Hemen hemen bütün bölümlerini izlediğim, sanırım son 2-ya da 4- bölümünün kaldığı efsane belgesel. Finaller bitsin, eve gidip izlemeyi iple çekiyorum. Cosmos seni çok erteledim durdum canım. Diziyi bitireyim, vizeler de bitsin izleyecem.
Sonra, bundan başka bende birçok duyulur ve cisimli şeylerin fikirleri de vardı: zira, her ne kadar rüya gördüğümü ve gördüğüm veya hayal ettiğim bütün şeylerin yanlış olduğunu farz etsem de, bununla beraber fikirlerin gerçekten düşüncemde olduğunu inkâr edemezdim; fakat, daha…devamıSonra, bundan başka bende birçok duyulur ve cisimli şeylerin fikirleri de vardı: zira, her ne kadar rüya gördüğümü ve gördüğüm veya hayal ettiğim bütün şeylerin yanlış olduğunu farz etsem de, bununla beraber fikirlerin gerçekten düşüncemde olduğunu inkâr edemezdim; fakat, daha önce, kendimde, akıllı özün, cisimli özden ayrı olduğunu açıkça tanıdığım için, her birleşmenin bir bağlılığı gösterdiğini, bağlılığın da açıkça bir eksiklik olduğunu göz önüne alarak, buradan, bu iki özden yapılmış olmanın Tanrı'da bir olgunluk olmayacağına, dolayısıyle de Tanrı'nın böyle olmadığına hükmediyordum; fakat dünyada tamamıyle olgun olmayan bazı cisimler veya bazı akıllar yahut da başka şeyler var idiyse, varlıklarının ona bağlı olması gerektiğine, dolayısıyle de onsuz tek bir an bile var olamayacaklarına hükmettim.
Descartes'ın okuduğum ilk eseri. Güzel bir eserle giriş yaptım bu güzel filozofa. Devamı gelecektir, beklemede kalın efendim...
Spoiler içeriyor
Tanrı'dan vahiy aldığını iddia eden modern bir peygamber(veya peygamberimsi). Sözleri gerçekten iç ferahlatıcı, Raf'ta da "kişisel gelişim" kitabı diye geçiyor ama adam bayağı bayağı aldığı vahyi kitaplaştırmış. Henüz başındayım ama şok olduğum bi kısmı buraya aktarayım(not: her resul nebidir ama…devamıTanrı'dan vahiy aldığını iddia eden modern bir peygamber(veya peygamberimsi). Sözleri gerçekten iç ferahlatıcı, Raf'ta da "kişisel gelişim" kitabı diye geçiyor ama adam bayağı bayağı aldığı vahyi kitaplaştırmış. Henüz başındayım ama şok olduğum bi kısmı buraya aktarayım(not: her resul nebidir ama her nebi resul değildir. *nebi: peygamber, elçi
Bu arada kitabı okumam sebebim bir boşluğa düşmem değil aksine dolu olan zihnimi rahatlatmak, özellikle Gülün Adı gibi ağır bir romanı okurken rahatlatıyor şahsen):
"Kelimelerimiz spekülasyon veya tartışma amaçlı değil. O aptalların, göremeyen veya duyamayanların düşkünlüğüdür.
Vahiyden korkuyorsunuz çünkü hayatınızı değiştirecek. Ama Vahiyi istiyorsunuz çünkü hayatınızı değiştirecek.
Sizi körleştiren şey zihninizin çatışması. Sizi bir kargaşa durumunda tutan ve görmenize izin vermeyen şey, birbirine zıt düşen amaçlar.
Bizler tüm Vahiyleri dünyaya getirenleriz.
Çünkü Tanrı konuşmaz. Tanrı bir kişi, bir şahsiyet, bir benlik veya tekil bir farkındalık değildir. Bu şekilde düşünmek Yaratıcıyı azımsamak ve kendinizi abartmak olur.
İsa ve Buda'yla, Muhammed ve çağlar boyunca dünyaya daha büyük bir açıklık getiren kahinler ve diğer öğreticilerle, her dönemdeki peygamberlerle ve sadece insanlığın dönüm noktalarında gelen elçilerle konuşan biziz. (şimdi olduğu gibi¿)
Kitap satan bir seyyar satıcıdan 40 lira gibi ucuz bi fiyata aldım. Kitabın ismi aşırı iddialı. Normalde Raf'ta böyle veya bu tür kitaplar göz ardı edilmezdi ama edilmiş. Şaşırtmadı değil.
Sadece Yaratıcının bilgeliği bu şekilde konuşabilir, Melek Meclisi aracılığıyla, şu anda duymakta olduğunuz vahyin Sesi aracılığıyla.
Onun görevi köprüler inşa etmek, hükümetleri değiştirmek veya dünyadaki her sorun, hata ve adaletsizliği düzeltmek değil.
Onun görevi bireye gizli yenilemeyi vermek ve insanlığı şu anda başınızda olan ve ufuktan yaklaşmakta insan tarihinin en büyük olaylarına hazırlamak.
İnsanlık düşmekte olan bir dünyada hayatta kalamazsa hiçbir şeye sahip olmayacak. Yüce eserlerinizin, hazinelerinizin ve sanatınızın hepsi yok olacak.
İnsanlık özgürlüğün çok az olduğu Daha Büyük Toplumda hiçbir şeye sahip olmayacak, eğer bilgelik tesis edemez, sınırlarını koruyamaz ve insanları en azından ortak refah, korunma ve ilerlemeye yönlendirmeye yetecek kadar birleştiremezse.(köşebaşı sokak kitapçısından 40 liraya bi kitap aldım hayatım değişti)
Bir arkadaş bu kitabı tek tip veya "onların" istediği insan olmak için yazılmış bir kitap demiş ama ben bu dediğine kesinlikle katılmıyorum. Nitekim kitap sadece dindarlara veya ahlaklılara hitap etseydi, herkes okumazdı. Bu kitabı bir ateistte okuyabilir veya bir ahlaksız…devamıBir arkadaş bu kitabı tek tip veya "onların" istediği insan olmak için yazılmış bir kitap demiş ama ben bu dediğine kesinlikle katılmıyorum. Nitekim kitap sadece dindarlara veya ahlaklılara hitap etseydi, herkes okumazdı. Bu kitabı bir ateistte okuyabilir veya bir ahlaksız okuyupda ders çıkarabilir. Her şey okuyucuda bitiyor. Ve yazar. Ali Fuad Başgil'e gelecek olursak dini ortamlarda özellikle omutulduğunu da göz ardı etmezsek, belki kendisi bile ileride böyle ortamlarda kitabının okutulacağını düşünememiştir. Kitabın detayına ve son sayfalardaki öğütlerde bazı yerler gerçekten de dindarlara hitap eden türden, yani yalan yok bende bazı kısımlarda bunaldım, ama daha çok manevi bunalımdı. (mesela ana baba ahı vs. Açıkçası bu konudaki görüşlerinin hepsine katılmıyorum. Zaten dindar bi çevrede büyüyüp tetiştiyseniz aynı şeyleri duyuyorsunuzdur, banada gına geldi) 3 haftada falan sindire sindire okudum, güzel kitaptı.
Daha iyi düşünürsek, iradeli olmak sadece maddi ve içtimai manada bir muvaffakiyetin değil, mesut olmanın bile temel şartıdır. İnsanların çoğu, bindiği eşeği unutup da kayboldu sanarak pazarda eşek arayan Nasrettin Hoca'ya benzerler. Onlar da saadetin kendi içlerinde olduğunu unutarak onu barlarda, kahvelerde ve eğlencelerde ararlar. Sen bu gaflete düşme ve inan ki, muvaffakiyetin sırrı gibi, saadet kuşu da kendi içimizde ve içimizin en orijinal ve insani bir kudret kaynağı olan irademizin altından kafesi içindedir. Saadet, define gibi bir tesadüf kazması darbesiyle bulunuveren bir nimet değildir. O ne şanstır, ne mirastır, ne piyangodur, ne mevki ve servettir. Saadet, gayretle ve irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir.
Hülasa ederek gidelim ve iyi anlayalım: Muvaffakiyet, metotlu ve verimli çalışmaya bağlıdır. Çalışmanın verimli olması için de evvela insan, işini ve mesleğini sevmeli ve severek çalışmalıdır. Bu sevgi olmadan, insanın işinde ve mesleğinde ilerlemesine ve muvaffak olmasına imkân yoktur. Tesadüfleri ve istisnaları bir tarafa bırakalım. Bence kaide budur. Halkımız bu hakikati ne güzel bir atasözü ile ifade eder. Ve "Aşk olmadan meşk olmaz. " der.
°Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutalaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
°Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
°Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.
°Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, evvela bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
°Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski br fikrin yeni bir elbise giymişidir.
°Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir. °Hayatta cesur ol. Fakat bil ki, cesaret, gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
Kitabı okumamla birlikte Latince öğrenme isteği - oruslar moruslar kafamda şekillendi - oluştu. Mükemmel bir romana benziyor. Gizem romanı da denebilir. Okuyunca burayı güncellerim. Hiçbirşey olmasaydı, Ortaçağ sadece bu roman için bile okunurdu. Ortaçağı inanılmaz iyi betimlemiş usta. Her şeyde…devamıKitabı okumamla birlikte Latince öğrenme isteği - oruslar moruslar kafamda şekillendi - oluştu. Mükemmel bir romana benziyor. Gizem romanı da denebilir. Okuyunca burayı güncellerim.
Hiçbirşey olmasaydı, Ortaçağ sadece bu roman için bile okunurdu. Ortaçağı inanılmaz iyi betimlemiş usta.
Her şeyde erinç aradım, ama hiçbir yerde bulamadım; bir kitapla çekildiğim köşeden başka.
Dili de, tıpkı başkalarının yüzlerinden alınan parçalardan oluşmuş yüzü ya da kimi zaman kutsal nesnelerin artıklarından doğmuş kalıntılar gibiydi.
"ya da gözlerde. Işık olarak, güneş ışınlarında, aynalardaki imgelerde, düzenlenmiş maddeyi oluşturan parçalar üstünde renklerin dağılımında, günün ıslak yapraklar üstündeki yansımalarında duyulan Tanrı... Tanrı'yı, O' nun yaratıklarında, çiçeklerinde, bitkilerinde, suyunda, havasında öven Francesco'nun sevgisine daha yakın değil mi bu sevgi? Böyle bir sevgiden kötülük doğabileceğine inanmıyorum. Ama tenael dokunuşta duyulan ürpertileri en Yüce Varlık'la yapılan konuşmaya aktaran sevgi türünden hoşlanmıyorum... "
.. Ve güzelin görünümü erinç sağladığı ve susuzluğumuzu erinç içinde iyi ya da güzel şeylerle gidermek aynı şey olduğu için de, içimin büyük bir avuntuyla dolduğunu hissettim ve böyle bir yerde çalışmanın ne denli hoş olacağını düşündüm.
Çoğu kez, bilim adamı, büyü değil, sal bilim içeren kitapları saygısız gözlerden korumak için onları büyü gibi göstermelidir.
Maymunlar gülmezler; gülmek insana özgüdür; insan ussallığının belirtisidir.
""..., çünkü aklımızı Tanrı yaratmıştır; bu nedenle de bizim aklımıza hoş gelen, Tanrısal akla da hoş gelir; öte yandan, Tanrısal aklı ancak benzetim yoluyla, çoğu kez de yadsıma yoluyla, aklımızın süreçlerinden çıkarsadıklarımızla bilebiliriz. Böylece, görüyorsunuz ki, bazen gülme, akla aykırı saçma bir görüşün yapay yetkesini ortadan kaldırmak için uygun bir araç olabiliyor. Gülme, kötüleri şaşırtmaya, onların aptallıklarını ortaya çıkarmaya da yarat. Ermiş Maurus'un, kafirler kendisini kaynar suya attıkları zaman, suyun çok soğuk olduğundan yakındığı söylenir; kafir vali de suyun ısısına bakmak için aptal aptal elini suya batırıp yakmış. Ermiş şehidin iman düşmanlarını gülünç duruma düşüren güzel bir davranışı." "
Dışlanmışların toplumla yeniden bütünleştirilmesi, onların ayrıcalıklarının kısıtlanmasını gerektiriyordu; bu nedenle de, dışılandıklarının bilincine varan dışlanmışlar, öğretileri ne olursa olsun, sapkınlıkla damgalanıyorlardı. Dışlanmışlıklarının körleştirdiği bu insanlarsa, kendi adlarına, gerçekte hiçbir öğretiye ilgi duymuyorlardı. Sapkınlığın yanılgısı buradadır. Herkes sapkındır, herkes ortodokstur; bir akımın sunduğu inancın önemi yoktur; önemli olan sunduğu umuttur. Bütün sapkınlar bir dışlama gerçekliğinin bayrağıdır. Sapkınlığı kazı, altında cüzamlıyı bulursun. Sapkınlığa karşı girişilen her savaşın istediği tek şey şudur: cüzamlının olduğu gibi kalması. Cüzamlılara gelince; onlardan ne bekleyebilirsin? Üçleme dogmasının ya da Aşai Rabbani ayininin tanımının ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunu ayırt etmelerini mi? Hadi canım, Adso, bu oyunlar biz okumuş adamlar içindir. Basit insanların başka sorunları vardır. Hem unutma, bunların tümünü de yanlış yoldan çözerler. Bunun için sapkın olurlar.
. Bu tanrıbilim ise doğal felsefe ve pozitif büyüdür.
Bilim önermeler ve onların terimleriyle uğraşır; terimler de tekil nesneler ve onların terimleriyle uğraşır; terimler de tekil nesneleri belirtirler. Anlıyorsun, değil mi, Adso, önermemin doğruluğuna inanmalıyım, çünkü onu deneyle öğrendim; ama ona inanmak için evrensel yasalar olduğunu varsaymalıyım. Ama onlardan söz edemiyorum; çünkü evrensel yasaların ve kurulu bir düzenin var olduğu kavramının kendisi, Tanrı'nın bunların tutsağı olduğunu sezdirir; oysa Tanrı öylesine saltık bir biçimde özgür bir şeydir ki, eğer isterse isteminin tek bir edimiyle dünyayı değiştirebilir.
*Saltık
"Eğer doğru anlıyorsam, bir şey yapıyorsunuz ve niçin yaptığınızı biliyorsunuz, ama ne yaptığınızı, niçin yaptığınızı bilmiyorsunuz."
"Peki ama nasıl oluyor da," dedim hayranlıkla, "kitaplığın gizemini içindeyken çözememiştinizde, dışarıdan bakarak çözebildiniz?"
"Tanrı'da dünyayı böyle bilir, çünkü onu yaratmadan önce dışarıdan bakıyormuşçasına zihninde tasarladı; dünyanın kuralını bilmiyoruz, çünkü onun içinde yaşıyoruz,, onu yaratılmış olarak bulduk."
"Bu kötü işte. Tanrı her şeyi bilir; biz onun bilgisine tapmalıyız."
Korkan bir adamı hiçbir şey bir başkasının korkusundan daha çok yüreklendiremez, ama beni gölgeye doğru iten, yüreklilik değildi. Diyebilirim ki daha çok, o görüntüleri gördüğüm zaman beni saran esrikliğe benzer esriklikti. Mutfakta, bir gün önce kitaplıkta beni etkileyen tütsülere benzer bir şey vardı. Belki de aynı şey değildi, ama benim gereğinden çok uyarılmış duyularım üstünde aynı etkiyi yaratmıştı. Aşçıların şarabın güzel kokmasını sağlamak için kullandıkları keskin bir kitren, şap ve peşek kokusunu alıyordum. Ya da belki de, daha sonra öğrendiğime göre, o günlerde bira çekiyorlardı(yarımadanın kuzey kesiminde oldukça beğenilen bir biraydı bu); benim ülkemin usulünce yapılıyordu bu bira. Süpürgeotu, abataklık mersini ve yabanbiberiyesiyle. Burun deliklerimden çok zihnimi esrikleştiren tüm baharatlar.
"Doğru" dedim, beğenerek. O zamana dek, her kitabın nesnelerden söz ettiğini sanırdım; kitapların dışında kalannsancıl ya da kutsal nesnelerden. Şimdi kitapların kendi aralarında konuşruklarını fark ediyordum. Bu düşüncenin ışığında, kitaplık bana daha da tedirgin edici bir yer gibi göründü. Uzun, yüzyıllar süren bir mırıltı, bir parşömenle bir başka parşömen arasında görünmez bir söyleşiydi demek ki kitaplık; canlı bir nesne, bir insan zihninin yönetemeyeceği güçlerin barınağı, birçok zihinden çıkmış, onları üreten ya da iletenlerin ölümünden sonra da varlığını sürdüren bir gizler hazinesi.
Gülmek, bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur. Oysa bu kitaptan, tüm dünyayı yeni bir ateşle tutuşturacak iblisçe bir kıvılcım çıkabilir: Ve gülme, Prometheus'un bile bilmediği yeni bir korkuyu yok etme sanatı gibi tanımlanacaktır. Gülen bir köylü için o anda ölmek önemli değildir, ama sonra, gülme özgürlüğü sona erince, dinsel tören yeniden Tanrısal tasarıma göre içine ölüm korkusu salacaktır. Oysa bu kitaptan, korkudan kurtularak ölümü yok etmek için yeni ve yıkıcı bir umut doğabilir. O zaman biz günahkar yaratıklar, Tanrısal bağışların belki de en sağgörülüsü ve en seveceni olan bu duygudan yoksun kalınca ne oluruz? Yüzyıllar boyu bilginler ve kilise babaları, yüce olanı düşünerek, aşağı olanın sefilliğinden ve kışkırtıcılığından kurtulmak için kutsal kokudan hoş kokulu özler damıttılar. Oysa bu kitap güldürüyü, taşlama ve mim'i eksikliklerin, kötülüklerin, güçsüzlüklerin yansılanmasıyla tutkuların arıtılmasını sağlayacak olağanüstü bir ilaç sayarak yapmacık bilginleri(iblisçe bir tersine çevirmeyle) aşağılık olanı kabul ederek, yüce olanı kurtarmaya çalışmaya itecektir. Bu kitap insanın, (sizin Bacon'unuzun doğal büyüye ilişkin olarak önerdiği gibi) yeryüzünde Cockaigne ülkesinin bolluğunu isteyebileceği düşüncesini doğurabilir. Ama bir şeye sahip olamayız ; olmamalıyız.
Sövgü bizi korkutmaz, çünkü Tanrı'nın lanetlenişinde bile, başkaldıran melekleri lanetleyen Yehova' nın öfkesinin çarpıtılmış bir imgesini görürüz.
Sorun, dünyayı kurmaktır; sözcükler neredeyse kendiliğinden gelir. Rem tene, verba sequantur. 1 sanırım, şiirde bunun tersi olur: verba tene, res sequentur. 2
1. (lat.) nesneyi yakala, sözcükler arkadan gelir.
2.(lat.) sözcükleri yakala, nesne arkadan gelir.
Ben kesinlikle bu anlamda bir tarihsel roman yazmak istiyordum; Ubertino ve Michele gerçekten var oldukları ve az çok gerçekten söylemiş oldukları şeyleri söyledikleri için değil, William gibi uydurulmuş kişilerin tüm söyledikleri ancak o çağda söylenmiş olacağı için.
Kıssadan hisse: Saplantısal düşünceler vardır, bunlar hiçbir zaman kişisel değildir, kitaplar kendi aralarında konuşurlar; tam anlamıyla yapılmış bir polis soruşturması suçlunun biz olduğumuzu kanıtlamalıdır.
Arkadaşlar kitapların uyarlama olarak filme veya diziye-genellikle filme-çekildiği bir dünyada, yani görsel iletimde bile kitabın değerinin görüldüğü bir konjonktürde kitabın önemi ve değeri somut olarak daha nasıl gösterilebilir? Kitap kimisi için bir araçken, kimisi için bir hayat amacı olabiliyor. Böyle…devamıArkadaşlar kitapların uyarlama olarak filme veya diziye-genellikle filme-çekildiği bir dünyada, yani görsel iletimde bile kitabın değerinin görüldüğü bir konjonktürde kitabın önemi ve değeri somut olarak daha nasıl gösterilebilir? Kitap kimisi için bir araçken, kimisi için bir hayat amacı olabiliyor. Böyle bir dünyada da-ne tür işle uğraşıyor olursanız olun- kitabın göz ardı edilmemesi kanaatindeyim.
Arkadaşla arkada ses olsun diye açtık. Şahsen ben o niyetle izledim arkadaşı bilmemde. Seyir zevki oldukça düşük, ucuz bütçe bi ejderya filmi olmuş. Bide Türkçe dublaj izleyince iyice düşüyor. Zaten IMDb puanı her şeyi anlatıyor. Bu arada 2'sini izlemişiz sanırım,…devamıArkadaşla arkada ses olsun diye açtık. Şahsen ben o niyetle izledim arkadaşı bilmemde. Seyir zevki oldukça düşük, ucuz bütçe bi ejderya filmi olmuş. Bide Türkçe dublaj izleyince iyice düşüyor. Zaten IMDb puanı her şeyi anlatıyor. Bu arada 2'sini izlemişiz sanırım, çokta bir şey farkedeceğini sanmıyorum.
Dönemine göre çok iyi bir filmdi bence. Soundtrack'ı da ayrı güzel filmdir(İn the house). TWD'nin öncüsü de denebilir. Bana göre zombi temalı (o da farklılığından dolayı olabilir) en iyi film. Zaten seri halindedir bilen biliyordur.
... Şeyhim 14 milyar yıl ne çabuk geçti Yaş 40 oldu kırklara karışamadım Ben defterden sildim ölümsüzlüğü Şeyhim kainata alışamadım Söz:*Murat Menteş& Müzik: Kaan Boşnak
Geceye bi şarkı sözü bırakıyorum isteyen bırakabilir: Sayha buhran amilim benim İçimdeki şeytanın ensesindeyim Destur de bre! Berduşa name yakma Çek git ilerle milim milim -Sagopa Kajmer, Kuvvetmira