Spoiler içeriyor
savaş zamanlarının insanların gündelik hayatlarını nasıl perişan ettiğini, yoksulluk, sefalet ve ölüm korkusuna rağmen bir biçimde insan kalma çabasını anlatan güzel bir film. faşizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını nazi dönemi ile gösteriyor. her şey öyle zor ve yasak ki çocuklar…devamısavaş zamanlarının insanların gündelik hayatlarını nasıl perişan ettiğini, yoksulluk, sefalet ve ölüm korkusuna rağmen bir biçimde insan kalma çabasını anlatan güzel bir film. faşizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını nazi dönemi ile gösteriyor. her şey öyle zor ve yasak ki çocuklar ailelerinden babalarından koparıldıkça ideolojik olarak ne denli nazi sempatizanı yapılmaya çalışılsalar da aslında kötü bir şey yaşadıklarını sezer ve itiraf ederler birbirine. hitler'den nefret ediyorum diye bağırırlar kimsenin duymayacağı nehir kıyısında. en özgür hissettikleri andır bu..
yaşatmayan nefes aldırmayan bir ortamda kız çocuğu kelimelere tutunur. tutkuyla okumayı ve dünyayı kendi gözleriyle tanıklığıyla görmeyi ifade etmeyi öğrenir. sanat nasıl ortaya çıkıyor? en çok da böyle zamanın ağırlaştığı yaşamın imkansıza yakın olduğu anlarda belki de. üzerine bombalar yağarken bir sığınakta akordiyon çalmak veya güzel bir hikaye anlatmaya dinlemeye koyulmak gibi. o an hava gibi su gibi gelir işte sanat. geçenlerde suriye iç savaşında yıkık dökük şehirlerde hala okula giden gitarını kemanını alıp çalmak için çabalayan çocukların motivasyonunu düşünüp durmuştum nasıl oluyor diye. demek ki böyle. insanın elinden hiçbir şey gelmezken düşüp yara alırken bile eline tutuşturulan bir çiçek gibi yaşam simidi gibi olur müzik, edebiyat, sanat hatta felsefe. ölüme ve faşizme karşın sonsuzca özgür ve insan kalınan tüm zamanlardan azade bir araya getiren kimsenin öteki/ düşman olamadığı büyülü ve güzelin ta kendisini anımsatan iyileştiren yegane sığınak.
hem tanık olmanın hem de kötüye direnişin simgesi.
Spoiler içeriyor
bir roman ama aynı zamanda roman denemesi, romanın yazılma süreci ve sanat anlayışını da irdeleyen tartışan bir eser. romanın konusu gerçeklik ile romancının/kurgunun çatışması bizzat. nedense en aklımda kalan cümlesi şu: "gelecek piçlerindir. ..ancak bir piç doğal olabilir." "bir roman…devamıbir roman ama aynı zamanda roman denemesi, romanın yazılma süreci ve sanat anlayışını da irdeleyen tartışan bir eser. romanın konusu gerçeklik ile romancının/kurgunun çatışması bizzat. nedense en aklımda kalan cümlesi şu: "gelecek piçlerindir. ..ancak bir piç doğal olabilir."
"bir roman yazmak için, başkalarının yaşamını yeterince tanımıyorum. kendim de yaşamadım daha. şiir canımı sıkıyor. bugün bana yeterli gelen tek ozan rimbaud.. bazı bazı yazmak yasamaya engel olurmuş, insan ancak eylemleriyle kendini sözcüklerle anlatacağından daha iyi anlatırmış gibime geliyor. rimbaud'da en çok hayran kaldığım şey de bu; yaşamı yeğlemiş olması."(bernard)
~
"gerçek budala, kendi düşüncesinden öte bir düşüncenin bilincinde değildir. ben öte'nin bilincindeyim. ama gene de bir budalayım, öyle ya, bu öte'ye hiçbir zaman erişemeyeceğimi biliyorum. ...başkaları ellerinde bulunanı duyarlar, ben yalnız eksikliklerini duyuyorum. para eksikliği, kafa eksikliği, aşk eksikliği.. hep açık veriyorum, hep geride kalacağım.. şu son günlerde bir deneme düşünüyorum, yetersizlik üstüne deneme diye adlandirabileceğim bir deneme. ama elbette bunu yazmak için yetersizim."(armand)
~
"nasıl yaşamanız gerektiğini de ancak yaşayarak öğrenebilirsiniz.
nasıl yaşayacağım konusunda karar verene kadar ya kötü yaşarsam?
bu bile aydınlatacaktır sizi. kendi eğilimine uymak iyi bir şeydir; yeter ki yukarı doğru olsun."
iyi kitap başka kitaba yönlendiren kitaptır, derler. kaygusuz'u deneme kitabı aramızdaki ağaç ile tanıyıp sevince yere düşen dualar romanıyla okumaya devam etmek istedim. ve yanıltmadı, keyifle okudum. kültürlü, politik bilinç düzeyi yüksek, edebî dağarcığı zengin, okuması şiirsel ve estetik. "biri…devamıiyi kitap başka kitaba yönlendiren kitaptır, derler. kaygusuz'u deneme kitabı aramızdaki ağaç ile tanıyıp sevince yere düşen dualar romanıyla okumaya devam etmek istedim. ve yanıltmadı, keyifle okudum. kültürlü, politik bilinç düzeyi yüksek, edebî dağarcığı zengin, okuması şiirsel ve estetik.
"biri sizin hakkınızda bir şeyler geveliyorsa az çok kendisinden bildiği her neyse onu dile getiriyordur. kendinde olmayan bir şeyi başkasında göremezsin. bunun altında düşmanca da olsa bir kardeşlik bağı vardır." s. 18
"haftalardır dokunmamışsın bana, çok özlemişsin. beni istediğini söyleyince, birdenbire köleleştirdin beni. seni yüceltene mutlaka hizmet etmelisin çünkü. ...öte yandan, dokunulmamak mahvediyor insanı. yavaş yavaş görünmezleşiyorsun. sen beni görünür kılmasaydın o aç bakışınla, çarşının içinde gezinirken kalçalarıma dikmeseydin gözünü, yemin ederim silinecektim dünyadan." s. 68
"taşra iyimserler cehennemidir. üstünkörü iyimserliğiyle sarhoş edip içten içe tüketir insanı. gidecek yeri olmayanların biricik hapishanesi, taşrayı terk etmiş olanların kurtulamadıkları esaretidir." s. 82
sema kaygusuz, metis yayınları
Spoiler içeriyor
"halka yapılan baskılar yüzünden burjuvaziye nefret beslemişse de, aslında halk da yabancıdır ona; karşıtlığını belirttiği hiçbir sınıfa girmez sade, kendisinden başka benzeri olmayan biridir." "tehlikeyle oynarken kendini daha hâkim plânda sanıyordu. ama toplum gözlüyordu onu; toplum her türlü bölünmeyi yadsıyordu;…devamı"halka yapılan baskılar yüzünden burjuvaziye nefret beslemişse de, aslında halk da yabancıdır ona; karşıtlığını belirttiği hiçbir sınıfa girmez sade, kendisinden başka benzeri olmayan biridir."
"tehlikeyle oynarken kendini daha hâkim plânda sanıyordu. ama toplum gözlüyordu onu; toplum her türlü bölünmeyi yadsıyordu; her birey kayıtsız şartsız onun olsun istiyordu. sade'ın gizini ele geçirmekte de gecikmedi; suç bağıyla kendine bağladı onu."
"kendisini toplumdan koparan işlemden çok acı çekmişti; bireysel zevkleriyle çatışmayacak bir toplumun özlemini çekiyordu. aslında bu zevklerin aydınlanmış bir toplum için önemli bir sakınca yaratmayacağı inancındaydı."
"sade'a göre kurallar görece ise, bu onların keyfi olduğunu gösterir."
"yerleşik adaletsizlikler, resmi yolsuzluklar, anayasa suçları... işte asıl baş belaları bunlardı. suçu, eşitsizlikler ve gereksinmeler doğurduğundan ve suç kendini yaratan nedenlerle birlikte ortadan kalkacağından, adil bir ekonomik düzen bütün yasaları ve bütün mahkemeleri işe yaramaz hale sokabilirdi."
"şu halde yalvarırım söyleyin bana, bir varlığı salt var olduğu için mi yoksa bana benzediği ve yalnız bu bağlantı dolayısıyla seçtiğim için mi sevmeliyim? bir yandan ezilenlerin koşullarını bayağıca kabul ederken, öte yandan insanseverlik üstüne söylevler çeken ayrıcalıklı kişilerin iki yüzlülüğüne şaşıyorum doğrusu.."( marquis de sade)
"ya yoksulları ortadan kaldırınız ya da yoksulluğu, ezilmeyi ve adaletsizliği yarım çarelerle sürdürmeyiniz; ..sade'ın kişileri küçük bir sadakayla savmak yerine bir zavallıyı açlıktan ölüme terk ediyorlarsa; bu, vicdanlarını ufak bir bedelle yatıştıran şerefli baylarla aynı hizaya gelmek istememelerindendir."
"sade'a göre öldürmek var, yargılamak yoktur. sade'a karşı en inandırıcı itirazların birey adına yapılabileceğini varsayabiliriz: çünkü birey koyu bir gerçektir ve suç gerçek bir şekilde örselemektedir onu. sade'ın düşüncesindeki aşırılık işte burada doruğuna ulaşıyor: "benim için başkasının varlığı önemli değil, bana hiçbir ödev yükletilemez." der.
"sade; bayağı cinsten suçları mahkum edip, yalnız ben'deki devrimi tamamlayan suçları öğütleyen stirner'la benzerlik gösterir. erdemin hiçbir teşekküre değmediğini düşünür. çünkü erdemi ileri sürenlerin çıkarına yaramaktan ibarettir, erdem."
"suçlu bir toplumda suçlu olmak gerekir. bu formül sade'ın bütün ahlakını özetliyor."
"kara roman edebiyatının öncüsüdür. ..ne söylemişse kendi zevki için söylemiş, bunları okura kabul ettirmek konusunda hiç kaygılanmamıştır. ..cinselliği; bencillik, kıyıcılık, zorbalık olarak ilk ele alan sade olmuştur."
Spoiler içeriyor
izlemesi zor bir film. başka olana nefretin bu denli işler olduğu bir dünyada güncelliğini koruyacak gibi görünüyor. agah aydın hocanın melanie klein kuramı üzerinden filmi okuyuş biçimini dinlerken yine o kadar keyif aldım ki bir not olarak elimin altında durması…devamıizlemesi zor bir film. başka olana nefretin bu denli işler olduğu bir dünyada güncelliğini koruyacak gibi görünüyor.
agah aydın hocanın melanie klein kuramı üzerinden filmi okuyuş biçimini dinlerken yine o kadar keyif aldım ki bir not olarak elimin altında durması maksadıyla buraya anladığım kadarıyla aktaracağım. yazıya ilgi duyanlar sonuna dek okuyabilir veya bırakıp agah hocadan dinleyebilir, altta link bırakacağım. o da yetmezse söz konusu psikanalistlerin yapıtlarını alıp okuyup yeniden düşünebilir. ki benim genellikle yetinmeyişim böyle bir metinlerarası serüvene dönüştüğü için de bu kesişmeleri elden ele dolaşma biçimlerini yerçekimli karanfil misali seviyorum.
" john'un teena'ya şiddeti bana verilmeyen hazzı başkasına veriyor ( lana): yok etme isteği. klein'a göre bebek birbiri ile çatışan iki itki ile doğar. sevgi- nefret, yok etme/ yıkma/ haset/ ölüm dürtüsü ile yaşam dürtüsü. freud'ta bastırma bilinçdışının yapılanmasında en önemli savunma mekanizmasıdır. duygu ile ilişkilidir, kastrasyonla yeniden şekillenen rahatsız edici temsil ve imgelerin bilinçdışına sürülmesini sağlayan savunmadır. ama klein bastırmadan önce olduğunu varsaydığı savunma mekanizmalarından söz eder:
* bölme
* inkar
* yansıtma
* yansıtmalı özdeşim
nefreti, şiddeti anlamamız için önemli mekanizmalardır bunlar. bölme işlemi memenin iyi meme ile kötü meme olarak ikiye ayrılması. bebeğin ilk üç ayında gerçekleşir. bu paranoid-şizoid pozisyondur. ikinci aşama ise depresif pozisyon, içindeki iyi ile özdeşimi daha sağlam olduğundan bu durum özgüvenin artmasını sağlayacağından kötü olanla, diğer bir deyişle kötülük yapacaklarla daha kolay ilişki kurar. yani depresif pozisyon iyi ile kötünün birbirine buluşmaya başladığı aşamadır. burada filmi hatırlayalım. lana'nın annesi teena'nın lana'yla arkadaşlığında cinsel yönelimiyle ilgili kuşkuya kapıldığında 'kızıma bunu bulaştıramazsın.' der. tahammül edemez ve bunun için de yok etmek, uzaklaştırmak ister.
iyiye tutunması güçlü olan bebek kötüye bulaşma konusunda rahat hisseder. filmde candace başlangıçta teena ile flörtöz ilişkiye girmesine rağmen sonradan bunu kabullendi. teena'yı zor durumdayken evine kabul etti. daha olgun ve dengeli. gelişimsel olarak olgunlaşan ego iyi- kötü yanlarıyla kişiyi bütün olarak içine almayı başarır.
annenin yol açtığı engellemeler karşısında bebek anneye karşı hiddet duymayı sürdürür, ancak paranoid-şizoid pozisyondaki misilleme korkusunun yerini fantazide suçluluk duygusuna bırakır. john ve tom tecavüz sahnesinden sonra teena'ya iyi davranır, suçluluk hissederler. birden iyicilleşirler fakat korkunca yine yok etmeye girişirler.
aç bırakan, eziyet eden meme ile besleyen, şefkat gösteren memenin aynı imgede birleşmesi olan depresif pozisyon en kritik noktadır. iyi ile kötüyü ayırt edebilme, kendindeki kötüyü ve ötekindeki iyiyi görebilme becerisine ölümcül kavşak diyor, melanie klein. kötüye bulaşmak demek insanın kendindeki ve nesnedeki yetersizliği fark etmesi ve kabullenmesi anlamına gelir. paranoid-şizoid pozisyondaki bebek nesnedeki iyiyi kendinde toplamak, kendindeki kötüyü de nesneye yüklemek, yansıtmak çabasındadır. depresif pozisyonda ise daha önce saldırganlık ve yıkıcılık olarak nitelenmiş olan nesnenin iyi yönleri ortaya çıktığı için bir anlamda gerçekle karşılaştığı için suçluluk duyar.
klein'ın freud'tan bir diğer farkı zamanın uzaysallığıdır. freud'ta oral- anal- fallik gibi çizgisel bir gelişim aşaması varken klein iki pozisyonu tarif eder ama bunların uzaysal olduğunu söyler. ne anlama gelir bu? aslında hepimiz delilikten geliyoruz. başlangıçta yıkıcılık, nefret, haset ve kötüyü dışarıda tutma gibi bir pozisyondan geliyoruz ve bunun ne zaman ortaya çıkacağını bilemeyiz, demek oluyor. başlangıçta da filmde iyi iyicil dostluklar varken birdenbire deliliğin sınırına giden bir john.
[ devamında düşüncenin kökeninde fantazinin bulunduğunu bu fantazinin de çocuğa ait olduğu gerçek anne ile karşılaşıp test edildikten sonra bir pozisyon alınacağından söz ediyor agah aydın. egonun oluşumu, nefretin insanın insanlaşmasında ve kültüre girmesindeki işlevi, empati ve ideallaştirmeye değinir. dinlemek isteyenler için nefret ne işe yarar? ]
agah hocanın kendine özgü bir dili, aforizmaları var ki çok hoşuma gidiyor leitmotif gibi konuşmalarını sonlandırış biçimini seviyorum bu tarz has söylemleriyle. yine öyle bitsin bu alıntı da:
'demokritos m.ö. 400 yılında söyle diyor: " her şey yalnızca bizim için iyi ya da kötü, doğru ya da yanlıştır. gerçekte ise atomlar ve boş uzay vardır." nefretimizin bu boşlukta tutunacak iyi nesneler yaratabilecek kadar güçlü, gerçeğe direnmeyecek kadar güçsüz olması dileğiyle..' agah aydın
Spoiler içeriyor
"beş vakit babayı öldürememe'nin filmiyse hayat var da çocuğu öldürme'nin filmidir. ..hayat var işte bizi böyle bir kötülükle yüz yüze getirir, georges bataille'ın pozitif kötülük diye adlandırdığı şeyle; toplumda yer edinme hırsından, onay açlığından, üstünlük kurma isteminden kaynaklanmayan kötülükle. bu…devamı"beş vakit babayı öldürememe'nin filmiyse hayat var da çocuğu öldürme'nin filmidir.
..hayat var işte bizi böyle bir kötülükle yüz yüze getirir, georges bataille'ın pozitif kötülük diye adlandırdığı şeyle; toplumda yer edinme hırsından, onay açlığından, üstünlük kurma isteminden kaynaklanmayan kötülükle. bu tür toplumsal güdülerin şekillendirdiği düzene eklemlenmeyen, aksine o akışı tehdit eden, o akışın dışındaki insan olma biçimlerinin hayal edilmesine olanak sağlayan kötülükle. reha erdem, hayat'ın kötülüğünü tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak sunmaz, aksine onu insan kılan, ona irade katan, ona bu dünyada var'lık kazandıran unsurun, dışarıya kötülük gibi görünen davranışları olduğunun altını çizer. nitekim hayat'ın yüzü ilk kez son sahnede renk verir, yatalak dedesini kendi haline bırakıp ( belki de ölüme terk edip) her gün gidip geldiği boğazda bu kez kendi isteğiyle açılıp gemilere şişe fırlattığı son sahnede hayat'ın yüzünde ilk kez gülümseme belirir. çevresini saran dünyanın ve insanlarının kurutulmuş, köhnemiş, alışkanlığa çevrilmiş kötülüklerinin yanında hayat'ın kötülüğü yaşam doludur, yaşamın yanındadır. hayat var, ısrarla çocuk masumiyeti denilen şeyin, yetişkinlerin kendi kafalarında kurduğu bir yanılsama olduğunu, çocukta görmek istedikleri itaat etme halinin yüceltilmiş bir versiyonu olduğunu hatırlatır. çocuk itaatsizdir; onun itaatsizliğini öldürmek onu öldürmekle eşdeğerdir."
(fırat yücel, hayat var bir kapıdan gireceksin)
"sosyal medya insanı hayattan bezdiren samimiyetsiz bir övgü çukurudur." repliği ile daha başından vurulduğum dizi. ilk bölümünü izledim, çok keyifliydi. beni grotesk gotik antisosyal karanlık kahraman yapısıyla, zeki muzip diyaloglarıyla direkt içine çekmesi bir yana ben oldum olası absürtlüğe bayılıyorum.…devamı"sosyal medya insanı hayattan bezdiren samimiyetsiz bir övgü çukurudur." repliği ile daha başından vurulduğum dizi.
ilk bölümünü izledim, çok keyifliydi. beni grotesk gotik antisosyal karanlık kahraman yapısıyla, zeki muzip diyaloglarıyla direkt içine çekmesi bir yana ben oldum olası absürtlüğe bayılıyorum. şey dedikleri tek başına dolaşan bilekten bir el için çocuk evcil hayvanın mı? diye sorduğunda elin orta parmak yapması, kadın kızını okula teslim edip yolda gözleri dolunca mendille gozunu silecek sanarken burnuna sokması gibi dalgataşak sahneleri çok sevdim.
kızına küçük akrebim, ölüm tuzağım, kara bulutum tarzı hitap eden babanın sözcükleri çok cici değil mi ya.
[ben de hep -hâlâ- küçük iblisim diye sevilmek isterdim.]
Spoiler içeriyor
pek öne çıkmayan bir kitabı kendisinin. keşke şiiri yöntem olarak seçmeseydi düz yazıda çok daha iyi bir anlatıcı. eminim daha çok okunurdu. bütün bir tarih, din, kapitalizmin eleştirisini yapıyor gündüz vassaf bu metni ile. temelde ise sıkı bir türcülük karşıtlığı.…devamıpek öne çıkmayan bir kitabı kendisinin. keşke şiiri yöntem olarak seçmeseydi düz yazıda çok daha iyi bir anlatıcı. eminim daha çok okunurdu.
bütün bir tarih, din, kapitalizmin eleştirisini yapıyor gündüz vassaf bu metni ile. temelde ise sıkı bir türcülük karşıtlığı. zavallı kediler hem tanrı tanrıça olmuş tapınılmış hem şeytan sayılıp yakılıp katledilmişler. kimilerinin sofrasında yemek, kimilerinin sırtında kürk olmuşlar. bireyci kapitalist dönemde ticaret metası olup acı çeke çeke insan eliyle farklı ırkların malzemesi olmuşlar. sevgi açlığımızın ilgi arsızlığımızın nesnesi, çocukların biricik oyuncağı, turizmin gelir kaynağı..
doğayla iç içelikten doğayı işgal ve katle doğru evrilen uygar insan yaşamında çöp sokaklara mahkum edilen ve sürekli şiddete maruz kalan küçük masumlar.
sadece kedilere bakarak bile ne denli yanlış korkunç bir hayat yaşadığımızı ve yaşattığımızı gösteriyor.
"davranış bozuklukları nedeniyle amerika'da her yıl uyutulan kedi belçika nüfusunun üç misli. %42'sinin katlinin nedeni çişini nerede yapacağına, kakasını nerede gömeceğine kendisinin karar vermesi." (gündüz vassaf)
"kedinin dünyaya getiriliş nedeni insana hizmet değil; haddini bildirmesi." (istanbulda kedi)
Spoiler içeriyor
sıcak kafanı skiyim dostum. dördüncü bölümüne zor geldim. hep aynı klişe aynı örüntü. yaratıcı hiçbir halt yok. diyaloglar vasat. murat esas oğlan sünepesinin bak şimdi şule nasıl kafam ısınacak okulöncesi tarzı havaları banane sizinle iş birliği yapmıcam özgürü bulcamlı gereksiz…devamısıcak kafanı skiyim dostum. dördüncü bölümüne zor geldim. hep aynı klişe aynı örüntü. yaratıcı hiçbir halt yok. diyaloglar vasat. murat esas oğlan sünepesinin bak şimdi şule nasıl kafam ısınacak okulöncesi tarzı havaları banane sizinle iş birliği yapmıcam özgürü bulcamlı gereksiz tripleri, herkesin ciddi iş yapıyoruz kasıntısı.. hap peşinde giderken yaseminin sorduğu üstün zeka gerektiren ıslak kuru havlu bilmeceleri sonunda kafam ısınmaya başlayınca bıraktım mecbur algım yetmediği için.
bir de semantik virüse karşı ayna nöronlar üzerine çalışmalar yapıyorlarmış. osur osur ipe diz.