" endişe etsen de çorban daha hızlı kaynamaz. " "büyük veya küçük her adım iz bırakır. " gibi enfes replikleri olan ve kız kardeşimi hunharca güldüren bir animasyondu.
şuan, benim 'eylemsizlik yılları' veya 'eziklik şalı örtülü' şekilde tasvir edip esefle baktığım, kayıp gördüğüm ama aslında fazla işlenmiş ruhumu nadasa almakla meşgul olduğum dönemi gözümde canlandıran bir kitap okuyorum. anmak istemediğim ama aslında zamanında çokça haşırneşir olduğum medikal terimlerle…devamışuan, benim 'eylemsizlik yılları' veya 'eziklik şalı örtülü' şekilde tasvir edip esefle baktığım, kayıp gördüğüm ama aslında fazla işlenmiş ruhumu nadasa almakla meşgul olduğum dönemi gözümde canlandıran bir kitap okuyorum.
anmak istemediğim ama aslında zamanında çokça haşırneşir olduğum medikal terimlerle dolu ve bu kılı kırk yararak araştırma yapıp da okuyan insanların yüksek muhtemelle okuma hızını düşürecektir. aşina olduğum şeyleri tüketmek gibi tercihler yaptığımı ve sanatın hemen her dalındaki skalamın bu melankolik bağlam dışında geniş olmadığını kabul ediyorum. yalnız olmadığımı idrak etmeme hizmet ediyor bu tercihlerdeki meylim ve bu kadar zaman alması şaşılası bir şey doğrusu. çünkü bunca zaman kendimi çok özel, çok da bahtsız sanırken artık bu sancıları önce normalleştirmek sonra belki bir ilham için yakıta çevirmek istencindeyim.
'dinlenme ve rahatlama yılım'a geri dönelim.
kitabın yarısından fazlasını okudum ve uyuyarak iyileşmeyi beklemek kaçık bir düşünceymiş gibi lanse edilse de kendi nedenlerini çok iyi hissedebileceğim bir yerde adını asla öğrenemediğimiz karakter.
serüvenin bağlanacağı yeri merak etmekle birlikte bitirdikten sonra yorumumu güncelleyeceğim, ayrıca anlatımın devinim üzerine kurulu olmadığını bilmek, kitabı daha çok psikolojik tahlil gibi ele almak ve bu beklentiyle okuma yapmak gerek diye düşünüyorum. okurken sıkıldığını beyan eden çokça insana rast geldim bana çok hitap ederken.
yine yeniden fark ediyorum ki sürekli kendimi depresyonun ekmeğini yerken buluyorum, bütün bu yazılarımın öznesi ben'den çok o'.
sanırım beni de o'nla kabul etmeniz gerekiyor.
-eylülce varoluş
24.03.2024
kendini benden sakınarak koruyan insanlara hem selam hem aşk olsun. bugün girizgahtan anlaşıldığı üzere kırgınlık, eksiklik, belki yalnızlık, çokça geri düşmüşlükten bahsedeceğim. ama aynı zamanda ucundan umut tattıracağım benden beklenmeyeceği üzere. kendimi başka hayatlarla, hikayelerle kıyaslayınca ne kadar az anı…devamıkendini benden sakınarak koruyan insanlara hem selam hem aşk olsun.
bugün girizgahtan anlaşıldığı üzere kırgınlık, eksiklik, belki yalnızlık, çokça geri düşmüşlükten bahsedeceğim.
ama aynı zamanda ucundan umut tattıracağım benden beklenmeyeceği üzere.
kendimi başka hayatlarla, hikayelerle kıyaslayınca ne kadar az anı biriktirmişim, ne kadar deneyimden yoksun kalmışım, ne çok zaman kaybetmişim aç bir canavar olan o'na derken buluyorum.
o'ndan bahsederken kimden, neyden bahsettiğim biliniyor veya seziliyor diye tahmin ediyorum.
hayatım estetikten yoksun, çokça pislik içinde geçen bir döngü gibi algılanıyor çoğu zaman tarafımdan.
kelimenin hem mecazi hem gerçek anlamıyla fakir hissettiğim oluyor.
çok şık görünmüyor başımdan geçenler çünkü klişedir ama yeterince uygun bir deyimdir : hayat bana kibar davranmadı ki!
bunu bir teselli veyahut bahane olarak sunmuyorum.
objektif ele alma niyetindeyim her şeyi.
tüm bunlara rağmen kendime ve tüm biriktiremediklerime bile şefkatle bakmayı deniyorum, zamanın lineer olmadığını hatırlatmaya çalışıyorum, sırf heybemi dolduracağım diye hayatı ödevmiş gibi yaşamamayı deniyorum.
ama özenmiyor da değilim romantik kesimin romantik hayat işleyişine.
yine aynı zamanda sanki bu romantizm, bu bana lüks onlara gündelik gelen doyum getiren yaşam stilleri banallaşıyor gibi de geliyor.
bugün bir şeyin ayırdına vardım:
en azından özgündüm.
şuan kendimi sürekli o'nla tanımlarken buluyor ve kulağa pek sağlıklı gelmediğini biliyor olsam da o'nun sayesinde bugünkü ben'ime evrildim, tabii ki ondan bahsedeceğim kendimi incelerken, biz ayrılamayız.
sadness is a blessing şarkısında hissettirilmeye çalışılan belki de buydu
sürekli lanet, illet bir şey olarak yakınıp durduğum o şey beni biraz olsun diğerlerinden ayırıyordur belki de.
o'nla savaşmamayı seçtiğimden beri onu canlandırdığım şeyin yerini değiştiriyorum, artık bir canavar değil de beni ben yapan dedikleri şeye dönüştürüyorum, henüz yoldayım, varış noktaları abartılıyor zaten, yolda olmayı seviyorum derim hep.
dağınık monoluğumda bir başka uyanışa parmak basmak istiyorum,
bugün insanların kendilerini birer birer tanıtması gereken bir mülakata girdim, ve bana her öykü o kadar sıkıcı geldi ki.
Tam o anda teşekkür ettim o'na.
Çok bela okusam da zamanında barışmalıyım o'nla tıpkı çok eski bir yazımda dediğim gibi.
İnsanlarla anlaşamıyor oluşum da sanırım derinlikli bir yönlerini bulamamamdan ileri geliyor.
Her neyse mülakatta sıra bana gelince tabii ki kendimi teatral bir anlatımla o'nu tasvir ederken buldum ve o'nu nasıl o'nu affederek yendiğimi anlatırken buldum.
bana başarının tanımı sorulduğunda, iyileşmekti ve sanırım başardım dedim. (iyileşmenin bir sonu, bir bitiş noktası olmadığını bilmekle beraber etkileyiciliği kaybetmesin diye söylemiş bulundum bunu.)
o'na müteşekkirdim belki de.
geldiği, hayatımı altüst ettiği ve yeni bir ben doğurduğu için...
doğum sancısıydı belki de bütün olup biten.
hayatımın altının üstünden daha güzel olma ihtimaline tutunmuştum ve sanırım öyle çıkacaktı.
kendimle gurur duyuyordum, bir yandan onları yaşadım ve hayattan geri düştüm diye kendime acımaya engel olamamakla beraber.
bunları anlatabildiğim için cesur olduğumu biliyordum, teyit etmeme gerek yoktu, yeterince tabularla savaşımı sırtlanmıştım.
hayatı sırf geri düşmüşlüklerimi telafi etmek isterken aceleye getirmemek için molalar da veriyorum.
zaman zaman da şu hustle culture dedikleri şeyin etkisi altına giriyorum.
ama artık 'neden ben?' demeyi yavaş yavaş bırakıyorum sanırım, bir anlam örmeye başladım bir koza gibi başıma gelen felaketlere.
yaşadıklarımı lanse ettiğim şekil bizzat etiyle kemiğiyle bana aitti, senaryo değildi, başımdan geçmişti.
mülakatı şöyle bitirdim:
"bu mesleği icra etmeyi çok istiyorum çünkü o sınıfa girdiğimde ders anlatmaktan çok onların ruhlarını yaralardan korumak istiyorum, benle benzer semptomları gösteren ruhlara dokunup örnek timsali olmak istiyorum, onlara 'bak bu benim hikayem, bu senin hayatta kalma rehberin olsun.'demek istiyorum. Başka birini kurtarma fikri beni canlı tutuyor. Çünkü zamanında çok ihtiyaç duymama rağmen benim için kimse orada olmamıştı ve küçük bedenim büyük tanılar altında çaresiz hissetmişti. Ben kendi kendime kendineliğime sarılarak iyileştim. Bunun bütün kredilerini sadece kendime veriyorum. Ama kimse bu kadar yalnız olmak zorunda değil"
Sanırım onları etkilemiştim sadece kendimi anlatarak.
Çıkar çıkmaz mutluluktan ağladım, sonuç umrum dışıydı, ben kazanmıştım, yitmeyerek kazanmıştım.
Evet, yazıya çok karanlık başlayıp nasıl bu kadar umut kokan bir yere bağladım ben de bilmiyorum. Hayat da böyle,kutuplu duygudurumları kombine bir şekilde tezahür etmiyor mu?
-eylülce varoluş
"burada, sana-size uzakta bir başıma, hayatımın şahit olduğun dipteki döneminden daha da dibinin olabileceğini öğrendim ve bunu deneyimliyorken tek başıma öylesine gittiğim bir filmi izlerken tamamen seni-beni düşündüm dostum, film bizi hatırlatmayı bırak sanki bizi anlatıyor gibi hissettirdi ama roller…devamı"burada, sana-size uzakta bir başıma, hayatımın şahit olduğun dipteki döneminden daha da dibinin olabileceğini öğrendim ve bunu deneyimliyorken tek başıma öylesine gittiğim bir filmi izlerken tamamen seni-beni düşündüm dostum, film bizi hatırlatmayı bırak sanki bizi anlatıyor gibi hissettirdi ama roller değişmişti tabii, izleyince belki anlarsın belki ne alaka diye içinden geçirirsin, lütfen önyargılarını savurma fragman veya filmin ilk dakikaları ile, gerçi beni ilk dakikalardan itibaren yakaladı ama sana da işler mi kestiremiyorum, bunun hakkında bana kırıcı geri dönütler yapamaman için senle bir daha konuşmak istemiyorum, çünkü benim için bu kadar özel ve itirafı da zor olan bir şeyin paylaşımından sonra beni kırmana izin veremem, veda gibi de düşün bu mesajı biraz, kendi yollarımıza bakalı bir hayli oldu zaten dostum, yetişemeyiz bundan böyle birbirimize, tanıdığımız insanlar da değiliz, filmi 'aman bu kaçık karı ne diye izlemem için bu kadar ısrar etti' merakıyla izleme; hissedebilmeye müsait olduğun bir an izle, bu kadardı söyleyeceklerim, günah çıkarma gibi algılayabilirsin, seni seviyorum dostum dikkat et, belki başka hayatlarda-zamanlarda her şeyin içine sıçmamışımdır, bir daha bana da ulaşmanı istemiyorum keza ben de kendimi frenleyeceğim, son kez seni seviyorum"
Markaları, genele uyum sağlamayı, "dahil olmayı" saplantı haline getirmesi zekasına saygı duymamı engelliyordu. Aynı zamanda burnumu ahlaki üstünlük dağına sürtmeyi sever, o dönem tutulduğum hiçbir şeye müdahil olmama gibi bir kötü alışkanlığın elbet "ceremesini çekeceğimi" mutlaka her fırsatta hatırlatırdı. -Dinlenme…devamıMarkaları, genele uyum sağlamayı, "dahil olmayı" saplantı haline getirmesi zekasına saygı duymamı engelliyordu. Aynı zamanda burnumu ahlaki üstünlük dağına sürtmeyi sever, o dönem tutulduğum hiçbir şeye müdahil olmama gibi bir kötü alışkanlığın elbet "ceremesini çekeceğimi" mutlaka her fırsatta hatırlatırdı.
-Dinlenme ve Rahatlama Yılım
2021'de evrene dair detayları bilmeden, içindeki felsefi unsurları gözardı ederek, kitaba sırtımı dönerek neredeyde hiçbir şey özümseyemeden izlemiştim, izlemişim. Buna rağmen salak bir fanatik gibi bir yıl boyunca biyografimde "2021'i Dune kurtardı." anekdotunu muhafaza etmiştim. Beni takip edenler bilir. (salak…devamı2021'de evrene dair detayları bilmeden, içindeki felsefi unsurları gözardı ederek, kitaba sırtımı dönerek neredeyde hiçbir şey özümseyemeden izlemiştim, izlemişim.
Buna rağmen salak bir fanatik gibi bir yıl boyunca biyografimde
"2021'i Dune kurtardı." anekdotunu muhafaza etmiştim.
Beni takip edenler bilir.
(salak fanatik tabirini başka kimselere ofansif bir alt metin içersin diye kullanmadım, bunun öznesi sadece benim, kendimde henüz tam hissetmediğim bir şey hakkında koca laflar etme haddini bulmama ciddi bir öz eleştiridir bu.)
Şimdi belki olgunluk ve algılayış farklılıklarıyla yeniden izledim. Buraya filme methiyeler dizmek için gelmedim ne de olsa bu platform sadece kendime yazıp çizdiğim bir envanter.
Bu filmin ve öğretilerinin hayatım boyu bir yerlerde fark ettirmeksizin izlerinin kalmasını isterim, basit bir bilim kurgu şeklinde kategorize etmektense.
Yarın part 2'yi izlemeye gideceğim, uykum kaçacak kadar heyecanlıyım, ve evet hala salak bir fanatiğim sadece biraz akıllanmışından.
Lady Jessica'ya hayat veren ablamızın abartılması gerektiği için abartıldığını ekleyebilirim.
Bu evrenin beni zorladığını da itiraf etmeliyim ufuk bağlamında.
Tahayyülün ötesinde bir detaylar silsilesi, kendi terminolojisine sahip olacak kadar.
Bazen böyle şeylerin yaratıcılarının olduğu bir dünyada kendimi küçük hissederim, dehalarını tanrılaştırıp onlardan korkarım ve kendime onların da kusurlu, noksan birer insan olduğunu hatırlatmaya çalışırım.
Sanırım bu gece bu hissettiğim histerik şeyler beni canlı tutan şeylerin en başında geliyor, sinematografi çoğu zaman beni sınırlarda tek başıma dolanırken kurtardı.
Evet mizaç gereği duygu yoğunluğuna sahip( hatta alabildiğine kutuplu duygu yoğunluğuna sahip) biriyim ama anlam arayışımda bu hastalıklı uç duygulardansa ışığım olan,şifalı bulduğum haz gibi kabaran duygulardır.
Sık sık kulağa bayağı gelen beyin orgasmı tabirini yazılarımda görürsünüz.
Sanırım hayatta kalmamın niye'sini bu şekilde kavramsallaştırdım.
Elimden geldiğince daha çok sınırlarımı zorlamak ve sanatın her formuna maruz kalmak istiyorum derim hep.
Hatta sylvia plath'in incir ağacı anolojisinin nasıl da beni anlattığından dem vururum sık sık.
Bugün bir filmi yeniden izledim sevgili dostlar, ve bu film iyi ki zamanında yitip gitmemişim de bunları hissedebildim dedirtti.
Bugün bir film izledim sevgili dostlar, o film beni kurtardı.
-eylül
"I'm goin' to a town that has already been burnt down I'm goin' to a place that has already been disgraced I'm gonna see some folks who have already been let down I'm so tired of America ... Makin' my…devamı"I'm goin' to a town that has already been burnt down
I'm goin' to a place that has already been disgraced
I'm gonna see some folks who have already been let down
I'm so tired of America
...
Makin' my own way home
Ain't gonna be alone
I've got a life to lead, America
I've got a life to lead
Tell me, do you really think you go to Hell for having loved?
...
You took advantage of a world that loved you well
I'm so tired of you, America. "
Spoiler içeriyor
filmi izlemekten çok dinliyorsunuz diyen bir yoruma rastlamış çok hak vermiştim, muhakkak iyi bir salonda deneyimlenmeli, bugün akşam seansında kötü sayılabilecek bir salonda izlememe rağmen, o çarpıcı-rahatsız edici gerçek önce kulak zarımda sonra beynimde çınladı, zaten seslerden dolayı gözüme en…devamıfilmi izlemekten çok dinliyorsunuz diyen bir yoruma rastlamış çok hak vermiştim, muhakkak iyi bir salonda deneyimlenmeli, bugün akşam seansında kötü sayılabilecek bir salonda izlememe rağmen, o çarpıcı-rahatsız edici gerçek önce kulak zarımda sonra beynimde çınladı, zaten seslerden dolayı gözüme en az bizzat çekilmiş kadar imgeler, görüntüler geldi, yine öğürme ama kusamama sahnesiyle ilgili bir analize de denk gelmiş, gaddar insanların bile sözde normalleştirdiği ve gündelik hayatlarında dillerine basit bir şeymiş gibi pelesenk ettikleri savaş yani cinayet olgusunun aslında ne kadar ağır ve zehirli olduğuna vurgu gibi yorumladım, hanenin üyelerinden birinin insan kalabilmeyi başararak ve bunu temsil ederek yaptığı nafile sayılabilecek küçük şeyler aslında içimizdeki kötü yaradılışla savaşmak için son silahımızı işaret ediyordu bence, neler hissetmem gerektiğini bilmeyerek salondan ayrıldım.