Yönetmen: Roman Polanski Ülke: Almanya | Fransa | İngiltere | Polonya Tür: Biyografi | Dram | Savaş | Yabancı Film IMDB: 8.5 Vizyon Tarihi: 28.02.2003 Süre: 150 dk Türkçe Adı: Piyanist Ödüller: 3 Oscar, 48 ödül ve 46 adaylık Bütçe:…devamıYönetmen: Roman Polanski
Ülke: Almanya | Fransa | İngiltere | Polonya
Tür: Biyografi | Dram | Savaş | Yabancı Film
IMDB: 8.5
Vizyon Tarihi: 28.02.2003
Süre: 150 dk
Türkçe Adı: Piyanist
Ödüller: 3 Oscar, 48 ödül ve 46 adaylık
Bütçe: $35,000,000
Hasılat: $120,072,577
Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci dünya savaşı başladıktan sonra Almanların Polonya'yı işgali sonrası Musevi olduğu için toplama kampına gitmekten kurtulur. Acı ve sefillik içerisinde Alman bir subayın yardımı ile değişir
🎬 Böyle başyapıtları sürekli geç izlediğim için kendimden utanıyorum resmen. Film ciddi anlamda duygu yüklüydü... Çoğu yerinde ağlamamak elde değildi zaten. Böyle yetenekli bir piyanistin yaşadıklarını görünce hem şaşırdım hem çok üzüldüm. Gerçek bir başyapıttı ya anlatamıyorum... Filmi izledikten sonra Piyanist Wladyslaw Szpilman'ı araştırdım ve YouTube'da filmde çalınan 'the pianist' eserinin canlı olarak çaldığı videoya denk geldim. Daha önce dinlediğimi farkettim bu eseri fakat böyle bir hikâyesi olduğunu hiç bilmiyordum filmi izledikten sonra dinleyince yaşadıkları aklıma geldi ve çok duygulandım. Benim için çok daha anlamlı oldu bu eser.Eseri filmi izlemeden önce ve filmi izledikten sonra dinleyin bence... Bırakacağı etki filmi izlemeden önce bıraktığı etkiden çok daha güçlü...
Yönetmen: Gary Sinise Ülke: ABD Tür: Dram | Yabancı Film IMDB: 7.5 Vizyon Tarihi: 16.09.1992 Süre: 115 dk Türkçe Adı: Fareler Ve İnsanlar Ödüller: 1 adaylık John Steinbeck'in klasik yapıtı Oscar adayları John Malkovich (Being John Malkovich) ve Gary Sinise'nin…devamıYönetmen: Gary Sinise
Ülke: ABD
Tür: Dram | Yabancı Film
IMDB: 7.5
Vizyon Tarihi: 16.09.1992
Süre: 115 dk
Türkçe Adı: Fareler Ve İnsanlar
Ödüller: 1 adaylık
John Steinbeck'in klasik yapıtı Oscar adayları John Malkovich (Being John Malkovich) ve Gary Sinise'nin (The Green Mile) başrolleri paylaştığı bu güzel ve etkileyici filmde canlanıyor. İki Oscar ödülü sahibi Horton Foote'un adaptasyonu ve Sinise'nin yönettiği film herkesin görmesi şart olan 'kusursuz bir mucize' En iyi arkadaşlar Lennie (Malkovich) ve George (Sinise) Ekonomik kriz döneminde kendilerini California'da işsiz bulurlar. Buldukları işleri ise Lennie'nin çocuksu zihni sebebiyle kaybetmektedirler. Tyler Çiftliği'nde işe alındıklarında, patronun kötü kalpli erkek çocuğu Curley'nin (Casey Siemaszko) sıkı disiplinine karşın işlerinde başarılı olurlar. Fakat dünyaları, Curley'nin mutsuz eşi (Sherilyn Fenn, Twin Peaks) Lennie'nin acıma duygularına mağruz kaldığında paramparça olur. Artık George'un da acıma duygularıyla bir karar vermesi gerekmektedir
🎬 Filmi de kitabı gibi ŞA-HA-NE!!! Genelde kitapların filmleri yapılırken kitaptan farklı bir çok şey olur fakat bu film gerçekten iyi olmuş. George ve Lennie karakterleri cuk oturmuş oyunculara. Kitabı okurken aldığınız haz filmini izlerkende devam ediyor ve hiç sıkmıyor. Eğer okumadıysanız ve izlemediyseniz hemen kitabını okuyun ve sonra bu filmi izleyin!!! Gerçekten keyif alacaksınız :)
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Tüm sorunlarımızın tek kelimeyle özetlenebilecek cevabı: İnsan... İnsanı yaşamınızdan çıkarın, göreceksiniz, açlığı ve köleliği doğuran nedenler sonsuza dek ortadan kalkacaktır. •İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez. •Kahramanlık yeterli değil. Sadakat ve itaat daha önemlidir. •Öyle bir…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Tüm sorunlarımızın tek kelimeyle özetlenebilecek cevabı: İnsan... İnsanı yaşamınızdan çıkarın, göreceksiniz, açlığı ve köleliği doğuran nedenler sonsuza dek ortadan kalkacaktır.
•İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.
•Kahramanlık yeterli değil. Sadakat ve itaat daha önemlidir.
•Öyle bir zamandaydılar ki kimse düşüncesini açıklamaya cesaret edemiyor.
•...Bunlar düşünceleriydi ama bunları ifade edecek sözcüklerden yoksundu.
•Açlık, zorluk ve hayal kırıklığı yaşamın değişmez yasasıdır.
•Dışarıdaki hayvanlar domuzdan insana, insandan domuza ve yine domuzdan insana baktı ama zaten hangisinin hangisi olduğunu anlamak imkansızdı.
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Nedense hayatta hiçbir şey bana yer değiştirmek kadar güç gelmemiştir. Dolaşmayı çok sevdiğim halde, bir evden başka bir eve, sırf hoşuma gitmediği için taşınmak, beni her zaman ürkütmüştür. •Hayat sanki sadece gözlerimin eriştiği yerlerden, içinde yaşadığım zamandan…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Nedense hayatta hiçbir şey bana yer değiştirmek kadar güç gelmemiştir. Dolaşmayı çok sevdiğim halde, bir evden başka bir eve, sırf hoşuma gitmediği için taşınmak, beni her zaman ürkütmüştür.
•Hayat sanki sadece gözlerimin eriştiği yerlerden, içinde yaşadığım zamandan ibaretti. Sanki dünyada, beni işime götüren tozlu veya çamurlu yoldan, kerpiç duvarlardan ve ne söylediklerini yarım saat sonra bile hatırlamaya imkân olmayan birkaç iyi kalpli arkadaştan başka bir şey mevcut değildi.
•Kim olursan ol... Dünyada kendisi için hiçbir şeyi olmayan bir insanın bile başkalarına yardım edecek bir şeyi vardır... Hiç olmazsa bir tek sözü...
•Kaçmak, her zamanki gibi, her şeyden kaçmak... Görmekten, duymaktan ve beraber ıstırap çekmekten kaçmak.
•Biz de gönül hali nedir biliriz. Sevdalıya öğüt vermesi kolaydır. Gel de sevdayı çekene sor...
•İnsan hali işte böyle. On beş günlük ömrü on beş seneye sığdıramazsın da, on beş senelik ömrü on beş günde yaşayıverirsin!
•İnsanın iyi günü de, kötü günü de geçer, elverir ki bugünlerden anacak bir şey kalsın!
•İnsan nereye giderse rızkı da beraber gidermiş.
•Herkesin yiğidi kendi gönlüne göreymiş
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Sanat, yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri, çöplükle sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürüyen ay ışığı gibi, tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu. •İstediğin kadar güzel resim yap... Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra... •Gözümde…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Sanat, yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri, çöplükle sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürüyen ay ışığı gibi, tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu.
•İstediğin kadar güzel resim yap... Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra...
•Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.
•Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.
•Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. "Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?" diyorlar. "Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?"
•Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.
•Bu memleket bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacak bilmem? Gâvur olsun da kim olursa olsun. Hemen baş tacı ederiz.
•Cennet gibi yerler virane oldu diye gâvurda keramet, Müslümanda kabahat arama!..
•İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyor muyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir.
•Kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki... Bunların var olması utanılacak bir şey değildir, var olduğunu öğrendikten sonra buna göre hareket etmemek yanlış, hatta korkunç olabilir.
•Başka bir insanın zayıf olduğu yerde kendimizin kuvvetli kaldığımızı bilmek gurur verici bir şey...
•Kalbimizin 40 derece ateşe kaç gün dayanabileceğini, böbreğimizin günün birinde taş yapıp yapmayacağını nasıl bilemezsek, söylenmemesi gereken bir hakikati veya bize zorla söylettirilmek istenen bir yalanı söylememek için ne kadar tazkiye tahammül edebileceğimizi de ölçemeyiz.
•İrademiz ve kafamız bizi küçültecek bir iş yapmadıkça, işkence sade bir fizyoloji meselesidir. Etlerimiz, sinirlerimiz dayanabildikleri kadar dayanırlar. Sonra, tabiat ne emrederse, o olur. Ama ruhumuzu kamçılatmamak elimizdedir.
•Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir 'Ah!' diyerek düşüp ölebilendir.
•Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Hayat beni sıkıyor... Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hemde kusturacak kadar... •Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Hayat beni sıkıyor... Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hemde kusturacak kadar...
•Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliği düşeceğim. İnsan bir şey yapmalı, öyle bir şey ki... Yoksa hiçbir şey yapmamalı. Düşünüyorum: Elimizden ne yapmak gelir? Hiç!..
•En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez.
•Hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek.
•Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim. Hiçbir fevkaladeliği yok.
•Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hâkim olacağız.
•Hayatta fevkalade hiçbir hadise yoktur. Her şey birbirinin aynıdır.
•Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi?
•Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullandıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
•Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz daha ileri gideyim, kendi yaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hâkim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak...
•Hayatın bir değişmeler silsilesi ve her değişmenin bir tekâmül olduğunu anlamayanlar yobaz kafalı insanlardır.
•Onun korkusu, içimde
Ürkek bir dünya yaratan...
•Neden kızıyorsun? Neden şikâyet ediyorsun? İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.
•İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşamaya değer... Ne olursa olsun...
•Hayat sahiden yaşanmaya değmeyecek kadar küçüklükler ve bayağılıklarla dolu!..
•İnsanlar hadiseleri basitleştirmeye, bayağılaştırmaya ne kadar meraklı... Bütün hayallerimi bir aptalca laf berbat ediyor...
•Acaba şu anda o ne düşünüyor? Herhalde beni değil... Niçin?.. Onun kafasında bir müddet yaşamak için neleri feda etmem ki?..
•üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
•Hayatta hiçbir şey bizim arzumuza tabi değildir.
•Yaşamak ve yeryüzünde üç adımlık bir yer işgal etmekle mühim bir iş yaptıklarını zannederler. Kimisi gençliğine mağrurdur; kimisi ihtiyarlığına ve tecrübesizliğine dayanıp böbürlenir; kimisi eskiden neydim diye övünür; kimisi ilerde neler olacağını ihsas ederek itibar kazanmak ister. Hepsi birden mahiyetini asla anlamadıkları bu değirmenin içinde yuvarlanıp giderler ve kâinatın mihverinin kendilerinden geçtiğini vehmederler.
•Bir insanın bütün varlığı ile, karmakarışık ruhu, esrarı çözülmemiş vücudu, arzuları, itiyatları, ihtirasları, hülasa her şeyi ile size teslim olması, size iltihak etmesi ne muazzam bir şeydir!
•Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz.
•Nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekân içinde bir yer işgal etmekten vazgeçmeye kuvvetimiz yoksa, bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur.
•Hayattan ayrılmayı istemeyiz, çünkü tatmin edilmemiş birçok arzularımız vardır.
•Beni sevdiğini söyledi... Bir insan tarafından sevilmek bu kadar fena mı? Beni şimdiye kadar kim sevdi? Annem, babam... Belki...
•Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı.
•Etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini.
•Ahmaklık sade ahmaklara değil, akıllı olduklarını sananlara da hükmediyor.
•Her şey bizim ruhumuza tabi...
•Sizi kendim kadar tanıyorum... Bundan daha büyük bir zırva olur mu? Kendimi ne kadar tanıyorum ki?...
•İnsan ruhları arasında, şuurun pek de karışmadığı bazı münasebetler var...
•Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş... Ne aradığımızı bilmeden aramak...
•Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımızı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı? Bu yaşıma kadar en iyi zamanlarım tam manasıyla yalnız kalabildiğim günler olmuştu.
•Kendimi kendim bile tanıyamıyorum...
•Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir; hâlbuki biz bütün hüsnüniyetlerimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz!..
•En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkâr edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapmaz!
•Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi...
•... unuttum diyemem, fakat üzerimde bir tesiri kalmamış...
•Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra...
•Bir insandan haksız yere şüphe etmek en korkunç şeydir. Aldanmak pahasına da olsa bunu yapmamalı.
•İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir.
•Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlakı, hülasa her şeyiyle bir bütün olduğunu henüz anlayan yok.
•Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir.
•İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.
•Ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. •İnsan damarları ve sinirleri bazen iradesinden ve aklından daha kuvvetlidir. •Allah'ın yazdığını kul bozamaz ki. •'O gelmez artık!'…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.
•İnsan damarları ve sinirleri bazen iradesinden ve aklından daha kuvvetlidir.
•Allah'ın yazdığını kul bozamaz ki.
•'O gelmez artık!' dedi. 'Nerden biliyorsun?' dedim. 'Gidişinden belliydi!' dedi.
• +"fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!"
-"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
•Niçin hayatının en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin? Kimin için?..
•Başka türlü nasıl yaşanabilirdi?
•"Yerimizi boşaltsak da dünyaya yeni geleceklere yer açsak..."
•Dünyada her felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.
•"Saadet hayatı olduğu gibi kabul etmektir..."
•İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: Kendini halinden şikâyet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
•Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten...
•Dinlediği sırada kendisine ezberlenecek kadar doğru görünen fikirler, nasıl oluyor da bu kafada barınacak ufak bir yer olsun bulamıyorlardı?
•Hayat bu derece manasız ve insan dünyaya boş durmak için gelmiş olmazdı.
•Şek ile yakîn zail olmaz! (Kuşku gerçeği ortadan kaldırmaz)
•Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
•Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor...
•Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi; fakat yokluğu müthişti.
Procrastination(Prokrastineyşın): Erteleme, oyalanma, ağırdan alma, savsaklama Kitap savsaklama yani erteleme davranışını mümkün olduğunca azaltabilmemiz için gerekli anahtar stratejilerin kısa ve öz halini sunuyor. Sürekli bir şeyleri erteliyorsanız (ödev, iş, spor...vb.) ve buna bir çözüm bulmak istiyorsanız bu kitap size iyi…devamıProcrastination(Prokrastineyşın): Erteleme, oyalanma, ağırdan alma, savsaklama
Kitap savsaklama yani erteleme davranışını mümkün olduğunca azaltabilmemiz için gerekli anahtar stratejilerin kısa ve öz halini sunuyor.
Sürekli bir şeyleri erteliyorsanız (ödev, iş, spor...vb.) ve buna bir çözüm bulmak istiyorsanız bu kitap size iyi gelebilir. Kitapta keyfi savsaklama davranışlarımızdan kurtulabilmemiz için verilen örnekler (Günlük hayatımızda çokça yaşadığımız ertelemeden doğan sorunlar) bir çok şeyin farkına varmamıza yardımcı oluyor. Bu farkındalıktan sonra harekete geçmemiz ve işleri ertelemeye DUR dememiz için verilen "Değişim stratejileri" sizi harekete geçiriyor ve her bölümden sonra çok daha farklı düşünüyorsunuz. Gerçekten titizlikle hazırlanmış ve yararı büyük olan bir kitap.
Okuduktan önceki siz ve okuduktan sonraki siz aynı kişi olmayacaksınız :)
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Yazmak, fikirlerin zihnimizde ilk yerleştiği andan, metnin son halini gözden geçirdiğimiz aşamaya dek epey sosyal bir eylemdir.
•...bir başkasına ancak yapılması gereken bir işi havale edebiliriz, bunun sorumluluğunu değil; aynı şekilde bir işin ancak övgüsünü paylaşabiliriz, kusurlarını ve kabahatlerini değil.
•Her savsaklama ertelemedir, fakat her erteleme savsaklama değildir.
•Erteleme, önceliklerimizi belirlemenin bir parçasıdır.
•Kendi gönülsüzlüğümüz dışında bizi vaktinde harekete geçmekten alıkoyacak hiçbir şey yoktur ortada.
•Savsaklamak, hayatın gerçeklerinden kaçmaktır.
•İhmalkârlıktan doğan pişmanlık, genellikle savsaklama davranışının bir sonucudur.
•Savsaklama davranışı, doğru düzgün yapılması gereken bir işe genellikle daha az zaman ayrılması sonucu doğurur. Bu da toplamda ortaya çıkan işi çoğunlukla daha yetersiz ve verimsiz hale getirir.
•Savsaklama, hayatın gerçeklerinden kaçmakla ilgili bir sorundur. Hedeflerimizi savsaklarken aslında kendimizin en azılı düşmanı haline getiririz.
📍Mutluluk, insanın önüne koyduğu hedefler uğruna verdiği çabada yatar. Özel olarak şu veya bu başarıyı elde etmemiz gerekmiyor; bütün mesele, hayatta bize anlamlı gelen bir şeyin peşinden gitmeye, onun için uğraş vermeye kendimizi adamamız.
•Hayatımızdaki en kısıtlı, en bitimli kaynak zamandır. Yaşayabileceğimiz sınırlı miktarda bir zaman var.
•...bu varoluşsal rahatsızlığın üstesinden gelmenin tek yolu var, o da hayatımızın dizginlerini ele alıp asla bırakmamak.
•Gereksiz yere, bile isteye ertelemeyi bırakmayı öğrendiğimiz andan itibaren, hayatı da dolu dolu yaşamaya başlayacağız.
•Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz.
•Bir şeyin bilgisine vakıf olmak ile o şeyi kendi hayatımızda uygulamaya geçirmek birbirinden farklı iki şeydir.
•Başaramadığımız şey, davranışlarımızı kendi hedeflerimize uygun olarak düzenlenmektedir.
•İyi hissetmenin cazibesine kapıldığımızda teslim olduğumuz şey, dürtüsel itkilerimizdir.
•Duygusal zekâ, kişinin davranışlarına yön vermek üzere duygularını etkili bir şekilde tanımlama ve kullanma yeteneğidir.
•"Kendini iyi hissetmenin cabizesine kapılma, yapman gereken iş neyse hemen başla."
•Savsaklama anında yapılması gereken ilk şey, yerinizden kıpırdamadan öylece durmaktır.
•Asıl önemli olan korkumuzun esiri olmamak.
•Kendimizin en azılı düşmanı haline gelmişizdir ve kendi kendimizi nasıl kandıracağımızı dahi biliriz.
•Yarın değil, bugün. Sonra değil, şimdi. Bir ara değil, hemen.
•Sonra yapayım diye işinizi ertelediğiniz o yarın, daima bir gün ötededir; hiçbir zaman bugün haline gelmez.
•Belli bir olay dışındaki olayların gelecekte düşüncelerimiz ve duygularımız üzerinde yaratacağı etkiyi azımsama eğilimine referans noktası saplantısı deniyor.
•Bir işi yapmak için illa canımızın istemesi gerektiğine inanırız. Böyle bir şey yok.
•Umduğumuz değil, içinde bulunduğumuz durumla yüzleşip yapmamız gereken her neyse onu yine de yapabiliriz.
•Tutumların davranışları belirlediği kadar, davranışlar da tutumları etkiler; fakat nihayetinde davranışların tutumlar üzerindeki belirleyiciliği daha fazladır.
•Bahane insanın bir gecelik fantazisidir.
•Bir kimsenin kendisi için yarattığı bahaneler, esasında o kişinin kendini sabote etmesidir.
•Başlamak, elimizdeki işe yönelik algımızı değiştiriyor.
•Bir kere başlamaya görelim, elimizdeki işin aslında zannettiğimiz kadar berbat olmadığını hemen anlıyoruz.
•Başlamak bitirmeye yetmez.
•Uygulama hedefleri, başarma güdümüzü tamamlayıcı bir etkiye sahiptir.
•İrade, kısıtlı bir kaynaktır; idareli kullanmak gerek.
•Kılımızı bile kıpırdatmıyorsak eğer, gerçekten dermanımız kalmadığından değil, "canımız istemediğinden"dir.
•Bir kere başlasaydı, ihtiyaç duyduğu motivasyona ve enerjiye sahip olduğunun farkına varacaktı.
•Kişilik özellikleri betimleyicidir, belirleyici değil.
•Savsaklama alışkanlığı da kendi kendimizi kandırma konusundaki yeteneklerimizden beslenir.
•Aslında sınırlarımızı ve kapasitemizi öğrenip üzerine gittikçe en güçlü yanlarımızı ortaya çıkarmamız da mümkün.
•Özdeğişim, hiç bitmeyen bir yolculuktur; sabır ve azim ister.
•Hiç kuşku yok ki defalarca yeniden denemek zorunda kalacağız.
•Değişim yalnızca okumakla mümkün olabilecek bir şey değildir, eyleme geçmeniz gerekir.
Bu dizi bana ne mi öğretti? Chandler, problemlere gülebilmeyi, Joe, nasıl gerçek dost olunacağını, Rachel, özgür ve cesur olmayı, Monica, disiplinin değerini, Ross, asla aşktan vazgeçmemeyi, Phoebe, kendin ile mutlu olabilmeyi öğretti ❤️ "The only friends who are there for…devamıBu dizi bana ne mi öğretti?
Chandler, problemlere gülebilmeyi,
Joe, nasıl gerçek dost olunacağını,
Rachel, özgür ve cesur olmayı,
Monica, disiplinin değerini,
Ross, asla aşktan vazgeçmemeyi,
Phoebe, kendin ile mutlu olabilmeyi öğretti ❤️
"The only friends who are there for me always"
Öncelikle çok iyiydi ve 1 sezon ile sınırlı kalmamalıydı😢✍️ Ölümsüz olan Dr. Henry Morgan'ın 200 yıllık yaşamının hikâyesini anlatan bir dizi aslında. Meydana gelen cinayetleri çözen NYPD ekibi ve onlara mükemmel çıkarımlarıyla yardım eden bir Adlı tabib Henry Morgan... Henry'nin…devamıÖncelikle çok iyiydi ve 1 sezon ile sınırlı kalmamalıydı😢✍️
Ölümsüz olan Dr. Henry Morgan'ın 200 yıllık yaşamının hikâyesini anlatan bir dizi aslında. Meydana gelen cinayetleri çözen NYPD ekibi ve onlara mükemmel çıkarımlarıyla yardım eden bir Adlı tabib Henry Morgan...
Henry'nin yaptığı çıkarımlar 200 yıllık yaşamının verdiği tecrübelere dayanıyor ve diziyi izlerken olayların çözümünde bu tecrübelerin, cinayetleri aydınlattıklarını görünce insan şaşırıyor ve daha çok meraklanıyor... Fakat bu dizi cinayetleri çözmeye çalışan bir ekipden ve ölümsüz olan bir doktordan ibaret değil. Henry'nin Abigail'e olan aşkı... Jo Martinez'in eşini kaybettikten sonra hayatına devam edebilmesi... Abe'in Henry'nin oğlu olup Henry'e bir nevi babalık yapması ve o öldükten sonra Henry'e ne olacağını bilememesinin verdiği korku... Lucas'ın Henry'den öğrendikleri ve onu öğretmeni olarak görmesi ve çok daha fazlası bize derinlerde başka şeyler öğretiyor.
Fazla uzatmak istemiyorum aslında çünkü hâlâ 1 sezon olmasının verdiği üzüntü var.
Kısacası Polisiye seviyorsanız izlediğinize pişman olmayacağınız bir dizi... İZLEYİN ✔️