevdiği sanatçı olan Schubert. Erika'nın öğrencisi Anna. Bunların bağlantıları. Walter. Başlarda bi sahnede (sanıyorum Erika annesiyle yatarken konuşuyorlardı) Erika Anna'nın ne kadar yetenekli olduğundan, hatta Schubert'e olan yatkınlığından bahsediyor. Fakat annesi buna karşı çıkıyor ve Schubert'in Erika'nın alanı olduğunu, öğrencisinin onun yerini almaması gerektiğini ima ediyor. Peki anne neden bunu söylüyor? Çünkü muhtemelen kendi gençliğinde başaramadığı şeyleri, Erika üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Ve Anna'nın başarılı olmasını, Erika'nın (yani hayalindeki kendinin) yeteneğine bir tehdit olarak görüyor. Erika da farkında olmadan, aslında annesinin acımasızlığını başka bir kadına karşı aynı rolü üstlenerek yapıyor. O Walter'ın Anna'ya yardım ettiğini gördüğü sahnede Erika, Kıskançlık dışında bir de o kızın onun piyano ve yetenek konusunda yerini alabileceği ihtimalinden dolayı korkup sinirleniyor. Ve hıncını aynı annesinin kendine yaptığı gibi, Anna'nın "tutkusu" olan piyanoyu çalamaması için hırçınca kızın elini parçalıyor. Burda nasıl anne figürü Erika'nın tutku kavramı için koca bi engelse, o da hıncını başka bir kadının tutkusuna engel olarak çıkartıyor. Ve Erika dışarıdan ne kadar soğuk, kontrollü, otoriter dursa da konu arzularına geldiğinde bastırılmak, kontrolü karşı tarafın almasını istemesi, aslında annesiyle olan ilişkisinin ve annesinin baskıcı yapısının ne kadar etkisi olsa da bence sadece buna bağlamak da biraz basit kaçıyor. Belki yine annesinin Erika'yı tam anlamıyla yeterli bulmamasından (çünkü normalde konser piyanisti olmasını istiyor ama Erika sadece bir piyano öğretmeni) Erika kendini eksik ve suçlu hissediyor ve bunu kendini cezalandırmak için istiyor. Ayrıyeten ne kadar kontrolü karşı tarafın almasını istese bile, mektupla birlikte bunun çelişik olduğunu görüyoruz aynı zamanda çünkü Erika aşağılanmak ve ona acı çektirilmesini istiyor, ama bunun nasıl gerçekleşeceğini de kendisi tarif ediyor.
Bilemiyorum ben hayatta her şeyin ailevi ve tramvatik şeylere bağlı değil bazen insanın kendi seçiminden kaynaklandığını düşündüğüm için aslında sadece annesine bağlamak basit kaçıyor dedim ama bu filmde bunların bağlantısı çok büyük. Yine de filmde tek tip olamayacağımıza da güzel bir gönderme olduğunu düşünüyorum kendimce. İnsanın dışarıdaki kimliğiyle içindekinin çok başka olabileceği ve tek bir kalıba girmek zorunda olmadığımız gibi gibi. Belki filmde buna gönderme olmayabilir tabii ama bu benim fikrim o yüzden bunu da eklemek istedim.