“İnsan aklı, algılaması, tutkuların tutsağı oluyor çoğu kez. Ben belki de ondan çok kendime kıydım...” “İyi ama bütün bunlardan sonra yaşayıp da ne olacak?” “Sonunda, umutsuzluk içinde: - Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan? Onu şu anda hayata…devamı“İnsan aklı, algılaması, tutkuların tutsağı oluyor çoğu kez. Ben belki de ondan çok kendime kıydım...”
“İyi ama bütün bunlardan sonra yaşayıp da ne olacak?”
“Sonunda, umutsuzluk içinde:
- Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan? Onu şu anda hayata bağlayan tek şey bu korku.
diye düşündü.”
“Kendi üzerime bunca umutlar beslemeye, bunca hayaller kurmaya cesaret ettim bir de! Oysa sefil, beş para etmez, aşağılık, aşağılık bir adamım ben!”
Şüphesiz ki dünyaya bir daha Dostoyevski gibisi, böyle içten ve böylesine iyi bir yazar gelmeyecek. Suç ve Ceza. Bir şaheser. Dünyaya hiç şüphesiz çok büyük bir katkı. Raskolnikov, içinde yaşadığı oda, annesi, Dunya, Sonya, Razumihin, çektiği acılar. Kendisiyle defalarca tartışması ve en ufak acımadan yoksun bir şekilde kendini yargılaması. Her konuda. Ve her şeyin farkında olması. Çevresinde ve dünyada, insanların aklında olup biten her ama her şeyin! Sanki bir hayalmişçesine, kendi gördüğüm bir rüyaymışçasına veya bir anıymışçasına yaşadım her şeyi. Oradaydım! Dediğim gibi, bir şaheser. E okuyucuyu hikaye içerisine böyle çeken de kuşkusuz Dostoyevski’nin büyük yazarlık başarısıdır.
5 hikayeden oluşan bir kitap, kitaba ismini veren hikaye son kısımda yer alıyor. Kitabın sayfalarının neredeyse yarısı ise bir atın gözünden onun hayatını ve gözlemlerini anlatan hikayeye ayrılmış. Holstomer isimli bu hikayeyi sıradışı ve önemli buldum. Bu hikayenin üslubu bana…devamı5 hikayeden oluşan bir kitap, kitaba ismini veren hikaye son kısımda yer alıyor. Kitabın sayfalarının neredeyse yarısı ise bir atın gözünden onun hayatını ve gözlemlerini anlatan hikayeye ayrılmış. Holstomer isimli bu hikayeyi sıradışı ve önemli buldum. Bu hikayenin üslubu bana epey Aytmatov’u anımsattı. Diğer hikayeler ise, verilen mesajlar açısından bir çok örneğini okuduğumuz türdendi. Güzel bir kitap, kısa hikayeler. Okunmaya değer.
“Bütün bunlar ne için? Bu dehşet ne için?” Bir çırpıda biten bir Tolstoy romanı. Romanın başlangıç kısmından hemen sonra İvan İlyiç’in gözünden yaşamını ve ölümüne dek geçen süreci okuyoruz. Ölümle ve yaşamış olduğu hayatla yüzleşmesini, çevresindeki insanların ve aslında kendisinin…devamı“Bütün bunlar ne için? Bu dehşet ne için?”
Bir çırpıda biten bir Tolstoy romanı. Romanın başlangıç kısmından hemen sonra İvan İlyiç’in gözünden yaşamını ve ölümüne dek geçen süreci okuyoruz. Ölümle ve yaşamış olduğu hayatla yüzleşmesini, çevresindeki insanların ve aslında kendisinin de ikircikli düşüncelerine tanık oluyoruz. Bunca zaman yaşamış olduğu hayatı hep doğru bulan İvan İlyiç’in içine düştüğü kuşkuları ve ikilemleri okuyoruz. Tolstoy’un tanrı, ölüm, insanların para ve makam hırsı üzerine yazdığı bir kitap daha. Biraz fazla depresif buldum. Ama ölüm üzerine olan bir kitaptan da daha azı beklenemezdi sanırım.
“İşte ağladım şimdi, çocuk gibi, hatıralara kapılıp gidince. Her şeyi öyle canlı, öyle canlı hatırladım, öyle parlak bir şekilde belirdi ki bütün geçmiş önümde ve şu an öyle bulanık, öyle karanlık ki!.. Nasıl sona erecek bu, nasıl sona erecek bütün…devamı“İşte ağladım şimdi, çocuk gibi, hatıralara kapılıp gidince. Her şeyi öyle canlı, öyle canlı hatırladım, öyle parlak bir şekilde belirdi ki bütün geçmiş önümde ve şu an öyle bulanık, öyle karanlık ki!.. Nasıl sona erecek bu, nasıl sona erecek bütün bunlar?”
Rus edebiyatının, dünya tarihinin ve şüphesiz ki gönlümün efsanesi, her türlü övgüyü sonuna kadar hakeden eşsiz bir yazarın gelişini müjdeleyen harikulade bir kitap. İnsanlığın acizliğini, parasızlığın yaşattığı zavallılığı, kendilerini o durumda yaşamaya mahkum eden zenginlerin gösterdiği bir anlık merhamete duyulan o müthiş ve budalaca sevgi gösterisini oldukça duygulu ve bununla beraber mizahi olarak ele alan eser. Roman’ın bir bölümünde, Gogol’un Palto isimli hikayesini de odun birinin mizacından muzip bir şekilde yorumlamış. Oldukça da eğlenceli buldum. Dostoyevski’nin insan tahlilleri kesinlikle inkar edilemez bir acıyla buluşuyor bizlerle. Gerçekle karşılaşmanın verdiği acı.
“Peki ben neredeydim? Ne diye burada durup aptal gibi, seyrettim! ... ...Ama ben aptalım. Hiçbir şey düşünmedim. Hiçbir şey göremedim. Sanki bütün bunlar olması gereken şeylerdi; sanki benimle ilgisi yoktu; bırakmış farbala peşinde koşuyorum!..”
“İnsan bazen duygularını aptallık derecesine vardırır da yolunu şaşırır ya, öyle bir şey. Başka bir şeyden de olmaz, kalbin aşırı gereksiz, budalaca ateşinden olur hep.”
“Biz insanlar, kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu da kıskanmalıyız.”
-Spoiler içerir. Diziyi bitirmeyen okumasın.- 1. sezon bittiğinden beri, olayların asla değişmeyeceğini, hep aynı şeylerin olacağını ama üstü kapalı kalmış şeylerin farklı zamanlarda farklı açılardan nasıl olduğunun gösterileceğine inanmıştım. 2. sezon bu fikrimi doğruladı ve pekiştirdi. 3. sezon da son…devamı-Spoiler içerir. Diziyi bitirmeyen okumasın.-
1. sezon bittiğinden beri, olayların asla değişmeyeceğini, hep aynı şeylerin olacağını ama üstü kapalı kalmış şeylerin farklı zamanlarda farklı açılardan nasıl olduğunun gösterileceğine inanmıştım. 2. sezon bu fikrimi doğruladı ve pekiştirdi. 3. sezon da son bölüme kadar fikrim daha da güçlüydü. fakat duygu dolu, neden ağlattığını bile anlamadığım finalden sonra büyük bir yanılgıda olduğumu anladım. gelmiş geçmiş en iyi dizi final diyebilirim. ben hep ucu açık bir final yapacaklarını ve olayları öylece bırakacaklarını düşünürdüm. fakat yanılmışım. sondaki sahne, bir ucu açıklık değil yalnızca jonas'ın ismine annesinin karar verdiğini gösterir. doğacak çocuk bildiğimiz jonas olmayacaktır. sadece onunla aynı ismi taşıyan bambaşka biri olacaktır. daha uzun bir yorum yazmak isterdim ama dizi bir çorap. yorum yaptıkça sökük asla bitmeyecek ve sayfalarca yorum yazmak gerekecek.
fakat, jonas ve martha’nın 3 dünyanın düğümündeyken, birbirlerinin çocukluk hallerine görünmeleri tuhaf bir durum. eğer çocukken bunu gördülerse ve büyüklük halleri bunu hatırlıyorsa, o halde yaptıkları yine işe yaramamış olmalıydı. ama şöyle bir düşünürsek te, jonas'lı dünyanın orta yaşlı jonas'ı, jonas'sız dünyanın martha'sını hatırlamadı. çünkü, jonas'lı dünyadan gelip jonas'sız dünyanın martha'sı ile hiç karşılaşmamıştı. bu yüzden, belki de çocuk jonas ve martha, yeni başlayacak döngünün henüz başındaydılar ve o döngü henüz yaşanamadan tüm döngüler silinmiş oldu.
babanıza baş kaldırmamalısınız. :))
düğümü kökünden kazımakta ve hep aynı döngüyü tekrar etmemekte kullandıkları yöntem tanrı parçacığının ilk ortaya çıkışında zamanın bir anlığına duruşu oldu. bunu yapmalarını sağlayan adam, adam'a bu fikri veren de en yaşlı claudia oldu. demek ki, 3 sezon boyunca her karakter manipülasyona uğrarken ve diğerlerini de yalan söyleyerek manipüle ederken, manipüle olmamış tek karakter claudia olmuş. bu döngünün sürekli yaşanmasının sebebi yalanlarken, bir kişinin yalanlara kanmadan yalan söylemesi herkesin kurtuluşu olmuş diyebiliriz. bence kilit nokta, claudia'nın diğer dünyanın claudia'sını öldürüp eva'ya gittiğinde kendini yutturmasıdır. eğer eva orda durumu çakmış olsaydı düğümden asla çıkılamazdı.
soyağacı: martha ve jonas'ın oğlunun torunu ulrich. ulrich'in kızı da martha. dolayısıyla martha kendisinin babasının babasının babaannesi oluyor. jonas'ta, babası mikkel olduğu için ulrich'in torunu. dolayısıyla jonas, halasıyla işi pişirmiş oluyor. aynı zamanda jonas, ulrich olan dedesinin babasının babasının babası oluyor.
siljia, jonas'ın anne tarafından üvey kız kardeşi. siljia, agnes'in annesi ve agnes te jonas ve martha'nın oğluyla evleniyor. onların çocuğu tronte de ulrich'in babası. yani ulrich, babaannesinin anneannesi ile işi pişirmiş oluyor. aynı zamanda jonas'ın gelini, jonas'ın üvey kızkardeşinin kızı.
siljia ile claudia baba tarafından üvey kardeş. jonas ile siljia da anne tarafından üvey kardeş.
claudia ile jonas'ın arasında kan bağı yok ama claudia'nın babası, jonas'ın annesi işi pişirmiş oldu. egon ve catherina(hannah) evlenseler onlar da bağsız üvey kardeş olurdu.
bartosz'da anneannesinin baba tarafından üvey kız kardeşi olan siljia ile işi pişirdi. Annesinin üvey(yarı) teyzesiyle yani. ve aslında ulrich'in pek siklemediği bartosz, ulrich'in babaannesinin babası oluyor.
tüm nielsen ailesi, bartosz ve siljia'nın soyundan geliyor. bartosz'da, egon tiedemann'ın kızının kızının oğlu. ama bartosz'un işi pişirdiği kadın da yine egon'un kızı. bartosz, anneannesinin babasının kızıyla iş pişirdi.
egon, eğer hannah ile yatmasaydı nielsen ailesi oluşmazdı. dolayısıyla, tüm nielsen sülalesi aslında egon'un bir gecelik ilişkiden doğma piç sülalesi. egon'un, hannah'dan olan kızının kızı da, jonas ve martha'nın soyisimsiz oğluyla birlikte ulrich'in babasını yapıyor.
Godzilla filmi gibi, bir şey beklemeden izledim. Ve beklentilerimin üzerinde çıktı. Oldukça keyifli, sıkılmadan izlediğim bir film oldu. Kendini izlettiriyor. Son sahnede askerin eve dönüş çekimi ağlattı. :)
“Kirli bedeni, karmakarışık saçları ve silinmemiş burnuyla çocukluk döneminin bitmesine ve insan yüreğinin karanlığına... ...ağladı.” “Orada, karanlıkta yatarken toplumun dışına atıldığını anladı. -Aklım başımdaydı da ondan.” Kitap gerçekten okunması biraz zor bir kitap. Sayfa dolusu betimlemeler var belli yerlerinde ve…devamı“Kirli bedeni, karmakarışık saçları ve silinmemiş burnuyla çocukluk döneminin bitmesine ve insan yüreğinin karanlığına... ...ağladı.”
“Orada, karanlıkta yatarken toplumun dışına atıldığını anladı.
-Aklım başımdaydı da ondan.”
Kitap gerçekten okunması biraz zor bir kitap. Sayfa dolusu betimlemeler var belli yerlerinde ve özellikle ilk 100 sayfada bu durum okuyucuyu sıkabilir. Ama sonrasında gelişen ve olaylara dahil olan heyecan ve merak duygusu kitabı daha sevilerek okunabilir kılıyor. Gelecekte yaşanan bir 3. Dünya savaşında, 6-12 yaş arasındaki çocukların medeniyetten uzak bir adaya düşmesini anlatıyor kitap. Sonrasında çocuklardan beklenmeyecek ama nihayetinde insan olmalarından dolayı pek kolay alışılan bir vahşiliğe, güç mücadelesine tanık oluyoruz. Fiziksel özelliklerden dolayı hor görüp ötekileştirmeye ve Ralph’ın bile sonradan domuzcuk a karşı iyi davransa da başlardaki iki yüzlülüğünü okuyoruz. Kitapta demokratik hükümeti sırf karizması ve bir takım simgelerden dolayı kazanmış bir karakterin, gücü elinde tutan silahlı ve faşizmi simgeleyen bir karakter tarafından alaşağı edilişi de anlatıldığından bu açıdan da oldukça değerli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Fakat sonsözde geçen hitler benzetmesi bence pek gereksiz ve zorlama bir benzetmedir.
Kitap gerçekten verdiği mesaj yönünden epey kıymetli. Olayların biraz karmakarışık anlatılması, uzun betimlemeleriyle yorsa da kesinlikle okunmalı.
Günümüzden 155 sene önce, insanlık henüz aya ayak basmamışken yazılmış bu bilim kurgu romanı müthiş bir hayal gücü ve üzerine bilimsel hesaplar yapılarak yazılmış. Bu yönden saygı duysam da, kitabın çok fazla rakamlara ve detaya boğulmasından dolayı sürükleyiciliğinin en azından…devamıGünümüzden 155 sene önce, insanlık henüz aya ayak basmamışken yazılmış bu bilim kurgu romanı müthiş bir hayal gücü ve üzerine bilimsel hesaplar yapılarak yazılmış. Bu yönden saygı duysam da, kitabın çok fazla rakamlara ve detaya boğulmasından dolayı sürükleyiciliğinin en azından ortalara kadar olmadığını söyleyebilirim. Top dökümünün başlamasıyla ve de Michel Ardan’ın gelişiyle daha heyecanla çeviriyorsunuz sayfaları.
Kitapta amerikalıların nasıl insanlar olduğuna dair bir çok şey görebilir, savaş sevicilere de her ne kadar sığca olsa da yapılmış giydirmelere tanık olabilirsiniz.
“Hepsini kaybedinceye kadar da oynamayı sürdürürüm nasılsa. Neden bir kez daha baştan başlayayım ki, bıktım artık.” Ana karakterimiz, bir pansiyonda kalırken seyirci olduğu bir olay sonucu, kendini yaşlı bir kadının geçmişte geçirdiği 24 saatlik bir anıda buluyor. Bu anıda, kumar…devamı“Hepsini kaybedinceye kadar da oynamayı sürdürürüm nasılsa. Neden bir kez daha baştan başlayayım ki, bıktım artık.”
Ana karakterimiz, bir pansiyonda kalırken seyirci olduğu bir olay sonucu, kendini yaşlı bir kadının geçmişte geçirdiği 24 saatlik bir anıda buluyor.
Bu anıda, kumar bağımlılığı nedeniyle hayatı darmadağın olmuş ve umutsuzluğa sürüklenmiş bir gencin intihar edeceğinden korkarak yardım etmeye çalışan Mrs. C. nin kısa bir süre içerisinde yaşadıklarını ve hislerini okuyoruz.
İnsan ilişkilerine ve davranışlarına yönelik tuttuğu ışıkla, yerinde ve ortalama düzeyde bir kitap olduğunu düşünüyorum.